Yandex.Metrica
Şimdi herkes daha dikkatli davranmak zorunda
27 Şubat 2010

Önce Çankaya doruğu, hemen ardından kuvvet komutanlarının serbest bırakılmaları ve Başbakan’ın ılımlı mesajları, kara bulutları yavaş yavaş dağıtmaya başladı. Acaba arkası gelecek mi? Birkaç gelişmeye ve bazı kişilerin tutumlarına bağlı.

Her şeyin başında, yargı mekanizmasının tutumu geliyor. 3 komutanın daha ilk sorgulamalarında ve “kaçmazlar” diye serbest bırakılmaları, ister istemez kamuoyunda “Bu insanlar kaçmayacaklar diye serbest bırakıldılar. Celp çıkartıp, sorgulamaları yapılabilirdi. Bu kadar gereksiz gerilim yaratmaya ne gerek vardı?” sorularının sorulmasına yol açtı.

Ortada yargının açıkça bir hoyratlığı var. Bu durum da, soruşturmalarına gölge düşürüyor. Yargı tutum değiştirmedikçe bu gerilimler sürecek, aksi halde tansiyon düşecektir.

Diğer önemli etken, Başbakan’ın tutumu olacak. Eğer Erdoğan bu konuyu polemik haline getirmez, günlük muhalefet kavgalarının içinden çıkarırsa, bu tutum da gerilimin yatışmasına büyük katkıda bulunur. Her ne kadar dünkü konuşması, bu konuda fazla beklentiye kapılınmaması gerektiğini göstermiş olsa dahi, yine de ümidimizi kesmeyelim.

Nihayet diğer unsur, her iki cephenin medyasının yaklaşımı olacak. Eğer yayın yoluyla kışkırtmalar sürecek ise, pek mesafe alınamaz. Bırakalım, bir süre için yargı kendi çalışmasını yapsın, TSK kendi incelemesini tamamlasın da önümüzü görelim.

Bütün bu karmaşa içindeki son etken olarak, TSK’nın tutumunu da saymamız gerekiyor. Genelkurmay’ın kendi çalışmalarını bitirip, kamuoyunu aydınlatması rahatlamayı yaygınlaştıracaktır.

Özetle, bir süre için herkes biraz sakinleşir ve susar ise, bu gerilimi kolaylıkla atlatabiliriz.

Hep AKP ‘mağdur’du şimdi asker ‘mağdur’

Çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Kamuoyunun algılamalarından yola çıkarsak, son Balyoz operasyonuna kadarki manzara, AKP’nin özellikle asker karşısında “mağdur” durumda olduğu şeklindeydi. 2006’dan itibaren yaşananlara şöyle bir bakalım. Çankaya seçimindeki TSK tepkileri...

Cumhuriyet mitingleri... 27 Nisan muhtırası... Genelkurmay başkanlarının, AKP ’ye yönelik laiklik konusundaki sert uyarıları... 367 olayındaki asker etkisi... AKP’nin kapatılma davasındaki TSK yaklaşımı... Bu listeyi uzatabiliriz.

AKP bütün bu gelişmeleri gösterdi ve uzun süre mağdur olduğunu iddia etti ve doğrusunu söylemek gerekirse, kamuoyunun önemli bir bölümünü de ikna etti.

İlk defa bu niteleme değişti ve Balyoz operasyonuyla birlikte TSK mağdur konuma girdi. Kamuoyundaki tepkiler, askerlere kötü muamele yapıldığı gerekçesiyle arttı. AKP için bu durum alarm zillerinin çalması anlamına geliyor. Eğer seçimlerde yine mağduriyet temasını işleyecekse, bu imkanı kaçırmak üzere. Eğer önümüzdeki günlerde Başbakan bu konuda geri plana çekilir ve asker ile ilgili davalarda konuşmamaya başlarsa hiç şaşırmayalım.

Günahtır bu insanlara

60bin kişilik bir kesimden söz ediyorum. Hani TV’lerde ve gazete sayfalarında, yüzü gözü boyalı kamuflaj giysileri, son derece modern silahlarıyla, gece gündüz terörist peşinde koşan, dağda pusu kuran, haftalarca ormanlarda yaşayan ve hepimizin gururla “kahraman komandolar” diye izlediğimiz askerler var ya, onlardan söz ediyorum. Terörle Mücadele Komando Tugayları’nın, operasyonlarda kullandıkları özel eğitimli “Uzman Erbaş” kesimi konumuz.

Bu insanlar nasıl toplanıyor biliyor musunuz?

Askerliğini yapan erler arasında üstün başarı gösteren çavuşlar, “Onurlu bir gelecek için” afişleriyle cesaretlendiriliyor ve emeklilik vaadiyle “Uzman Erbaş” olmaları için kapılar açılıyor. Bir sınava sokuluyorlar ve kazanan komando yapılıyor. Katılanların ortalama yaşı 25-26 ve 45’ine gelince, kıdem tazminatı ödenip, çıkışları veriliyor.

1986 tarihli yasa böyle...

İşte dram da, bundan sonra başlıyor.

Nedeni de, 45-46’sında boşa çıkan erbaş uzman, emekli maaşı alamıyor. 60’ına kadar beklemek ve bu arada da primlerini ödemek zorunda.

Kahramanlar diye nitelediğim, gerektiğinde kurbağa-yılan yiyerek terörist peşinde koşturduğumuz bu insanları adeta açlığa zorluyoruz.

Şu anda, yaş haddi olduğu için çıkarılanların sayısı 1200. Bu yıl 5 bin kişinin daha sırası geliyor.

Kendilerini, Vietnam’daki Amerikan askerleri gibi “kullanılıp kenara atılmış” hissediyorlar.

İstekleri, yasada bir düzenleme yapılıp, 45-60 yaşları arasında emeklilik hakkının verilmesi veya bu süreci aç geçirmemelerini sağlayacak bir ayarlama yapılması.

60 bin kişiler ve her yıl yeni alımlar yapılıyor. Bugün harekete geçilmezse, yarın sayıları çığ gibi artacak ve içinden çıkılması çok daha zor bir sorun ile karşı karşıya kalacağız.

Toplumlar, kendi kahramanlarına sahip çıktıkları oranda yücelirler...

(NOT: Fazla bilgi için: www.emuzder.org.tr, [email protected])

Başta Caner, GS’liler bize ihanet etti

GS’ye yazıklar olsun. Başta Caner olmak üzere, sahaya çıkan 11 ve teknik heyet bizlere ihanet etti. Ne oynadığını bilmeyen, doğru dürüst koşmayan, isteksiz, darmadağın bir takım.

Kimseler hakeme kusur bulmasın. Verdiği kararların hepsi doğruydu. Kendimizi aldatmayalım. Üstelik, Atletico Madrid berbat bir oyun sergiledi. GS eliyle, turu İspanyollara hediye etti.

Caner’e ne demeli?

Arka arkaya iki sarı kart görüp takımını 10 kişi bırakarak, kulübünü milyonlarca euro zarara uğrattı.

Teknik heyete ne demeli?

Böyle mi takım yönetilir? Bu mudur profesyonel yönetim?

Seyirciye ne demeli?

GS seyircisi de bir alem.

Takım sapır sapır dökülmüş, rezalet bir oyun sergilemiş, maçın bitiminde hâlâ alkışlıyor, tezahürat yapıyor.

Kardeşim, bunun renk sevgisiyle bir ilgisi yok. Takımını böyle günlerde de hemen affeder ve alkışlarsan bu adamların tribünlerden korkusu kalmaz.

Kulübün yönetimine ne demeli? Ne diyeyim ki...

GS artık Avrupa’ya layık bir takım değil... Sadece bunu söyleyeyim yeter...

Bu yazı bazı taraftara sert gelebilir. Varsın gelsin...

Ben de bir taraftarım ve içim yanarak, tüm hissettiklerimi buraya döktüm.

FB takımının da yatacak yeri yok. Onlarla da kendi taraftarları uğraşsınlar.

‘Öcalan’ı, Engin Paşa değil, biz getirdik

Günlerden beri tüm gazeteler ve TV yayınlarında, Engin Alan Paşa’nın, Öcalan’ı Kenya’dan getiren uçakta bulunduğu ve bizzat operasyonu yönettiği yazılıp çiziliyor. Aslında çok da yanlış olmaz, zira Alan Paşa, Özel Kuvvetler’in komutanıydı. Şemdin Sakık’ın Türkiye’ye getirilmesinde de rol aldığı biliniyordu. Son derece özverili çalışmış bir askerdir. Ancak, MİT çevreleri bir düzeltme yapıyor. Öcalan’ı Kenya’dan getiren ekibin, Özel Kuvvetler’le ilgisi olmadığını, hele hele bazı TV’lerde ileri sürüldüğü gibi Engin Alan Paşa’nın uçakta bulunmadığını söylüyorlar. “Uçakta sadece MİT elemanları vardı ve onlardan başka kimse yoktu” diyen, Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesiyle ilgili operasyonu başından sonuna kadar en yakından izleyen bir yetkili, bu konuda çok net konuşuyor. Alan Paşa’nın son derece ciddi ve değerli bir asker olduğuna, ancak olayın bu aşamasında ilgisi ve varlığının bulunmadığına dikkat çeken aynı yetkili, MİT elemanlarının hakkının yenmemesi gerektiğini söyledi.

Ekmek severlere müjde

Hepimiz ekmek severiz, ancak ben özellikle Fransız tipi ekmeğe bayılırım. Adına bagette derler ve kıtır kabuğu ile tadı bambaşkadır. Eskiden, bizim odun ateşinde yapılan ekmekler de kıtırdı. Şimdilerde plastikleştiler. Yeni bir fırın keşfettim. Harika ekmek yapıyor. Fransız bagette’i yanı sıra, İtalyanların ciabatta’sı, New York’un bagel’i, Almanların pumpernickel’i, Hintlilerin naan’ı dahi var. Tavsiye ederim. (www.naanbread. com, 0212 323 50 55)