Yeni Yazısı > Turkcell'le Türkiye kazandı - 23.04.2011

Turkcell'le Türkiye kazandı
23 Nisan 2011

Günlerimizi bazen çok gereksiz tartışmalarla geçiriyoruz. Gündem fırtına gibi değişiyor ve gerçek gündemle içi boş gündemler birbirine karışıyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun bir hafta süreyle hayatımızı karartan kararıyla uğraşırken, bu ülkenin en önemli şirketlerinden biri, az daha başka ellere geçecekti. Turkcell, bu ülkenin en önemli haberleşme kurumudur.

[[HAFTAYA]]

Sadece para olarak değil, uluslararası arenadaki yeriyle Turkcell kaybedilmemeliydi. Mehmet Emin Karamehmet, yabancı ortağına karşı müthiş bir mücadele verdi ve kazandı. İşin ilginç yanı, belki de ilk defa Türkiye de Turkcell’e sahip çıktı. İş çevrelerinin kıskançlıkları, bürokrasinin çelmeleri bile bu defa işlemedi. Karamehmet, çok iyi bir stratejist olduğunu bir defa daha ispatladı. Tabii bu kavga kolay kolay bitmez. Sadece genel kurulda önemli bir adım atıldı ancak daha davaları var. Ben Karamehmet’in pes etmeyeceğinden eminim.

GS’de oyun bitmez...

Rahat duramıyoruz ki... Bir ismin etrafında buluşalım, sen-ben kavgası yapmayalım, diye yola çıktık ve tam tersi gerçekleşti. Yine sen-ben kavgası... Yine, “o varsa, ben yokum” çekişmesi. Bu arada GS kan kaybediyormuş, kimsenin aldırdığı yok. “Osmanlı’da oyun bitmez” derler ya, aynı durum GS için de geçerli. GS’de de oyun bitmiyor. Kendi ellerimizle canım bir yapıyı hırpalıyoruz. Bakalım kavganın sonu nasıl bitecek. Ünal Aysal’ın etrafında mı birleşeceğiz yoksa Aysal’ı saf dışı mı edeceğiz?

Aslan ‘parça’sı

Taraftar, Arda’ya hak verdi. Verdiğini de böyle duyurdu... Konu malum... Arda’nın “TRT’de yayınlanan o kaseti”. “GS Forması”na ilişkin o sözleri... “Forma” kelimesini büyük harfle yazdım.. Çünkü özel isimdir.. “GS Forması” hem özel hem de büyüktür... Tıpkı diğer formalar gibi... Ve daha 25’ine bile basmamış Arda Turan, o koca yüreği ve büyük yeteneğiyle şanlı GS Forması’nı başarıyla taşımıştır, taşıyacaktır... Ve o Forma “parçalı”dır. Bir yanı sarı, diğer yanı kırmızıdır!.. Yani... Arda da, taraftar da haklıdır. Ve tabi “Beyler” de... O Beyler ki, bütün bu polemiklerin ortasındaki Manisa maçında takımı sahaya “parçalı” formayla çıkartmıştır... Sessiz ama çok asil bir mesaj vermişlerdir... O sessiz mesajın sesi de herhalde taaa Fizan’dan duyulmuştur!..

Fransız Senatosu Türkiye’den yana durdu...

Fransız Senatosu, 4 Mayıs günü “Emeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasına yönelik yasa tasarısını” görüşecekti. Geçen hafta, Senato Anayasa Komisyonu bu tasarıyı reddetti. Ama daha önemlisi, ret gerekçesiydi: “...Yasama organlarının tarih yazmamaları gerekir... Tasarı, Fransız Anayasası ve ifade özgürlüğüne de aykırıdır...

Tasarının kabulü, Türk-Fransız ilişkilerinin bozulmasına yol açacaktır... Yahudi soykırımının aksine, Ermeni soykırımı hakkında hukuksal planda bir uluslararası metin veya adalet kararıyla tam bir tanımlama yapılmamıştır...” Son derece önemli, sağlam ve ciddi bir gerekçe. Aksi yönde bir karar çıkmış olsaydı, şimdi Fransa’yı yerden yere vuruyor olacaktık. İyi haberleri görmezden gelme gibi bir alışkanlığımız var. Ancak görüyorsunuz ki, Fransa Türk düşmanı falan değil. Sağduyulu insanlar da, doğruyu görebiliyor.

Bedri, bu topluma ayna tuttu ve...

Bedri Baykam olayı, neresinden bakılırsa bakılsın, nasıl bir toplum içinde yaşadığımızı göstermesi açısından hepimize ayna tutan inanılmaz bir örnektir. “Herife sinir oldum” diye bıçağını çekenlerin, aramızda nasıl rahatça dolaştığını göstermesi açısından da ibret dolu bir örnek. Görüşünü beğenmediği birini vuran, aşık olup yüz bulamadığı sevgiliyi, geri dönmeyen eski eşi veya yeni karısını kurşuna dizenlerin olduğu bir ülkede yaşadığımızı gösteren bir örnek. Sadece bu kadar da değil, Bedri Baykam bize, “Türk milleti merhametlidir, yardımseverdir” sözlerinin de büyük bir yalan olduğunu gösterdi. Bizim merhametimiz, yardımseverliğimiz sadece kendimizedir. İşimize geldiğince dillendirdiğimiz yapmacıklıktır. Hepimize ayna tuttu ve o aynada beliren yüzümüz maalesef çok çirkindi. Geçmiş olsun Bedri...

Hayırlı olsun...

Milliyet, Türk basınının “güven kalesi” ve kaliteli, dengeli gazeteciliğin simgesidir. Ali Naci Karacan-Ercüment Karacan, Abdi İpekçi’nin kurduğu, sağlam temellerde yücelttiği, ardından da son 32 yılda Aydın Doğan’ın devleştirdiği bir kurumdur. Kalitenin amiral gemisi dersem daha doğru olur. Benim de gözümü açtığım ve 30 yılımı geçirdiğim, yeşerip büyüdüğüm bir gazete olduğu için, ne kadar heyecan duyduğumu tahmin edebilirsiniz. Ayrıca, Aydın Doğan’ın ilk göz ağrısı olarak, Doğan Yayın Grubu’nda da çok farklı bir yeri vardır.

Bütün bunlara rağmen zorunluklar “kalitenin amiral gemisinin kaptan köşküne” yeni kaptanların gelmesini gerektirdi. Açıkça söylemeliyim, en doğru formül bulundu. Zira, yerli veya yabancı, medya dışı isimlere değil, eski sahip ve ortağına satıldı. Ali ve Ömer Karacan’la aile yakınlığım, Erdoğan Demirören’le de yıllara dayanan dostluğum nedeniyle bu grubun, Milliyet ve Vatan için bir şans teşkil ettiğini söyleyebilirim. Karacan’ların devletle hiçbir alışverişi yoktur. Ne ihale kovalarlar, ne iktidara yamanma meraklısıdırlar. Gelirleri sadece medyadandır. Demirören’ler de güçlü bir sanayi kuruluşudur ve siyaset oyunundan daima kaçmışlardır. İşte bundan dolayı, herkesi memnun eden bir el değiştirme yaşanmış, hiçbir spekülasyona neden olmamıştır. Herkese hayırlı olsun...

KİTAP KÖŞESİ

Nilüfer’in sağduyusu...

Ben, Türkiye’deki Nilüfer Göle’ciler kulübü üyelerinden biriyimdir. Ona “Şahane Kadın” adını taktım. Gerçekten de, onu dinlerken veya okurken şahaneliği hemen ortaya çıkıveriyor. Mahremin Göçü adlı, Ayşe Çavdar’ın hazırladığı söyleşi kitabını da (hayykitap) büyük bir keyifle ve doğrusu, çok şey öğrenerek okudum. Zaten Göle’nin gücü de buradan geliyor. Son derece net bir gözlemleme yeteneği ve son derece net bir anlatımı var. Göle, tabuları yıkmakta uzman. Yine örtünen kızları, mahremiyeti o son derece gizemli tutulmaya çalışılan dünyasından çıkarıyor ve normale dönüştürüyor. Korkuları değil, tam aksine, değişen Türkiye’nin çok daha normale dönüşeceğini anlatıyor. En önemlisi, inandırıyor da...

‘Günden Kalan İzler’

Tahsin Tarhan’ın Doğan Kitap’tan çıkan ilk eseri “Günden Kalan İzler” raflardaki yerini aldı. Tahsin Tarhan, dünyayı gezdi. Bizlere de birçok güzel fotoğraf armağan etti. Hindistan’dan Küba’ya, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’a kadar birçok yerde fotoğraf çekti. Benim de içinde bulunduğum birçok kişiden de fotoğraflarına yorum yapmamızı istedi. Ben Prag’ı anlattım. Eskiyi bu kadar iyi taşıyan bir başka şehir yok gibi. Çok güzel fotoğraflar Günden Kalan İzler’de. (www.dogankitap.com.tr)