'Sadece film çekmek istedik büyük ödülün sahibi olduk'

Altın Portakal galibi olan 'Çoğunluk'un ödüllü yönetmeni Seren Yüce ve oyuncusu Bartu Küçükçağlayan ile film üzerine samimi bir söyleşi...

'Sadece film çekmek istedik büyük ödülün sahibi olduk'

Röportaj: Göksel Göksu

[email protected]

‘Çoğunluk’ adlı film orta sınıf bir ailenin yaşantısını anlatıyor. Filmde aklı bir karış havada olduğu halde baskı karşısında silikleşen Mertkan’ı canlandıran Bartu Küçükçağlayan bu rolle ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Altın Portakal kazandı.

Aynı zamanda toplumumuzun pek çok sancısının inceden işlendiği filmin senaristi ve yönetmeni Seren Yüce de ‘En İyi Yönetmen’ olarak ödül aldı. Filmi başarıya götüren sırrı öğrenmek için kapılarını çaldık.

Bu ödülleri bekliyor muydunuz?

Seren Yüce: Hayır. Ödül beklentisiyle de film yapmadık. Doğru bir film yapalım istiyorduk sadece.

Bartu Küçükçağlayan: Tek sorun filmi çekmekti.

Filmde insanların bam teline dokunmayı başardınız.

S.Y: Senaryoyu yazıp karakterleri oluştururken o zamanki hallerimden de faydalandım. Sosyal çevremden, ailemden, arkadaşlarımdan esinlendim.

Demek iyi gözlemcisiniz.

S.Y: Gözlem yapayım diye yola çıkmıyorsunuz, kendiliğinden oluyor. Filmin esas meselesi, ayrımcılıkla ilgili bir şeyler söylemekti. En kaba haliyle, ayrımcılık ve baskı sistemleri üzerine bir film.

“Bir şeye dönüşmedim karakteri yarattım”

Role nasıl hazırlandınız? Bartu, Mertkan’a nasıl dönüştü?

B.K: Buna dönüşüm değil de karakter yaratmak diyebilirim. Senaryoyu okuduğumda, ne yapmam gerektiğini az çok kestirmiştim. Bir ay kadar Seren’le prova yaptık ofiste, odalarda, evde... Saunalara gittik filan. En azından benim çalışma şeklime göre, rahatlamak için çok prova yapmam gerekiyordu.

Canlandırdığınız karakterin özelliklerini mi gözlemlediniz?

B.K: Bir yerden sonra artık aklınız, sizin yerinize, bir takım şeyleri ayırt etmeye başlıyor. Senaryoyu okuduktan sonra Mertkan’ı kafamda yerleştirdiğim yer, çok bildiğim şeylere dokunuyordu. O yüzden çok fazla ‘bu çocuklar nasıl oluyor’ diye araştırmadım. Duyguları düzgün oynamaya çalıştım. Mertkan benim için bir performans.

Kaç kişilik bir ekiptiniz?

S.Y: On beş. Daha doğrusu; şoförlerle beraber on dokuz kişi.

 Çekimlerde film kafanızda şekillenmiş miydi? Ortaya çıktığında şaşkınlık yaşadınız mı?

B.K: Ben yaşadım. Benim ilk filmim. Bölük bölük öncesini-sonrasını başka zamanlarda oynayarak filan çalıştığım için biraz endişe yaşadım. Yani, ‘ulan acaba tutacak mı, aralarında çok fark olacak mı, dengeyi ayarlayabildim mi?..’ Bir de Mertkan filmin başından sonuna kadar aynı giden bir karakter değil. Herkesin yanında ayrı davranan bir karakter.

Nereden geldi aklınıza film yapmak?

S.Y: Liseden sonra hep sinema okumak derdim vardı. Fakat olmadı, kazanamadım. Üniversitedeyken yazları çalışmaya başlamıştım asistan olarak. Okul bitince de direkt daldım işin içine.

“Rakibimiz yoktu”

Filmde nasıl bir ‘çoğunluk’ var?

S.Y: Film kendilerinin ve herkesin kaderini belirleyen bir sınıfı anlatmaya çalışıyor. Türkiye özelinde de bu karakterler çıktı ortaya. Bu aslında orta sınıfın çoğunluğu. Parayı kazanan da harcayan da onlar.

‘En iyi erkek oyuncu’ ödülü neden sana verildi?

B.K: Hiçbir fikrim yok gerçekten.

S.Y: Jüriyi ve seyredenleri inandırdığı için diyebiliriz belki. Gerçekçi olması anlamında.

B.K: Kadir İnanır o gün güzel bir şey söyledi: Biz bu ödülleri bu filmlere veriyoruz. Başka jüri üyeleri olsaydı belki başka filmlere verecekti.

 Güçlü rakipleriniz vardı.

S.Y: Hiç rakibimiz yoktu. Rakip değildik, beraber yarışıyorduk.

 Siz kime ödül verirdiniz?

S.Y: Seyretmedim ama ‘Gişe Memuru’nun ödül almasına sevindim.

Daha yolun başındayken çıtanın bu kadar yüksek olması, bundan sonrası için işinizi zorlaştırır mı?

S.Y: Bir sonraki film merak ediliyor. Bir beklenti oluşturacak. Ama ikinci filmde ödül beklentimiz olmayacak.

B.K: Çıta yükseldi mi bilmiyorum. Ben her yaptığım işi ayırıyorum. Bu yüzden, bundan sonraki filmde oynarken ‘Çoğunluk’ aklıma gelmeyecek.

Altın Portakal bir çıta olmayacak mı sizin için?

B.K: Olmayacak. Çıta ne ki, bilmiyorum ben. Öyle düşüncelerim yok.

Oyunculuğunuz açısından gözünüzü korkutan bir rol var mıdır?

B.K: Ben rol diye bahsedilmesini sevmiyorum. Önünüze iyi bir senaryo gelmesini beklemekten başka şey değil aslında oyunculuk.

Ödülü alırken alkollü müydünüz? Öyle olduğu iddia edildi.

B.K: Hayır. Zaten içki çok sevmem. Hatta alkol içip ödül almaya çıkmak... Bana yakışmaz. Ben biraz değişik bir adamım. Herhalde bekledikleri gibi düz birini ya da kafalarındaki oyuncuyu göremeyince sarhoşluğa yordular.

S.Y: İftira bu. Gayet sevimsiz bir tavırdı. Ayıp.

B.K: Ama ben de biraz serseri oyuncu imajı yarattım.

S.Y: Ayrıca orada gidip de takla atmadığı sürece ya da gidip birilerinin kafasını patlatmadığı sürece sarhoşsan da sarhoşsundur.

B.K: Biraz göze battım galiba. Kravat filan açık ya, alkole verdiler herhalde bunu. O düzensizliği bir şekilde meşrulaştırmaya çalıştılar alkolle.

“Kazandığımız parayla borcumuzu ödeyeceğiz”

 Ne kadara mal oldu filminiz?

S.Y.: 250-300 bin lira arası bir şeydi. 

 Venedik Film Festivali’nden ödülle döndünüz, bunun maddi karşılığı da vardı. Antalya’dan gelen para ödülü ise 330 bin lira. Bu parayla ne yapacaksınız?

S.Y.: Dünya kadar borcumuz var. Bir de tabii senaryo yazarken ya da filmi çekerken yapılan harcamalar var. 

 O dönemde cepten yediniz yani.

S.Y.: Evet. Sponsor bulamamıştık.

Dizi oyunculuğuna nasıl bakıyorsunuz?

B.K.: Televizyondan bakıyorum.

Nasıl bir kariyer hedefliyorsunuz?

B.K.: Çok bir şey hedeflemiyorum. Sadece gerçekten oyunculuk yapmak istiyorum. Başka şey istemem.

“İyi bir oyuncuyum” diyor musunuz kendinize?

B.K.: Değişik bir oyuncuyum. İyi mi bilmiyorum ama.

( Bu röportaj 23.10.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

4