Sadece ilaç sektörü değil eczacılar da isyanları oynuyor
29 Eylül 2009

Devletin bütçe denkleştirme operasyonunun ilk faturasını sağlık sektörü ödemeye hazırlanıyor. Sektörde en büyük fatura ise ilaç cephesine çıkarılacak. Son 15 günü Ankara-İstanbul arasında geçiren ilaç şirketlerinin yöneticileri, şimdiye kadar pek sonuç alamadılar.

Sağlık Bakanlığı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Halkın ilacından kesinti yapmayız” açıklamasından sonra ilaç sektörü üzerindeki baskıyı artırdı. Şimdi ilaç sektörü ayakta... Sadece ilaç üretici ya da pazarlayan şirketler değil... Eczaneler ve ilaç dağıtıcı şirketler de isyanda... Bazı yabancı yatırım bankaları ilaç dağıtım şirketlerini ‘al’ listesinden çıkardılar.

Neydi, ne oluyor?

Türkiye’de devletin sağlık harcamaları 2008 yılında 25 milyar lirayı aştı. 2009 yılında 30 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bunun 15.5 milyar lirası ilaç harcamalarından kaynaklanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın talebi şöyle: 2007 yılında ilaç harcamaları 13.5 milyar lira düzeyindeydi. 2009 yılında da bu kadar harcama bütçem var. 13.5 milyar liraya inin ve 2009 yılında bunun üstünde yapılan harcamayı da iade edin.

Bu yaklaşık 2 milyar 350 milyon liralık kayıp anlamına geliyor. Şirketler aynı miktarda ilaç satıp, yaklaşık yüzde 24 oranında az para alacaklar. Bunun kâra yansıması da ilaç üreticilerinin belirttiğine göre yüzde 50 düşüş şeklinde olacak. Kâr düşüşü sadece ilaç şirketlerini vurmayacak tabii... İkinci darbe dağıtım şirketlerine, son darbe ise sayıları 23 bini bulan eczanelere olacak. Aldığım bilgiye göre, şimdiden eczacılar ayaklanmışlar. Çok para kazanıyorlar gibi görünseler de önemli bir bölümü zor ayakta duran eczaneler, bu uygulamadan ciddi darbe yiyebilirler. Aslında en sonunda büyük darbe hastalara olabilir. Çünkü, eğer bakanlık sıkı takip yapmazsa, bazı önemli ilaçlar Türkiye’ye getir.

Yabancı ve yerli etkisi

İlk bakışta bu kararın yerlileri olumsuz etkileyeceği düşünülebilir. Ancak, en büyük etkiyi yabancılar hissedecek. Yerliler de etkilenecek ama yabancılar kadar değil. İthalat yapan yabancılar, ülke dışından ilaç gaetirmekte zorlanabilirler. Bazı ilaçlarını getirmekten vazgeçip, kârdan olabilirler.

Yerlilerin kârı da doğal olarak uçacak. Ancak, bütün bunlara rağmen ilaç sektörü, Türkiye’deki kişi başına tüketimin düşük olması nedeniyle hâlâ cazip. O nedenle yabancılar, ‘eş değer ilaç’ alanında şirket satın alıp Türkiye’ye girmek istiyorlar. Gördüğüm kadarıyla Pfizer, Astra-Zeneca, GlaxoSmithKline, Teva ve Daichi gibi bazı Japon şirketleri Türkiye’de şirket arıyorlar. Bazı işadamı ve yöneticiler diyorlar ki, “Bu uygulama, yerlilerin fiyatlarını düşürebilir, satışları hızlandırabilir.” Bakalım zaman ne gösterecek?

Bankacılık nereden para kazanacak?

 Merkez Bankası gecelik faizleri geçen hafta için yüzde 0.50 daha indirdi. Belki 0.25 indirim daha gelecek. Ardından belki bir süre aynı oranlar, sonra da kaçınılmaz olarak ‘faiz artırım’ dönemi... Bu gerçek ekonominin bütün oyuncularını ve vatandaşı da yakından ilgilendiriyor. Ancak, esas etkiyi, 2009 yılını, krize rağmen kârlı geçiren bankacılık sektörüne yapacak. Geçenlerde Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’in bu yönde bir değerlendirmesini okumuştum. “Faizlerin düşüşüyle birlikte bankalar para kazanmak için kredilere yüklenecek” anlamında değerlendirme yapmıştı.

Hafta içinde konuştuğum bir bankacıdan da aynı görüşleri dinledim. “2010, gerçekten bankacılıktan kazanılacak yıl olacak. Ancak, para kazanmak da düşen kâr marjları nedeniyle zorlaşacak” görüşünü dile getirmişti. Gerçekten de ortada böyle bir tablo var. Faizler yüzde 8’in de altına indi. Gidecek yeri kalmadı. Bankalar, faiz ve menkul kıymetlerden 2009’da iyi para kazandılar.

2010 yılında ise kurumsal ve KOBİ kredileri ile bireysel kredilere yönelme yaşanacak. Burada ise esas parayı getirecek olan bireysel krediler... Çünkü, hâlâ KOBİ’lere riskli gözüyle bakılıyor, büyüklerde ise kredi iştahı yeterli değil.

Bireyselin en kârlısı

Bankaların hedefinde ‘bireysel kredi’ var. Bunu da zaten reklamlardan, faiz indirimi sonrasında başlayan kampanyalardan görüyorsunuz. Konutta şu anda faiz oranı (komisyon dahil) aylık yüzde 1-1.30 düzeyinde...

Bunun bileşiği aşağı yukarı yüzde 13’e geliyor. Bankalar yüzde 10 ile bu krediyi fonluyorlar. Batık oranını yüzde 1.5 kabul ettiğinizde, kâr olarak yüzde 1.5 kalıyor. Otomobilde ise oran yüzde 1.10 düzeyinde... Ortalaması yüzde 14’e geliyor. Bunun da batığı 1’ler düzeyinde. Kâr aşağı yukarı 1.5-2 arasında değişiyor. En kârlı olanı ise ihtiyaç’ kredileri...

Bankalar şu anda bu krediyi yüzde 1.55’ten kullandırıyor. Ancak, burada batık oranı yüzde 5’ler gibi yüksek düzeylerde... Ortalama 30 aydan ihtiyaç kredisi veriliyor ve burada da fonlama yüzde 10... Böyle bakılınca bileşik faiz yüzde 20.3’e, kazanç ise yüzde 5’ler gibi yüksek orana ulaşıyor. Sanıyorum bu rakamlar, daralan kâr marjı nedeniyle, 2010’da belki biraz daha aşağıya çekilebilir. Ancak, konutta fazla yeri olmadığını da unutmamak gerekiyor.