Taş atanla mermi atanı bir tutmak vicdana sığmaz
28 Ekim 2010

Devlet Bakanı Egemen Bağış, Dink’in katil zanlısı Samast hakkında verilen karardan üzüntü duyduğunu söyledi. Bağış “Samast kararı Türkiye’nin AB yolunda hukuk reformlarına devam etmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış ile Macaristan’ın başkenti Budapeşte’deyim. Bağış, Avrupa Birliği dönem başkanlığına hazırlanan Macaristan’ın, Türkiye’nin AB üyeliğine daha fazla destek vermesi için iki gün boyunca yoğun ve başarılı görüşmeler yürüttü. Cumhurbaşkanları, genellikle ülkelerine gelen diğer ülke devlet başkanlarıyla ya da başbakanlarla bir araya gelirler. Olağandışı bir durum yoksa, bakan seviyesinde bir görüşme yapmazlar. Ancak Türkiye’ye büyük sempati duyan Macar Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, Bağış’ı kabul etti ve Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kuvvetli mesajlar verdi.

[[HAFTAYA]]

Egemen Bağış’la hem Macaristan’daki temaslarını hem de Türkiye’nin dış politikasındaki önemli konuları konuştuk.

Öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast hakkında verilen mahkeme kararını şaşkınlıkla karşıladığını ifade eden Egemen Bağış, mermi atanla taş atanı bir tutmanın hiçbir vicdanda yeri olamayacağını söyledi.

Gazeteci Hrant Dink’in yaşamı boyunca her gittiği ülkede Türkiye’yi savunduğunu hatırlatan Bağış “Benim vicdanım, orada bir Türk aydınının katledildiğini söylüyor. Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant Dink ülkesini seven bir insandı” diye konuştu.

Çarpık yargı düzeninden kendisinin de nasibini aldığını anlatan Egemen Bağış’a göre Dink’e silah çeken kişi hakkında alınan bu son karar, hayatın her alanında Türkiye’nin Avrupa Birliği standartlarına ulaşması gerektiğini kanıtlıyor.

“Mahkemenin Samast ile ilgili kararı Türkiye- Ermenistan ilişkilerinde yeni bir engel yaratır mı?” diye sordum. Bağış, “Ermenistan’da bunu kullanmak isteyenlerin çıkabileceğini, zaten Ermenistan’ın Türkiye ile sorunlarını çözmesini istemeyen dış güçlerin faal durumda olduklarını” vurguladı.

Kafkaslar’daki sorun biraz da bu anlattığınız nedenlerden ötürü mü çözülemiyor?

Minsk Grubu denen kurumun üyeleri Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa, meselenin özüne inmeye çalışsalar Ermenistan- Azerbaycan sorunu çözülür. Ancak bu ülkelerin konuyu ne kadar öncelikli gördüğü tartışılır.

Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin neresindeyiz?

Halen Belçika’nın AB dönem başkanlığı devam ediyor. Bu dönemde bir fasıl açma arzusundayız. Sosyal politika ve istihdam faslı için ise anayasa değişikliği gerekiyor. Kamuda grev hakkını tanımak durumundayız. Halen Kıbrıs engeli nedeniyle kilitli durumda bulunan 18 fasıl var. Avrupa Birliği’nin bu konuda çifte standartlarına artık bir son vermesini bekliyoruz. Örneğin enerji faslının Kıbrıs Rum kesimi tarafından bloke edilmesi, Avrupa açısından çok vahim. Akdeniz’in ortasında yer alan ve hiçbir enerji sorunu olmayan bu şirin adanın, kışı soğukta geçirme riskiyle karşı karşıya bulunan koskoca Avrupa’nın enerji güvenliğini teslim alması düşünülebilir mi? Biz bu nedenle enerji faslını, Nabucco projesine ortak olan Macaristan’ın dönem başkanlığında açmak istiyoruz.

Avrupa’da son dönemde nasıl bir Türkiye fotoğrafı var?

Avrupa Birliği’nin ekonomik olarak en hızlı büyüyen ülkesi durumundaki Almanya yüzde 3,5’luk bir büyüme elde etti. Türkiye’de ise bu oran yüzde 11. Bir başka ifadeyle ekonomik performansımız Avrupa ortalamasından 11 kat daha iyi. Avrupa Birliği’nin yaş ortalaması 42, Türkiye’nin ise 28. Başbakanımızın söylediği 3 çocuk hedefinin tutturulması halinde Türkiye 2037 yılı sonrasında da Avrupa karşısındaki demografik üstünlüğünü koruyabilir. Aksi halde Türkiye’nin nüfusu da nispi olarak azalmaya ve yaşlanmaya başlar. Avrupa’daki rüzgâr giderek Türkiye lehine dönüyor. Almanya Cumhurbaşkanı Wulff çok güçlü bir destek ortaya koydu. Alman Sosyal Demokrat Partisi ve Yeşiller de aynı çizgide. Türkiyesiz bir Avrupa olamayacağını görüyorlar. AB bütçesinin çok büyük bölümünü tek başına karşılayan Almanya bu yükü daha fazla sırtlamak istemiyor. Tam üyeliğimizin Avrupa ekonomisine büyük katkı sağlayacağını bildiğimiz için biz de “Sık dişini Avrupa” diyoruz.

Kıbrıs sorununda başladığımız yere mi döndük? Bütün süreç Türk tarafının aleyhine mi gelişiyor?

Ben öyle görmüyorum. Çünkü Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin dışında bırakmanın maliyeti, AB’ye üye yapmanın maliyetinin önüne geçmeye başladı. Avrupa, Kıbrıs sorununun arkasına sığınarak daha fazla Türkiye’nin yolunu kesemez. AB’nin şımarık üyesi Rumlara artık birilerinin “Dur” demesini bekliyoruz.

Avrupa’nın Türkiye’ye bakışında köklü bir değişiklik mi olduğunu söylüyorsunuz?

Evet. Eskiden Türkiye için üç şey söylerlerdi: Fakir, büyük ve Müslüman! Bir kere Türkiye artık fakir değil. OECD verilerine göre Çin ve Hindistan’la birlikte dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi. Ayrıca Türkiye’nin büyüklüğü bir avantaj... Türkiye’ye 3 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyar insanın yaşadığı hazır bir pazar var. Bugün Avrupa’da 30 milyon Müslüman yaşıyor. İslam’ın gerçek yüzünü neredeyse son 200 yıldır Türkiye temsil ediyor.

CHP’nin son dönemde AB konusuna daha fazla sarılması çok önemli bir gelişme değil mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu hedefe sarılmak istiyor ama parti içinde birileri ona “Cısss” diyor.