Yeni Yazısı > Siz ekimi sever misiniz? - 09.10.2010

Siz ekimi sever misiniz?
09 Ekim 2010

Zor aydır ekim. Biten yazın arkasından rüzgarı, yağmuru, dökülen yaprakları ile geliyor oluşu sevimsizleştirir onu. Üste örtülen yorganlar, sandıktan çıkan kışlıklar, kurulması gereken sobalar, hepsi gri bir tasa düşürür insanın aklına. Alınacak montlar, yeni botlar, yakılacak odunlar, artacak faturalarda hiç yardımcı olmaz zavallı ekimin zaten zayıf olan imajına
Halbuki ben severim ekimi. Şaşkınlıkla “Neden ki?’’diye sorduğunuzu duyar gibiyim, işte nedenlerim:
Balıklar tablalarda hoplar ekimde... Palamut zamanıdır. Hamsiler gümüş gibi parlar yağmur sonrası açan ılık güneşte...
Mandalina çıkmıştır. Eller mis gibi narenciye kokar. Amasya elmaları küçük gövdeleri ile ‘albeni’ sunarlar insana.
Ekim havasında yürümek çok zevklidir. Terlemeden, üşümeden... Önüne bakarken insan, görüverir yerdeki sarı yaprakları.
Ben, her ekim üç yaprak atarım bir kitabın içine. Mümkünse biri kırmızı sığla ağacından, diğeri ulu bir çınardan, üçüncü ise... Artık ne düşerse bahtıma... Bir de tarih yazarım sayfaya. Benden sonra birilerinin o kitabı okuyacağını umarak...
Gökyüzü de hareketlidir ekimde. Göçmen kuşlar kanat çırpar yükseklerde... Fotoğraf çeken kuş sevdalıları da severler ekimi. Güneş diğer yarımküreye kaçmadan bir kaç kez daha fotoğraflamak şansı vardır uğurladığımız uçan dostları.
Sinemalar, tiyatrolar kapılarını açar ekimde. Sanatseverler, akılları dışarıdaki güneşli havada kalmadan gösterimlere koşar.
Hem kitap fuarı da ekimde başlar. Bir yılda binlerce sözcük tümceleşmiş ve kimi deri, kimi karton kapaklı kitaplarda görücüye çıkmıştır.
En hoşu da soğuk hava dışarıda hükmünü sürmeye başladığında, elindeki yeni kitaba ve dumanı tüten sıcak çorbaya sığınmaktır.
Hele ki o çorba ekim ayının tatlı balkabağından yapılmış ise...

Çorba zamanı

Kabuğu iyice temizlenmiş yarım kilo balkabağını, bir küçük elmayı, bir küçük kırmızı soğanı, yarımşar kereviz, kabak ve patatesi, bir yandan şarkı mırıldanarak, bir yandan eli çalıştırarak küp küp doğrayın. Dibi altın rengine bürünmüş tencereye zeytinyağı ile birlikte atın. Üstüne de ılık su ekleyin.
Sonra alın elinize tuz, karabiber, kimyon ve köri baharatlıklarını... Aman acele etmeyin boca etmekte. Çünkü bu, çorbanızın tadının kader anı. Baharatı, özellikle kimyon ve köri miktarını damak tadınız belirlemeli. Yavaş yavaş, çimdik çimdik, koklaya tada ekleyin her bir baharatı.
Ben az köri, daha fazla kimyon koyuyorum. Hintli değil de Türk olduğumuz için sanırım! Mavi alazlı ateş sebzeleri yumuşatınca küçük mutfak aleti varyasyonlarından biri ile günbatımı renkli, neredeyse Mısır Çarşısı kokulu çorbanızı pürüzsüz olana kadar girdaplayın. Ahhh unutmadan; mönüde sadece çorba bile olsa, beyaz bir örtü üzeri kızarmış ekmek eklerseniz yanına... Mutlaka diyen olacaktır; “Vay vay vay çorbaya bak!”.

HULDA

Geçtiğimiz haftanın güzel havasında Balat’a düşürdüm yolumu. Amacım, Hulda Festivali kapsamında yer alan Plato Sanat Merkezi’ndeki ‘Sanat ve Bilime Yolculuk’ sergisini ziyaret etmekti. Bir de Hulda adlı gemideki ‘İlhan Koman Sergisi’ni... Hulda, 23 Kasım’a kadar Hasköy’deki Beyoğlu Belediyesi Yelken Okulu karşısında demirli.
Gemideki İlhan Koman eserlerini görmekten ve görevli pırıl pırıl iki genç insanla tanışmaktan mutluluk duydum. Festival kapsamında rehberlik ve atölye çalışmaları da gerçekleştiren bu gençler, Hulda’ya, Hulda da Hasköy’e çok yakışmış. Zülfü Livaneli’nin hayatını anlattığı ‘Sevdalım Hayat’ı okuduğumdan beri merak ettiğim Hulda ile siz de tanışmak isterseniz, bu hafta sonu İstanbul’un güzeller güzeli Balat’ına uzanmak yetecektir.

KINOA nedir?

Kinoa (Quinoa) bir mucize tahıl! San Fransisco’da yaşayan arkadaşım Ayşe sayesinde onunla tanıştım. Kinoa pilavını ilk kez onun evinde yedim. Bu çıtır çıtır bulgur benzeri tahılı o kadar beğendim ki bir paket kinoa İstanbul’a geldi. O zamandan beri, sebze çorbalarında veya pilavını yaparak kullanıyorum. Tanımadığım bir besini bu kadar sevip benimseyince hem biraz araştırmasını yaptım hem de paylaşmak istedim.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ‘komple protein besini’ olarak listelenen kinoa, tüm temel aminoasitleri içeriyor. Üstelik glütensiz! Antik İnka tahılı olan kinoa, İnkalarca ‘tahıl ana’ olarak anılmış. NASA tarafından da uzun uzay uçuşlarında, araçta yetiştirilecek tahıl olarak seçilmiş!
Biz Türkler için daha anlaşılır bir şekilde tasvirlemek gerekirse, görünüşü kuskusbulgur arası olmakla birlikte tadı ikisine de benzemiyor. Pirinç ve bulgurun alternatifi olabilecek bu değerli bitkiyi, umarım en kısa sürede Anadolu topraklarında da görürüz. Değerli çiftçi dostlardan da çok sayıda POSTA okuru var nasılsa!