Sadece o semti yeniden yapmak bile iştir
17 Şubat 2011

Öyle Bir Geçer Zaman ki (Kanal D) dizisinde oyuncuların seslerini kaydeden tepe mikrofon göründü. Yer yerinden oynadı sanki... Konduramıyor izleyici. Sevdiği işlerin, her dört evden neredeyse üçünün izlediği işlerin içinde hata gördü mü, dayanamıyor sanırım... Oysa ki boom denilen o mikrofon mevcut dizilerin hemen hepsinde birkaç kez çıktı karşımıza. Çok güvendiğimiz Amerikan dizilerinde bile...

[[HAFTAYA]]

Bir başkası da o dönemin dükkan tabelalarında üç boyutun ya da neon ışığının olmadığından dert yakınmış. Haklıdır, yoktu elbette... Ama şu da var. Koca bir Zeyrek semtini 1960’lı yıllara taşıyan, sehpasının üstündeki aksesuardan yataktaki nevresim modeline kadar seçimini gerçeğe uygun ve titizlikle yapan bir ekibe serzenişten ziyade alkış gerekir diyorum ben... Tüm bulduğumuz küçük hataları nazarlık olarak kabul edelim. Hikaye öyle bir yere doğru akıyor ki, yükleme takılıp özneyi kaybetmeyelim; aman!

İzleyicinin derdi 

Kanalların iletişim için verdikleri adreslere atılan maillerin hepsi geri dönüyormuş. İzleyici bu konuda hakikaten mustarip. Hal böyle olunca da bizim posta kutusuna yığılıyor şikayetler... Dizi, program ya da akla takılan ne varsa okur/izleyici haklı olarak bana soruyor akıbetlerini. Vallahi kişisel olarak zamanım yettikçe hepsine yanıt vermekten mutluluk duyuyorum... Yine de “Madem izleyicini önemsiyor ve onlar için bir hat açıyorsun. Neden sistemi çalışır, izleyiciyi sana ulaşır kılmıyorsun?” diyorum kanalların tamamına.

Seren Serengil ile evlenmeli miyim?

Reyting tablosunu her incelediğimde ya da posta kutuma gelen yayın akışlarına her baktığımda hep aynı soru çıkıyor karşıma; “Seren Serengil ile Evlenir misin?”... Bir programa verilebilecek en ilginç isimlerden biri bu herhalde. Biz TV işiyle uğraşanlar için de aklımıza kaşıntılı şeyler getirecek bir soru aynı zamanda... Seren Serengil’i tanırım. Çok da iyi bir insan olduğunu bilirim. Çektikleri de az buz şeyler değildi yakın zamanda. Ama aklıma onunla evlenmek hiç gelmedi, ne yalan söyleyeyim... Show TV de getirip durmasa diyorum!

Dizi süreleri ne olacak?

Yeni RTÜK Yasası devreye giriyor. Başbakan’a veya atadığı bir bakana “memleket güvenliğini ilgilendiren olağanüstü durumlarda” yayın durdurma yetkisi de var yasada... Bu yetkinin kötüye kullanılacağını hiç sanmıyorum. Kaldı ki meseleye müdahale Başbakan’dan önce televizyon kanallarının iç denetiminden gelir... Yasanın izleyiciyi ilgilendiren kısmı, aslında en can alıcı noktalarından biri reklam sürelerinin ve periyotlarının yeniden ayarlanması... Buna göre reklam arası dizi ya da program devri kısmen son buluyor. Kuşaklar arasında en az 30 dakikalık sürenin olması demek, daha uzun bir seyir zevki anlamına geliyor... Ancak bardağın boş kısmına da bakalım isterseniz. Dizilerin sürelerinin olağanüstü uzunluğu reklam kuşaklarının fazlalığından kaynaklanıyor... Reklam veren talep edince yığılma oluyor ve ekstra reklam kuşakları açılıyor. Asıl şimdi kuşaklar arası uzayıp, ekstra kuşak açma ihtimali azalınca dizi sürelerinin ne hale geleceğini merak etmeye başladım ben... Anladığım kadarıyla ya reklam satış fiyatları artacak ya da özet/özel/ekstra gibi yaratıcı bölümler oluşturulacak diziler içinde... Maliyeti başka türlü kurtarma şansı yok çünkü kanalların...

Gönülçelen’in yaptığına bak!

Televizyon çocuklarının çağında yaşıyoruz. Gelişme yaşlarında olan bücürlerin hepsi kendilerine bir rol model bulup, ona benzemeye çalışıyorlar... Ne mutlu ki, eskisi gibi “mafya” özentisi olmaya eğilimi yok yeni neslin. Mesela henüz ilkokula giden bir okurum Gönülçelen dizisinin müzik hocası Murat Tunalı’ya (Cansel Elçin) benzemek için gece gündüz piyano çalışıyor... Geçenlerde başarılı geçen bir resitalin sonunda da; “Nasıl anneciğim Murat Tunalı gibi çaldım mı?” diye soruyor. İşte o anne bugünlerde zor durumda... Çünkü küçük oğlunun içinde müzik aşkını yeşerten Gönülçelen dizisi 23.00’te yayınlanıyor. O yaştakilerin yatakta olması gereken saatte... “Ya oğlumun gelişiminden feragat edeceğim ya da aldığı rol modelden” diyor çaresiz anne. Ne söylenebilir ki? Televizyon kişilikleri üzerinden gerçek hayatta mükemmel insana giden bir yol olduğunu düşünmesem de olumlu örnekleri görmezden gelmem mümkün değil... Atv yönetimi planlama hatasının bir yerinden dönerek küçük izleyicilerini de bu sakin aile dizisinden mahrum etmez dilerim...

YAKIŞIKLI BİR İŞ!

Bana Her Şey Yakışır isimli yeni programıyla Kanal D uzun süredir aradığı kuşak programını buldu sanırım... Reytinglerinin yüksekliğinden anladığım kadarıyla tüm gün izlenme anlamında rekabet içinde olduğu kanallara anlamlı bir gol de atmış olacak program oturunca... Toplam izleyicide, bölünmeden yani kesintisiz yüzde 15’lik bir izlenme oranını yakalamak bugünün izlenme kriterlerine göre hakikaten iyi bir sonuç... Aman dilimizi ısıralım. Nazar değmesin, dükkanlar kazansın, izleyici “kaliteli işlerle” eğlensin. Hayırlısı...