Yeni Yazısı > Romantizm çikolatayla başlar - 30.12.2012

Romantizm çikolatayla başlar
30 Aralık 2012

Her şey bir fotoğraf çektirmekle başladı. Elif Çoban yılbaşı hediyemi canlı olarak gönderdi: Yakışıklı bir İspanyol! Gerçi bu ziyaret kısa sürdü ama geriye elimde harika fotoğraflar, iki kutu biscolata ve bir takvim kaldı. Tabii bir de fotoğrafı paylaştığım, kalbi kırık, kıskançlık dolu bir erkek arkadaş grubuyla, o fotoğrafa hayran kalmış kız arkadaş grubu! Asıl sorun ertesi gün başladı: Yakışıklı İspanyol, Karlos Manzano, bana Facebook’tan davet göndermesin mi? Lanet olasıca, Twitter’ı ne kadar sevdiysem bu Facebook’tan da o kadar tırstım ve uzak durdum. Ama artık girmek farz oldu.

Deniz’e yalvarırsın, üfleyip püflemesine katlanırsın, malum bu işleri evde çocuklar yürütüyor, Facebook’ta bir hesap açarsın. Sırf Karlos yüzünden! Ve ne oldu, oğlanın milliyetçiliği tuttu, “Sen boşver Karlos’u, bak bizde neler var” deyip bir Kenan İmirzalıoğlu ekledi mi hesabıma! Şimdi bu Facebook’u kullanmayı öğreneceğim ve Karlos’un “dürtmesini” bekleyeceğim. O reklama takık vaziyetteyim ya, “Bir de Facebook’tan dürtmez mi?” diyor. Nasıl dürtülüyorsa artık göreceğiz. Bu yaratıcı reklamı akıl eden ve bizi bu kadar eğlendiren Elif Hanım ve ekibine çok teşekkürler. Nestle hâlâ sarışın bir kızla yapıyor reklamını, kadınların erkeklerden daha fazla çikolata aldığını bir gün öğrenecekler elbet!

[[HAFTAYA]]

Kepenkler kapalı çünkü:

“Kepenkler niye kapalı” yazıma yanıtların çok ve baharatlı ! olacağını tahmin etmek zor değildi. Nitekim öyle de oldu, esnaf erken kalkar ve gazetesini okur, gireli bir saat ancak olmuş, Facebook’ta bile yakalayıp açıklamalarını yaptılar. Cuma namazına giderken kepenkler niye kapalı diye sormamın nedeni elbet kimsenin namazına niyazına karışmak değildi. Haşa, ne kılan, ne kılmayan ilgilendirir beni. Gelelim aydınlatıcı açıklamaya: “Cuma namazı saatinde yapılan ticaret helal değildir” ayeti. Ve deniliyor ki “Yılbaşını kutlamaya hazırlanan biri bunu anlamaz.” Hem yılbaşını kutlayıp hem cuma namazına gidilemez mi? Hem cumaya gidilip hem dükkandaki kadın personelle satışa devam edilemez mi? Hani kadınlar cuma namazını camide kılmıyor ya. Şimdi AKP bir anket daha yaptırır, halkımız tatil gününün cuma olmasını istiyor der, mesele çözülür! Dayata dayata bakalım nereye kadar.

Annesini mi seçsin, babasını mı?

“Bu yaştan sonra anne-baba arasında seçim yapmaya mecbur bırakıldık. İkisi de canım... Hangisini seçeyim?” Bir evladın çaresiz feryadına kulak tıkıyorlar! Tutuklu babası 5 aydır mahkum koğuşunda yatarak tedavi görüyor ve refakatçisiz kalamadığı için annesi de onunla birlikte tutuklu ve sağlığı bozuldu. Hangisini seçsin ECE? Annesini mi, babasını mı? Em. Org. Ergin Saygun, Başbakan Erdoğan’ın yanında, onun danışmanı olarak ABD’de Obama’nın karşısında oturup müzakerelere katılmış bir asker.

Şimdi mahkeme hiç olmazsa tutuksuz yargılama kararı verebilecekken neden ille de beter olsun anlaşıyla tutukluluğun devamına karar veriyor? Hukuk ÖYM’lerde askıda da insanlık da mı, vicdan da mı askıda? Kaçmayacağını, kaçamayacağını bilmiyorlar mı? Maksat eziyet mi? Hastanenin verdiği son kararı yeniden Adli Tıp’a yolluyor mahkeme. Üçüncü kez, yeniden. Her seferinde hastane hangi koşullarda tedavi edilmesi gerektiğini yazıyor, Adli Tıp tamam diyor, mahkeme tekrar reddediyor. İşkence ille de Filistin askısıyla yapılmıyor.

ODTÜ’lüler buna kızacak

Bir haftadır ODTÜ’lü öğrencilerle yatıp kalkıyoruz. Başbakan onları şiddete başvurmakla suçladı. Ama hepimiz videolarda gördük ki öğrenciler başta sadece slogan atarak yürüyordu. Ne taş atıyorlardı, ne molotof kokteyli. Zaten molotof kokteylinin esamesi sonra da yoktu. Taş atmaya biber gazını yedikten sonra başladılar. Herkes soruyor, niye binlerce polisle saldırıldı sadece bağırıp çağıran bir kaç yüz kişilik öğrenciye. Başbakan onlara terörist dedi, her şeyi dedi ve öğrencileri çok kızdırdı. Ama bence en çok kızdıracak lafı en son söyledi: “ODTÜ’lü Yavrular” dedi ya! Bu acıtır, inanın acıtır, artık o yavrular ne yapar bilemiyorum ama bu kadar şefkate alışık olmadıklarından bünyeye dokunur ve alerji yapar. Gerisini bilemem artık! Teröristten yavruya geçişin nedeni de herhalde bir haftalık medya haberidir o da başka.

Cezası: Sevilmeyen sanık!

OdaTV davasında, kendisinden daha ağır suçlamalara maruz kalan sanıklar salıverildiği halde Hanefi Avcı’nın tutukluluğu devam etti. Muhtemelen bir de Devrimci Karargah davasında yargılandığı için. Ne ki o davada, OdaTV’de olduğundan daha da çok dışlanıyor. O davanın sanıkları onunla aynı salonda bulunmak istemediği için duruşmaya ayrı geliyor, tek başına konuşuyor, o gittikten sonra ötekiler geliyor. Çünkü biri polis müdürü, diğerleri adı üstünde devrimci militan! Eşyanın tabiatına aykırı aynı örgütte olmaları! Davayı izleyen Müyesser Yıldız’dan öğreniyoruz ki, Hanefi Avcı’nın arkasında ne arkadaşı, ne yoldaşı, ne amiri, ne devresi, ne sevgilisi, kimse yok, kimse! Tamam, işkence yapmış bir polisi sevmeyebiliriz, ama bundan ötürü yargılanmıyor ki! Haksızlığa uğrayan herkesin yanında olduğum için ben Hanefi Avcı’nın durumunu trajikomik, hukuk ve mantık dışı buluyorum. Ayıp!