Şalvarlı, tırnakları ojeli “Muhtar Hanım”
02 Nisan 2011

oğru, gelişmiş Ege’nin köyleri, insanıyla ve dünyaya bakışıyla biraz farklıdır. Gelgelelim, genelinde atadan miras erkek egemenliği buralarda da sürüp gider. Bir yanı deniz, bir yanı zeytinlik ve orman olan İzmir-Urla’nın Özbek köyünde ise tatlı bir sürprizle karşılaşıyorsunuz: “Muhtar Hanım!” Nüfusu kışın bin 500, yazın tatilcilerle 8 bine ulaşan bu sevimli köyün ilk kadın muhtarıdır Işık Erdoğan.

Köyde doğdu, büyüdü. Anası, babası ona ayrımcılık yaşatmadı. Erkek kardeşleri gibi onu da okuttu. Ortaokul ve liseyi 7 km uzaklıktaki Urla’da bitirdi. Bir köylü kızı için elbette büyük bir aşamaydı bu. Ardından evlendi. Kocası keresteci esnafıydı, şimdilerde emekli oldu. İki oğlundan büyüğü Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’ni bitirdi, bir yük gemisinde kaptan. Küçüğü ise Manisa Celal Bayar’da lojistik okuyor.

Eski köye yeni adet

Daha öncesi, köyden bir grup insanla birlikte köyün sorunlarının çözümü için sık sık yerel yönetim, kaymakamlık ve öteki devlet kuruluşlarının kapısını aşındıran, buna karşın partilerle “hiçbir zaman işi olmayan”, “particilik de yapmayan” Işık Hanım sonunda muhtarlığa soyunur. “Eski köye yeni adet” kadın adaya dudak büken elbet olur. Gene de 2009 yerel seçimlerinde muhtarlık yarışını kazanırken 2 erkek rakibine de fark atacaktır. O günden bugüne, 3’ü erkek 2’si kadından oluşan köy yönetiminin başında. Birbirleriyle uyum içinde çalışıyorlar. Elbette, erkek egemenliğini en azından siyasal açıdan yıkan bu durum, başta biraz tuhaf karşılandı köyde. Ne var ki hiçbir zorluk yaşanmadı.

Dahası, Urla Belediyesi, Kaymakamlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkiler daha da güçlendi. “Nur içinde yatsın” diye andığı eski Muhtar Yusuf Doğan’ı kendine model alan Işık Hanım, rahmetlinin yoktan var ettiği modern muhtarlık binası ve bunu çevreleyen park, sağlık ocağı, ilkokulu gösteriyor. Kınalı değil, ojeli elleriyle işe sarılan bilgisayarlı “Muhtar Hanım”ın ilk icraatı, köyün kadınlarının Meydan’daki kahvenin önünde hafta sonlarında pazar kurmalarını sağlamak oldu. Eskiden kadınların “erkek işi” pazarcılığı yapmaları, el işlerini, kurabiyelerini, gözlemelerini, peynir, zeytin ve yağlarını, sebze ve otlarını satmaları hoş görülmezdi; artık doğal sayılıyor.

Tatil günlerinde Urla’dan, İzmir’den gelenler pazar tezgahlarına üşüşünce hem köylü kadınların “harçlıkları çıkmaya” hem de kahvecisinden bakkalına, büfecisine çevredeki erkek esnafın da kazancı artmaya başladı. O güne dek erkek egemen köyde, kadınlar da erkeklerle aynı oldu, eşit oldu bu cesur girişim sayesinde. Üstelik, herkes halinden memnun. Köyün kanalizasyonu vardı, arıtması yoktu. Şimdi de bu proje başlatıldı. Ayrıca, kaymakamlığın desteği ile nefis deniz manzaralı köy tepelerindeki eski yel değirmenleri restore edilip turizme açılacak.

Ardından, köy meydanına bakan geleneksel binaların restore edilmesi, çirkinlik abidesi beton yapıların ise en azından “güzelleştirilmesi” ve meydanın göz okşayıcı bir görüntüye kavuşturulmasına sıra gelecek. Deniz kıyısı ve liman düzenlemesi de gündemde. Bu arada, köyün genel sorunları kadar, köylünün sorunları ile tek tek ilgilenmeye devam... Sonuçta erkekler de kadınlar da “Muhtar Hanım”larının arkasındalar. O ise, alçak gönüllükle “Köylü birbirine tutkun ve bağlıdır. Sahip çıkıyorlar bana” diyor.

Gelişme projeleri

Gerektiğinde şalvarlı, gerektiğinde eşofmanlı Muhtar Hanım, köyün kadınlarını seferber etmede gerçekten başarılı. Hafta sonu köy kadın pazarı yetmedi, onları şimdi de alıp İzmir’e götürüyor. Örneğin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği kermeste, kendilerine ücretsiz otobüs tahsis edilen Özbek köylüler de “stand” aldılar; “çekişte” (kırma yeşil) zeytin, zeytinyağı, köy ekmeği, erişte, tarhana gibi ürünlerini satıp “iyi para” da kazandılar. Geçenlerde İzmir, hatta İstanbul’dan gelen “kentli” ziyaretçiler için yörenin otlarının tanıtılıp birlikte toplandığı bir buluşma düzenlediler. “Onlar için güzel oldu, bizim için de...”

Bu yüzden, ot şenliğini, sivil toplum örgütleriyle el ele, her yıl yinelenen geleneksel bir etkinliğe dönüştürüp köyün tanıtımına katkıda bulunmaya kararlılar. Yerel kalkınmada kadınlarımızın ne denli önemli bir rol oynadığına ve daha da oynayacağına işaret eden tatlı kıpırtıyı Özbek köyünün “Hanım Muhtar”ında da görebilirsiniz; “Gençlerimiz temiz. Hırsız olmaz bu köyde; kapı pencere açık otururuz biz. Ama, gençlerimiz işsiz. Eskiden balıkçılık iyiydi, şimdi balık da kalmadı geçinecek” diye hayıflanıyor. Umudu, Özbek Köyü Kalkındırma Kooperatifi’ni canlandırmak. Ayrıca hâlâ çalışmaya başlamayan zeytinyağı fabrikasını açmak, kötü işletildiği için iflas eden kooperatif marketini ayaklandırmak...

Dahası, çiçek üretimini yaygınlaştırmak... Köylülerinin gelirini artırma hayalleri işte böyle. Bu görece modern köyün 1961 doğumlu ama yaşını göstermeyen “dişi atom karınca”sı, daha üç yıl görevde. Bir sonraki seçimlerde aday olacak mı? “Bir dönem daha, belki; yarım kalan işleri bitirmek için. Ama üçüncü kez muhtarlığı hiç düşünmem”. Türkiye’de kadın olmak “hem çok zor hem de çok güzel” değil mi?

(26.03.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)