Soner'i tutuklayıp neyi ispat edecekler?
16 Şubat 2011

Soner Yalçın’ı sizler şahsen tanımayabilirsiniz. Ben tanıyorum. Üstelik bir zamanlar çok yakın çalıştığım ve karşılıklı saygı duyduğumuz bir ilişkimiz vardı. Sonra ilişkilerimiz bozuldu. Odatv üzerinden beni kıran yayınlar yaptı. Kırılmama hatta kızmama rağmen onun gazeteciliği hakkındaki görüşüm değişmedi. Gazetecilik anlayışı, abartılı, renkli, komplo teorileriyle zenginleştirilmiş bir stile sahiptir.

[[HAFTAYA]]

Müthiş bir araştırmacıdır. Farklı açılar bulmakta, olaya tersten bakmakta ustadır. Ancak hiçbir zaman militanlık yapmaz. Her gazeteci gibi, gerektiğinde muhalefet yapar, beğendiği zaman da alkışlar. Yazı ve yayınları bunun örnekleriyle doludur. İyi bir haber veya ilginç bir açı bulduğu zaman da, kendini tutmaz. Kimi zaman yanılır, kimi zaman olayın rengine kapılıp uçar. Kızdığı zaman da, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çok kırıcı olabilir. Ancak, ideolojilerin sözcüsü değildir. Böyle bir misyon sahibi olmamıştır. Sadece bir gazetecidir.

Bu olay savcıların turnusol kağıdı olacak

Soner Yalçın’ı gözaltına alan savcı, eğer medyaya yansıdığı gibi, sadece sitedeki 3 video görüntüsünün yayınlanmasından dolayı bu kararı aldıysa, o zaman durum hepimiz için çok ciddi demektir. Bu gözaltı adeta bir turnusol kağıdına benziyor. Hani okullarda kullanırdık, asitliğini ölçmek için suya batırılan ve değişen rengine göre karar verdiğimiz kağıttan söz ediyorum. Hepimiz bu sorgulamayı ve sonrasını izleyeceğiz. Eninde sonunda da, savcıların Soner’i sırf muhalif yazı ve haberlerinden dolayı mı gözaltına aldıklarını, yoksa başka bir gerekçenin bulunup bulunmadığını öğreneceğiz tabii. Savcılar acaba önemli bir sınavdan geçtiklerinin farkındalar mı? Yoksa Ergenekon davasının heyecanıyla, giderek yükseklerden mi uçuyorlar?

KKTC’ye daha anlayışlı davranmalıyız

Daha önce yazmıştım tekrarlamak istiyorum: Kıbrıs Türkleri, bizlere benzemezler. Nasıl Kıbrıs Rumları, Yunanlılara benzemezlerse, Kıbrıslı Türkler de çok farklıdır. Tekrarlamak istiyorum... KKTC’de uygulanan model bize aittir. Çağ dışı bürokrasisinden tutun maliyesine, hiçbir şey üretmeyen ekonomik düzeninden dağıtılan maaşlara, binlerce Türkiyeli dahil olmak üzere her şeyi ama her şeyi Türkiye oraya götürdü. Kıbrıs Türklerini, 37 yıldır bu düzene alıştırdık. Ne zaman ne istedilerse verdik. Şimdi bu durumun sürdürülemeyeceği ortaya çıktı ve haklı olarak değişikliğe gidilmesine karar verildi. İster istemez, toplumun tüm huzurunu bozduk. İnsanları en duyarlı oldukları yerden, ceplerinden vurduk. Ancak yakıştırmamın kusuruna bakmayın, bu büyük değişimi züccaciye dükkanına girmiş filler gibi yapmaya kalktık. Kıbrıslıları adam yerine koymadık. Lütfedip, neden bu şekilde devam edilemeyeceğini anlatmadık. Büyük abi emir verdi ve maaşlar kesildi! O zaman da ayaklananlar, son derece sert tepki gösterenler oldu. İktidar, hiç alışık olmadığı bu duruma çok sert yanıt verdi. Ne nankörlüklerini bıraktı, ne beslemeliklerini. Gereksizdi. Daha anlayışlı davranılabilir, daha kardeşçe bir yaklaşım sergilenebilirdi. Bizler bu sertliklere alışığız. İktidarlardan zılgıt yesek dahi, pek sesimiz çıkmaz. Hele büyükelçinin çekilip, yerine ekonomik planın sahibi olarak gösterilen Halil İbrahim Akça’nın atanması “...Aaa siz böyle mi yapıyorsunuz, ben eli sopalı bir genel vali göndereyim de görün...” diye yorumlandı. Yine bu adım da bir süre sonra atılabilirdi. Yanlış oldu.

Rum yönetimi lideri Hristofias çok memnun olmalı...

Bu kriz herhalde Rumların keyfini yerine getirmiştir. Bundan böyle bir çözüm için çaba harcamalarına da pek gerek kalmaz. Anavatandan dayak yiyen Türklere neden ödün versinler ki?.. Şimdi eminim, bugüne kadar Rum Cumhuriyeti pasaportu için başvurmamış olan binlerce Türk sıraya girecektir. Rumlar, KKTC’de birçok müttefik kazandıklarından emindirler. 40 yıldır Kıbrıs sorununu izliyorum. İktidar partisine bir tavsiyede bulunabilecek noktadayım: Yapmayın... Kıbrıslı Türkleri hırpalamayın, döverek dediğinizi yaptırıyormuşsunuz gibi bir tutum takınmayın. Ders vermeyin. Anlatarak ikna edin. Belki büyük bölümü eninde sonunda yine boyun eğecektir ancak onların kalbini kazanırsak, bizler de kazanırız. Yoksa, Kıbrıs tam bir batağa döner ve bizler de elimizi kurtaramayız...