'Tabuları yıkmak istedik'

Ensest kurbanının dramını anlatan 'Atlıkarınca' filminin oyuncusu Mert Fırat'la konuştuk

'Tabuları yıkmak istedik'

RÖPORTAJ: GÖKSEL GÖKSU

[email protected]

“Ailenizin çocuğu” mu desem, “genç kızların gözdesi” mi yoksa “başarılı bir oyuncu olmasının yanında günün 24 saatini çalışmaya ayıran bir işkolik” mi? Mert Fırat hakkındaki kararı siz verin. Onu “Başka Dilde Aşk” filminden tanıyosunuz. Hayır mı? O halde ‘Binbir Gece’de izlemişsinizdir. Yine mi hayır?

‘Testosteron’ adlı tiyatro oyunundan?.. Hiç biri mi?.. O halde ‘Atlıkarınca ’yı izlerken tanışacaksınız. Ondan kaçış yok. Nereye gitseniz, bir yolunu bulup karşınıza çıkmayı başarıyor. Bu kez ben onun karşısına çıktım. Diğer meziyetlerine ek olarak karşımda mütevazı, hayatı ciddiye alan ama bir o kadar da seven bir sanatçı buldum.

Son filminiz ‘Atlıkarınca’ bir süredir gösterimde. Ne anlatıyor?

Bir aile trajedisini paylaşıyoruz. Tamamen kurmaca. Karakterlerden birinin annesinin felç olması sonucu, ailenin kasabadan şehre zorunlu göçüyle başlıyor ama film sonraki süreci, aile içi istismarı anlatıyor.

Filmde cinsel istismar ve ensest ilişki var. Bunlar çok zor ve iddialı, cesaret isteyen konular değil mi?

Kesinlikle ama hani birinin de bu cesareti göstermesi gerekiyor. Bizi çok rahatsız eden bir konuydu, dedik ki “Bunun için ne yapabiliriz?”. Sinema çok güçlü bir silah. Filmin etki yaratacağını düşünüyorum.

Bu film de bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında...

Evet. Farkındalık yaratmak çok önemli. Uzman değiliz ama bizim televizyona çıkıp konuşuyor olmamız çok değerli.

Tabuların üzerine gidiyorsunuz.

Tabuları yıkmak istiyoruz. Tabular hastalıklı. Bunlar çamur zeminin üzerine dökülmüş asfalt gibi. O tabuları konuşarak çözebiliriz. Sorunu çözmek için ilk adım, sorunun sorun olduğunu kabul etmek. Bu utanacağımız bir şey değil. Bizim utanmamız yersiz, yapanlar utanmalı. Bu konu, üstü kapalı kaldıkça, failine fayda sağlıyor.

“Kurbanın genetiği bozuluyor”

Sayısız toplumsal sorun arasından neden ensest seçildi?

Kanada’da üniversitede şiddete eğilimli çocuklar üzerinde yapılmış bir araştırmaya göre yüzde 70’i cinsel istismara uğramış. Tacize uğradıktan sonraki süreçte, çocuklar üzerinde genetik deneyler yapılmış. Bu çocuklarda dopamin ve serotonin hormonları salgılanamadığı görülmüş. Hayata küsüyorlar, çünkü meseleyi kavrayamıyorlar. Bu iktidarsızlığa kadar giden bir şeye dönüşüyor. Türkiye’de de taciz kurbanlarının oranının yüksek olduğu iddia ediliyor. Taciz sadece cinsel ilişki kurmak değil! Bir kişi istemediği şekilde dokunarak ya da bakışlarla da taciz edilebilir. Bu etkiler çocuğunuzun çocuğunun genetiğine işliyor ve belli bir zaman sonra “Hay Allah ya! Adam ailesinden birini nasıl öldürür?” diyebiliyoruz. Bunu kimse hak etmez. Ve bu bir hastalık değil, bir suçtur.

Bu tabuyu film yapabilmek için anlamak, mağdurla da faille de empati kurmak gibi bir zorunluluk olmalı... Nasıl bir araştırma sürecinden geçtiniz?

Filmi bir kesime mal etseydik, o kesimin insanları ayaklanabilirdi, tartışmanın boyutu değişirdi. Suçlu, ne üst sınıftan ne alt sınıftan. Bu gerçeğin kapı komşunuzun da başına gelebileceği bilinciyle yazdık. Bu vakaları tedavi eden psikolog ve psikiyatrlarla konuştuk. Kurmaca olmasını tercih ettik. Çünkü gerçek, bazı kişilere zarar verebilirdi. Uzun bir araştırma süreci geçirdik.

Ensest mağdurlarının duygularına ulaşmayı nasıl becerebildiniz?

Meselenin üzerinde çok düşündük. “Benim başıma gelse ne olur?” diye soruyorsunuz. Bir de haber kaynaklarını taradık, oradaki ifadeler var, polis kaynakları var...

Çevrenizde aile içi şiddete hedef olmuş kişiler var mı?

Bu araştırmayı yaparken keşfettik ki her yerde var. Kiminle konuşsak, bir şekilde olayı biliyor. Çok iyi tanıdığım bir arkadaşım, arkadaşının böyle bir cinsel tacize uğradığını anlattı mesela. Bu filmin insanlara yalnız olmadıklarını hissettireceğini, onları daha güçlü tutacağını düşünüyorum.

‘Ağır bir sahne çekmeden ensest filmi yaptık’

 'Atlıkarınca’yı izleyenler bir tür yüzleşme mi yaşayacak?

Kesinlikle. Buna ihtiyaçları var. Filmde rahatsız edecek hiçbir görüntü yok. Sadece rahatsız edecek bir psikoloji var.

Evet, filmde ensest işlenmiş filmde ama öyle bir sahne yok gerçekten de.

Yurtdışında yapılmış ensest filmleri taradık. Birçok örnekte ensest vakasının birebir gösterilmesi beni rahatsız etti. Bu filmlerin DVD’si çıkıyor, parçalar çeşitli sitelere konuyor. O parça bir pedofiliye de hizmet edebiliyor. Sonuçta erkek ya da kız olsun, çocuk arzu nesnesi yapılmış oluyor. Bu kabul edilemez. Film “Ayy, ne güzel çocuk” dedirtmemeli. Bir şeyi eleştirirken o eleştirinin kendisi olmamaya dikkat etmeli.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Güzel tepkiler alıyorum. ‘Kapalıçarşı’, ‘Binbir Gece’ gibi dizilerde oynayınca “ailemizin oğlu” gibi bir imaj oluyor tabii.

Rahat yürüyemiyorsunuzdur.

Yooo, çok rahat yürüyorum. Onlar gülümsüyor, ben de gülümsüyorum. Bu biraz da davet çıkarmakla ilgili bir şey. Yani görmezden gelmek ya da bir mekâna girdiğinizde “Ben geldim” durumunuz yoksa insanlar bakar. Hiç unutmam, bir gün yanında kızı olan bir hanım bana “Ayyy, canım ne yapıyorsun?” diye sordu. “İyiyim” dedim. Annemi sordu, “İyi” dedim. “Hiç gelmiyorsun” dedi. Ben de “Nereye?” diye sordum. “Ayyy, sen kimin oğlusun?” dedi. Cevap verdim; “Vallahi annemin ismi Hale, ama yani...”. Sonra kızı araya girdi; “Anne, o oyuncu, ‘Kapalıçarşı’da oynuyor, sen ne yapıyorsun?”. Kadıncağız dizilerden tanıyor ama akrabası gibi görüyor.

‘Küçük oyuncumuzun psikolojisi bozulmadı’

Ensest kurbanı çocuk oyuncuyu bulmak zor olmuştur. Bir aile, çocuğunun bu filmde oynamasını istemeyebilir.

Zorlanmadık şansımıza. 14 yaşındaki oyuncumuz Zeynep Oral’ın annesi ve babası da inanılmaz olgunlukta insanlar. Senaryoyu okudular, sonra Zeynep’e gösterdiler. “Oynamak ister misin?” dediler. Zeynep de çok istediğini söyledi.

Fotoğraflarına bakarak mı seçtiniz?

Evet, hayal ettiğimiz tipteydi. Oyuncu koçumuz vardı, sette asla Zeynep’in psikolojisini etkileyecek bir şey yapmadık. Çünkü hiçbir zaman Zeynep’e “Şu anda tacize uğruyorsun” demedik, komşu duyguları kullandık. Yani Zeynep orada çok sevdiği bir arkadaşını uzun zamandır görememeye ağladı ya da kedisini özlediğine ağladı. O yüzden, meseleyi bildiği halde psikolojisi zarar görmedi.

(02.04.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

3