'Sahneden düştüm seyirci kaybolma numarası zannetti'

Adı Mehmet Ertuğrul Işınbark. 1960'ta 'Sihirbaz Mandrake' olarak tanındı, 1965'ten beri de 'Sihirbazlar Kralı Mandrake' olarak anılıyor. Eşi, kızı, herkes ona 'Mandrake' diye sesleniyor. Gelibolu'daki yazlığında ziyaret ettim...

'Sahneden düştüm seyirci kaybolma numarası zannetti'

73 yaşındaki ‘Sihirbaz Mandrake’, hayatını ve anılarını anlattı. Bu arada birkaç sihirbazlık numarası da gösterdi. Hepsi kendi buluşu olan sihirbazlık numaraları; zaten onu da ‘Sihirbazlar Kralı’ yapan bu. Çok etkilendim; “Ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet!” dedi. İşte Mandrake’nin sihirli dünyası...

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

[email protected]

Fatih’te doğdum, orada büyüdüm. İlkokul 3’te okula bir sihirbaz geldi. Bir köşeden dikkatlice onu izleyince, yaptığının hileli bir şey olduğunu gördüm. Herkes alkışlıyor; ‘Aaaaa nasıl yaptı?’ diyordu.

Hileleri yakaladığım için onlar kadar etkilenmedim. Fikir çok ilginç geldi. Eve gider gitmez bu işe kafa yormaya başladım. Okul tatillerinde sanat öğreneyim diye beni marangoz yanına verirlerdi, elimden iş gelirdi.

Karton ve elişi kağıtlarından, o sihirbazın kutusundan yaptım. Adam, gazete kağıtlarını kutuya koymuş, kapağını kapatmış, tekrar açtığında kağıtlar para olmuştu. Bu numarayı adamdan daha iyi yapmak istiyordum ama kutuya koyacağım param yoktu.

Ben de para yerine renkli elişi kağıtlarını kesip kutuya koydum. Bu numarayı arkadaşlarıma yaptım; kıyamet koptu. ‘Sihirbaz’ diye peşimden ayrılmadılar. Öğretmenlerin de hoşuna gitti, müsamerede yapmamı istediler.

İş büyüyordu; bir tek sihirbaz kıyafetim eksikti. Rahmetli ablam terziydi; Zati Sungur’un fotoğrafını gösterip ‘Bu kıyafetten dik bana’ diye tutturdum. Ablam siyah keten bir kumaştan frak dikti; bayağı bir yakışıklı oldum!

Birkaç yeni numara buldum; soğanı masanın üstüne koydum, üzerine örtü örttüm; örtüyü çekince elma oldu; kesip seyirciye ikram ettim. Müsamerede çok tuttu ve hala geçerli süper bir numaradır.

‘Ailem, bu işten para kazanınca sihirbazlık yapmamı kabullendi’

Beni izleyen bir hokkabaz; ‘Seni sünnet düğünlerine götürelim’ dedi. 10 yaşında sünnet düğünlerinde sihirbazlık yapmaya başladım. Parayı hokkabaz alıyor, avucuma birkaç tane delikli 2.5 kuruş tutuşturuyordu, para kazanıyorum sanıyordum.

Aklım fikrim bu işteydi. Rahmetli ağabeyim mühendis, babam da Darphane’de müdürdü; ‘Hokkabaz olamazsın, okuyacaksın’ diyorlardı. Orta okulu bitirdim ama illa ki bu işi yapacağım. Ve yaptım da. Ailem ancak bu işten para kazanınca sihirbazlık yapmamı kabullenebildi.

‘Nerede sahneye çıksam Zeki Müren gelirdi’

En büyük özelliğim oyun icat etmekti. Hala da ederim. Oyunlarım Avrupa kataloglarına girdi. Bu doğuştan gelen yetenekle birleşince sivrildim. Zeki Müren yeni çıkmış, çok da tutulmuştu. ‘Bu işi tam manasıyla yapman gerekiyor’ deyip beni Zeki Müren’in menajeri, ünlü organizatör Fethi Pehlivan’la tanıştırdılar. Numaralarımı çok beğendi; ‘Sana iş verelim’ dedi, kontratı uzattı.

1952 yılı, 12 yaşındayım. Kontratla 5 yıl beni bağlayacak; ‘Niye beni 5 yıl bağlayacaksınız?’ diye sordum. ‘Sen çocuksun karışma’ dedi. Herkes can atıyor halbuki onunla çalışmaya. İstemeye istemeye kontratı imzaladım. Fethi Pehlivan bana gecede 7-8 iş veriyordu.

1960’da 20 yaşındaydım. ‘Seni gazinolarda çıkartacağım ama Mehmet Ertuğurul Işınbark diye sihirbaz ismi olmaz, adın Mandrake olacak’ dedi. ‘Mandrake ha! Müthiş’ dedim. O gün bugün adım ‘Sihirbaz Mandrake’. Bugün karım ve kızım bile evde bana ‘Mandrake’ diye hitap eder.

Esas ismim söylenince yadırgıyorum. Türkiye’nin en önemli sihirbazı Zati Sungur’un gösterisi 2.5 saatlikti, gazino için illüzyon gösterisini kısaltıp sahneye uygulayan ilk sihirbaz oldum.

Benden önce ünlü olmuş sihirbaz Abrakadabra’nın sakal bıyığından bıraktım. Hatta bir ara kesince, seyirci yadırgadı, tekrar bıraktım. Diğerleri gibi ‘Hokus pokus’ ya da ‘Abrakadabra’ demiyordum, ‘Sim Sala Gala’ diyordum. Bu dünyaca ünlü bir sihirbazın adıydı.

Bu arada Zaim diye birisini seyrettim, elinde kukla, vantrologluk yapıyor. Alçıdan kukla yaptım, adını da ‘Cin Ali’ koydum. Vantrologluk da yapmaya başladım. Öyle alkış aldım ki; Fethi Pehlivan, ‘Bunu yap, ötekileri bırak’ dedi, kabul etmedim. Gecede 12 iş gelmeye başladı.

En büyük gazinolarda çalıştım. Mediha Demirkıran gibi bazı assolistler onlardan fazla alkış aldığım için beni kadrolarına istemezdi. Zeki Müren farklıydı; Ramazan’da sahneye çıkmazdı ama biz neredeysek arkadaşlarıyla gelir izlerdi.

Eşimi bayram yerinde tavladım, 18’imde evlendim”

Türkiye’nin bütün kentlerini, kasabalarını, köylerini birçok kez dolaştım. İlk turneme 1959’da Safiye Ayla ile çıktım. Turneden bütün saz heyeti beş parasız döndü, benim cebim para doluydu.

Çünkü onlar aldıkları parayı harcıyor, ben bir süredir biriktiriyordum. Çünkü aklıma koymuştum; bir yıl önce Karagümrük’teki bayram yerinde gördüğüm o kızla evlenecektim. Adı Süheyla idi. Arkadaşlık teklif ettim, hemen kabul etmedi.

Bir yıl sonra ilk turnemden döndüğümde 18 yaşındaydım, ‘Anne, bu kızı bana isteyin’ dedim. Annem, “İyi de para nerede oğlum, nasıl evleneceksin?” diye sordu. ‘Bende para var. O kızla evlenmek için biriktirdim’ dedim.

Akılları durdu. Kızı istedik, ‘Ben bu delikanlıya kızı verdim’ dedi rahmetli babası. Ne çabuk verdi ya, ne oluyoruz dedim! ‘Hemen düğün yapacak mısın?’ dedi, ‘Yok baba dur’ dedim. 1960’ta Eskişehir’e askere gitmeden önce nikah yaptım, ama daha düğün yapmadık.

Dayanamadım askerden izin alıp geldim İstanbul’a, ‘Ben eşimi alıp gidiyorum Eskişehir’e’ dedim, ‘Ya daha düğün olmadı’ dediler; ‘Sonra yaparız’ dedim. Süheyla da geldi, benimle birlikte askerlik yaptı.

Sihirbazların sahnede hep yardımcısı olur; Süheyla’nın babası çok aydın bir adamdı, ‘Kızım sen de çık sahneye’ dedi. ‘Yok, ben karımı sahneye çıkarmam’ dedim. Eşim her gösterime benimle geliyordu; bir gün oryantal Şehrazat ben gösteri yaparken eşimi sahneye itti.

Çıkış o çıkış, eşim yıllarca sahnede yardımcılığımı yaptı. Şimdi emekli oldu, görevi bankacı kızımız Işın’a devretti. Işın 3.5 yaşındaydı bizimle sahneye çıkmaya başladığında. Şimdi damat da aramıza katıldı.

‘Karımın başına gelmeyen kalmadı’

Ankara’da Gönül Yazar’ın ilk eşi Necdet Yazar’ın gazinosundayız. Eşim yatar pozisyonda boşlukta duruyor. Yükseliyor yükseliyor havada kalıyor. Güm sahneden aşağıya beyin üstü düştü.

Başı yarıldı, kanıyor. Hipnozdan uyandırdım ama insanlar ‘Kızı öldürecektin’ diye beni neredeyse yuhaladılar. Hastanede öğrendik, kafatası çatlamış. Başına gelmedik kalmadı sahnede!

Bir gün ben de ayağım kaydı sahnenin arkasına düştüm aniden. Seyirci sahnede kaybolma numarası zannetti. Alkış, kıyamet. Bu kazayı numaraymış gibi sürdürdüm. Yaptığımız şey ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet.

Telepati numaram çok tutardı; bir seferinde bir adama, ‘Ne oturuyorsun burada kalk git dükkanın soyuldu’ dedim de adam iki polis alıp gitti, dükkanı soyulmuştu. ‘Hissi kablel vuku’ (hadiseyi önceden bilme) diyelim buna.

Bu numaraları insanları kandırmak amacıyla öğrenmek için ne çok üfürükçü hoca geldi bana, hiçbirine öğretmedim. Ama sihirbazlığa meraklı birçok ünlü öğrencim de oldu; kalp ve damar cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Tarık Akan, Güner Ümit, Şafak Sezer bunlardan sadece birkaçı.

63 yıldır sihirbazlık yapıyorum. Emekliliğim, bir evim, bir yazlığım, bir arabam, üç beş kuruş da param var; yeter. Daha ne olsun, bir tek sağlık isterim...

(18.08.2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır.)