Yeni Yazısı > Sonunda geldi! - 21.06.2014

Sonunda geldi!
21 Haziran 2014

Evet. Yaz mevsimi ha geldi, geliyor, ha gitti gidiyor derken geldi. Tabii yaz deyince de aklıma eziyet köyleri (pardon!) tatil köyleri geliyor.

Tatil köylerinde çok gezen biri olarak engin tecrübelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

Efenim, eziyet kapıdan girer girmez başlar. Harala gürele odalara yerleşme çabası derken pestile dönersiniz.

Neyse ki yerleştiniz sonunda. Hatta çabucak bir deniz veya havuz sefası bile yaptınız. Sefa anlamında görüp göreceğiniz de budur!

O zamana kadar yemeklerde masa-sandalye kapmaca oyunu oynamadıysanız, buralarda öğrenirsiniz çabucak. Misafirler istedikleri masalarda kahvaltı ve yemek yiyebilmek için yemek saatinde kapıda kuyruk olurlar. Ruslar bu işi çözmüş; ilk günden bir garsonu kenara çeker, "Bak koçum, biz 10 gün burdayız, şu masayı bize ayır, hep burada yemek istiyoruz, al sana 100 dolar"... "Emrin olur abi!" gibilerinden diyaloglarla işlerini sağlama alırlar.



Akşam yemeği bitince herşey de bitti mi? Yooooo, daha yeni başladık. Yemek sonrası, genelde 21:00 gibi şovlar başlar, e hal böyle olunca bir sandalye-masa savaşı da burada! Zaten hava karanlık olmuş, masalarda küçücük mumlar var, el yordamı ile bir masa bulmaya çalışırken kazara ortaya çıkan bir sandalyeye o nazik poponuzu koyarken başka birinin kucağına düşme şansınız büyük. Kucağına düştüğünüz kişi karşı cinsse sorun olmayabilir sizin açınızdan. Aynı cinstenseniz şansınıza küsün.

Havuz ve deniz faslı ayrı bir dert! İnsanlar bir gece önceden havuz ve deniz kenarındaki şezlonglara havlularını sererler, ertesi gün biz de kek gibi sahile gelip tam havlu sermeye niyetleniriz ki (çünkü daha ortada hiç kimse yoktur) bütün şezlonglar dolu... Aynı terane havuzlarda da var tabii.

Bir süre sonra bizim hanım da kuşluk vakti kalkıp aynı şeyi yapmaya başlar. Duruma bakın ki; utanacağımıza seviniyoruz, bizim de deniz kenarında yerimiz oldu diye. Zannedersin tapulu!

Bir de tatil köylerinde yeni trend, "sessiz havuz"lar peydahlandı. Bu havuzlar en ücra köşelerde yapılıyor, çocuklar alınmıyor. Topuklu ayakkabı ile yürümek yasak. Gürültü olmasın diye. Civardaki ağaçlardan kuş sesi bile gelmiyor, ya terbiye etmişler ya gagalarını bantlamışlar.

Bu ücra havuzlarda kurallar bile farklı: Atlamak, şapır şapır serbest yüzmek, kelebekleme, timsahlama, hipopotamlama gibi bilinen bütün yüzme şekilleri yasak. Sadece kurbağalama yüzebilirsiniz, o da kurbağa sesi çıkarmazsanız! Hem zaten niye havuza geldiniz ki; senatoryuma gidin daha iyi!

Ohhhh, sonunda çıkış günü geldi, eve gidip iyi bir tatil yapalım hanım!!

Başağrısı vize

Avrupa' ya gezmeye gideceğiz ya, vize almamız gerekiyor.

Ama büyük ihtimalle Avrupalılar yanlış anlıyor: Zannediyorlar ki ülkelerini satın almaya gidiyoruz. Aman efenim, istemez kalsın, ne yapacağız ülkenizi. Sadece bir gezip geleceğiz.

Ama vize alırken istedikleri belgeleri bir görseniz:

Mali durumunuz (İngiltere'yi satın alacaz ya!)

Maaş belgeniz (tabii herkesin tam maaşı bordrosunda görünüyor ya)

Seyahat sigortası (buna birşey diyemem)

Evinizin tapusu (tabii evi oradan satıp parasını transfer edemem ya, bu nasıl garanti!)

Arabanın ruhsatı (sana ne kardeşim, arabam yok)

Donunuzun faturası

Saatinizin markası

Sevdiğiniz yemekler.......



Hasbelkader vizeyi aldınız. Ama ülkeye giriş garantiniz yok. Kapıdaki memur tipinizi beğenmezse aynen iade!

Yahu bırakın bunları artık, devir değişti. Hele Avrupa iyice değişti, artık Evropa devri bitti, battı. Sadece turistik gezi yapılır oralara. Kim gelir bu saatten sonra yaşamak için size?.. Bırakın bizi, kendi vatandaşlarınız bile artık oralardan kaçıp buralara geliyor. Gidin bakın, Bodrum, Alanya, Antalya, Kuşadası, Fethiye... Her taraf yabancı dolu. Burada yaşıyor, kendi köylerini, semtlerini kuruyorlar.

Avrupa'ya giden bütün yabancılar bir şekilde dönme çaresini arıyor. Siz de hala zannediyorsunuz ki taşınız-toprağınız altın.

Artık bu vize işlerini kaldırın yahu! 21. yüzyıldayız, farkındaysanız.