Sarayın kapıları pas tutmuş!
23 Nisan 2011

Hürrem’in saraya döndüğü andan itibaren iştahla izlediğim Muhteşem Yüzyıl’da Topkapı Sarayı için hiç de muhteşem sayılmayacak bir ayrıntı dikkatimi çekti... Muhtemelen dikkatli gözler de atlamamıştır; has bahçenin kapılarında birkaç santimetre kalınlığında pas vardı. Yani en ihtişamlı döneminde saray bildiğin paslanmıştı... Bunu bir kenara koyalım. Çok emin olmamakla birlikte Kanuni’nin çalışma masasının yanında duran yerküre maketini de bir inceden yadırgadım...

[[HAFTAYA]]

Demek ki cihan padişahımız Avrupa hâlâ tartışırken dünya yuvarlağını kabul etmişti. Belki de çok sonraları öldürmek zorunda kaldığı Piri Reis’in hatırasına peşin bir göndermeydi o maket. Kestiremedim işte... Paslanmış saray kapısına dönünce; o görüntüyü de hazmedemedim haberiniz ola!

Çocuklar ikna ediyor...

Büyüklerin ekranda nasıl tartıştığını görüyoruz. Kimin sesi yüksekse o haklı çıkıyor bir anda. Bildiğin ses baskısı bu; mahalle baskısı bile halt etmiş yanında... Peki, çocuklar nasıl tartışıyor? Mesela zamane veletlerine “Teknoloji insanı mutsuz eder mi?” diye sorduğunuzda bunu disiplinli ve demokratik bir şekilde nasıl tartıştıklarını bilmek istiyor musunuz? O zaman bugün CNN Türk’te “Beni İkna Et Özel” programını mutlaka izlemelisiniz. Şimdilik devlet okullarında pek itibar edilmeyen münazara kültürünün iki özel okul arasında nasıl cereyan ettiğini görünce çok şaşıracaksınız... Galiba biz büyüklerin 23 Nisan’larda sadece koltukları değil sözü de çocuklara bırakmamız gerekiyor. Pardon yılın 365 günü hatta...

Vallahi benden pes!

POSTA’da yazılarını lezzetle okuduğum Özlem Denizmen, CNBC-e’de yaptığı programında bu kez de piyasaları judo elbisesiyle anlattı... “İlahi Özlem” dedim içimden. “Ben turizm sektörünü bikini ile anlatmanı beklerken sen judo elbisesini giyip çıktın karşıma...” Sanırım mesajı doğru okuyorum; vallahi bir daha bikini filan önermeyeceğim sana...

Herkes ünlü olabilir mi?

Arka Sokaklar (Kanal D) bu hızla giderse Türkiye’nin yarısını ünlü edecek sanırım. Figüran olarak gördüğümüz karakterlerin hepsi neredeyse sokaktan toplama gibi... Hatta öyle ki sanırım set kurulduğu zaman oradan geçen arkadaşlara; “Buyurun iki kurşun da siz sıkın ya da ölün” diyerek rol teklif ediliyor... Vallahi her bir ayrıntıda özenli bir ekipten figüranlar konusundaki bu özensiz duruşu fark etmek tuhafıma gidiyor. Dilerim settekilerin de gider...

DİZİLER ESNAFIN İŞİNE YARADI

POSTA Gazetesi’nin pazar eki Pazar Postası için müthiş bir röportaj yaptık Kadir İnanır ustayla. Üşenmedim İzmir’e gidip çeteyi bizzat yerinde gördüm. Türkiye’nin en ilgi çekici çetesiydi (İzmir Çetesi/Star TV) kendi adıma... Kadir İnanır ya da şimdi İzmirlilerin ağzındaki popüler adıyla Cemal Baba’ya gelince, dizi setinin kabul günü davetlerini çağrıştırdığını bir bu sette gördüm... Hakikaten İzmir bağrına basmış çetesini. Ve ne mutlu ki setin etrafındaki esnafın yüzü gülmeye başlamış... Sadece ekran karşısında değil, bizzat hayatın kendisinde de güldürür oldu diziler yüzümüzü. Hayırlısı artık...

En tehlikeli meslek...

Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız milletvekilleriyle ilgili aldığı ilk karar sonunda çıkan olayları tüm Türkiye izledi... Bazı protestocuların işi insanları diri diri yakmaya kadar vardırmaya çalıştıklarını da gözden kaçırmadık. Ama gözden kaçan bir ayrıntı vardı... O da bölgede ya da olaylar nerede geçiyorsa orada işini yapmaya çalışan habercilere duyulan yoğun öfkeydi. İşte bu hakikaten büyük bir tehlikenin işareti... Meslekler içinde en zoruydu gazetecilik. Korkarım ki bundan sonra en tehlikelisi de olacak. Meslektaşlarımızın çoğunun kellesi koltukta yahu!

Değeri yerlerde...

Master Chef’de (Show TV) düzey artık jüriden yarışmacıya doğru değil, bizzat yarışmacıların arasında da yerlerde sürünmeye başladı... Gökçe Demiröz isimli yarışmacı Çinli Anyan’a çok ırkçı bir söylemle ayar vermeye çalıştı. Master ve chef; ikisi bir araya gelince sadece yemek kültüründe değil hayatta da bir değer taşıyor... Ama yarışmada zırnık değeri yok. Format bu deyip kaçmayın lütfen!