Tarihin yaşadığı yer, Eceabat!
24 Nisan 2011

Milli Park Gelibolu Yarımadası içinde Eceabat, tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan birine tanıklık etmiş, halen insanların yaşadığı ender açık hava müzelerinden biri olma özelliği ve doğal güzelliğiyle gezeni etkileyen, heyecanlandıran eşsiz bir yer. Ege Denizi’ne açık bir el gibi uzanan yarımadanın neresine gitseniz, deniz ve rüzgar bırakmıyor peşinizi.

[[HAFTAYA]]

Patikada yürürken sanki arkanızda görünmez birinin ayak sesleri mi var? Hoyrat rüzgarda çırpınan al bayrağın hışırtısı yalnız bir ruhun fısıltısı mı?.. Ağaçların dalları mı sesleniyor “Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın bir vatan kalbinin attığı yerdir” diye? Tarih ve anılar iç içe: “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı. Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı; verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı!” O topraklar, ağaçlar ki her birinin altında bir şehit yatıyor. Her taşın bir hikayesi var. Bu patika yollardan gencecik delikanlılar, kilometreleri koşarak ölüme gitmiş. Ve yarın sabah alacakaranlıkta, onların anısına, binlerce genç, aynı yollardan geçerek tırmanacak tepeye! Çanakkale Savaşları’nda 70 bin şehit vermişiz. Kayıp sayısı ise yaralısı, hastalıktan öleni, travma geçireni ile 200 bini buluyor. İttifak Kuvvetleri’nin ölü sayısı ise 60 bin. Toplamda burada savaşan insanların sayısı 400 bin. Bir küçük toprak parçasına ne çok can, ne çok kan, ne çok acı akmış. İnsanlar burada ölmeye dünyanın öbür ucundan, taaa Yeni Zelanda, Avustralya’dan gelmiş! Anlatılanları gözünüzde canlandırıp geçmişin anılarına daldıkça içinizi kaplayan hüzün, göz pınarlarınızdan akan yaşlara dönüşüyor. İttifak Kuvvetleri’nin ülkeleri savaştan hemen sonra anıtlarını yapıp her yıl ölülerini anmaya gelmişler. Biz daha yeni yeni sahip çıkıyoruz, ölümüze de, kalan köylerimize, mezarlıklarımıza da...

Kanla yıkanan topraklar

İttifak ülkelerinin gemileri 24 Nisan’da bu koya yanaşıp çıkarmış askerlerini. Bu ovayı geçip saldırmışlar tepelere. Yüksek ama çıkıvermişler zirveye. Binlerce kişi. Göğüs göğüse olmuş çarpışmalar. Ölen askerlerimizin içinde subaylar çok fazla. 1.060 subay... Ve hepsinde, top değil, kurşun yarası, bıçak yarası... Göğsünden vurulup düşmüş yere. Siperlerden ilk çıkanların hemen önünde düşman. İlk çıkanlar biliyorlar ki ölecekler. Onlar vurulup düşüyor, arkadaki siperlerden gelenler onların yerini alıyor, hiç beklemeden. Ve biliyor ki en fazla üç dakika sonra ölecek, tereddüt bile etmiyor! Zaten komutanları Albay Mustafa Kemal, onlara savaşmayı değil, ölmeyi emretmiş! Bir avuç gözcü, askerlerle savaşı izlemeye çıkıyor. Muharipler arkada, onlar dinleniyor. Tepenin üstüne çıktıklarında düşman askerinin çıkarma yaptığını ve akın akın geldiğini görüyorlar. Öndeki askerler gerisin geriye kaçıyor. ‘Düşmandan kaçılmaz’ diyor Mustafa Kemal ve yere yatırıyor askerlerini. Onların yattığını gören düşman da duruyor ve çok kalabalık bir güç sanıp yere yatarak siper alıyor! “İşte o an, savaşın kaderinin döndüğü andı” diye anlatıyor sonradan büyük kumandan Mustafa Kemal! Düşman, bizimkilerin üzerine yürüse, çarpışmayı bitirecek. Ama bitmiyor. Savaş 9 Nisan 1915’de başlıyor, 9 Ocak 1916’da bitiyor. Konforlu minibüsümüzle tabyaları, köyleri dolaşıyoruz. O dönemin koşullarında askerler nasıl gelmiş buralara? Yürüyerek! Hatta Tokat’tan, Sivas’tan yürüyerek. O yorgunlukla cepheye sürülmüşler. Kilometrelerce yürüyüp cepheye gitmişler. Tepede yarlardan düşüp çok ölen olmuş. Çoğunun naaşı, kasların sertleşmesinden kaskatı imiş!

“Gönüllü değil ordu savaşı”

Halkın dilinde dolaşan efsanedir ya, çok mu gençmiş askerler, halktan çoluk çocuk mu toplamışlar? Bize yöreyi anlatan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yar. Doç. Dr. Burhan Sayılır itiraz ediyor: “Çanakkale Savaşları düzenli ordu savaşıdır; Kurtuluş Savaşı gibi halktan toplanan gönüllülerle yapılan bir savaş değildir. Erlerin arasında 19 yaşından küçük asker yoktur. Yalnız subaylar arasında gençler var. Sebebi de zamanın en iyi eğitiminin askeri okullarda veriliyor olması. Askeri okul bitirenlerin ille de asker olma zorunluluğu yok. Pek çok yazar, sanatçı, doktor askeri okullardan yetişmedir. Onların içinde çok gençler var. Asteğmen rütbesiyle savaşa girmiş, çarpışmış, ölmüşler. ‘Liseleri boşalttılar da mezun veremediler’ sözleri doğru değil. Zaten savaş dolayısıyla okullar tatil edilmiş, eğitim yok, kimse mezun veremiyor. Ama savaşta 19 yaşın altında ölenlerin sayısı yine de 500’ü buluyor.” En kanlı muharebelerin geçtiği köyler, ki o zaman boşaltılmış, şimdi masallardaki şirin köyler gibi. Gerçi yine çok tenha ama parke taşlı yolları, bayrak asılmış evleri, bakımlı köy meydanları ile göz alıyor. Mustafa Kemal’in karargah olarak da kullandığı evin bulunduğu bir köy, Bigalı. İki katlı ahşap bina, sanki küçük insanlar için yapılmış gibi. Basık tavanlı. Küçük odalarda duvar kenarlarındaki sedir, minder ve halılardan başka eşya yok. Bir odada küçük bir yer sofrası, mutfakta bir kaç raf... Yine de odaların çokluğu ve bahçe buranın kullanışlı olmasını sağlıyor.

OPET Tarihe Saygı Projesi

OPET, Doğu Anadolu’da örnek köy projesi yapmış, çok da beğenilmişti. Bu projeyi Batı’ya taşımaları önerilince OPET’in Başkanı Nurten Öztürk, Gelibolu Yarımadası’nı ziyaret ediyor. Bakıyor ki burada yapılması gereken tek köyün restorasyonu değil, tüm yarımadanın ele alınmasına karar veriyor. Altı yıldır süren çalışmalarla bütün köyler yenileniyor. Son olarak sıra, bugün törenle açılacak 57. Alay Şehitliği’ne geliyor. Açılışa değilse de provalarına katılma şansı buluyor, üstelik on binlerce kişi gelmeden yarımadayı gezebiliyoruz. Yerinde izlediğim pek çok sosyal sorumluluk projesi içinde maliyeti en yüksek ve sürdürülmesi için en çok çaba harcanmış projelerden biri OPET’in Tarihe Saygı Projesi. 6 yıldır bölgede çalışılıyor, 10 milyon doların üzerinde para harcanmış, emeğin ise haddi hesabı yok. Köy kadınlarına kurs açmaktan seyyar tuvaletlere, restorasyona ve köy müzelerine kadar yapılmadık kalmamış. 2.5 milyon ziyaretçinin geldiği bölgede en büyük sıkıntı, kalacak fazla yer olmaması. Bölgenin en az 2 günde gezilmesi gerekirken ziyaretçiler günübirlik turlarla gelip dönüyor. Özellikle İstanbul’dan belediyelerin taşıdığı ziyaretçiler bir kaç saat içinde, fazla yer görmeden gelip gidiyor. Köylülerin başta kuşkuyla karşıladığı, ‘petrol mü buldular da geliyorlar, yoksa evlerimizi mi elimizden alacaklar’ diye baktığı OPET, bugün Tarihe Saygı Projesi sayesinde bölgede gerçekleştirdiği hizmetle kalplere taht kurmuş. Eceabat Kaymakamı Bülent Uygur, katıldığımız sade ve içten bir törenle Nurten Öztürk’e “O bir şehit anasıdır, buradaki bütün şehitlerin anasıdır” sözleriyle teşekkür ederken armağanların en güzelini verdi!