'Resim, şekil, renk ve ışık uyumlu bir dil gibidir'
26 Şubat 2011

Tanımıyor ya da bilmiyorsanız, karşınızdaki yaşını başını almış ancak bakımlı ve şık hanımefendinin Türkiye’nin usta kadın ressamları arasında olduğunu sezemezsiniz. Ressamlığının da ötesinde, çok ilginç bir yaşamı vardır İffet Karanis Hanım’ın. 1936’da, henüz ikiye ayrılmamış olan Hindistan’ın-günümüzün Pakistan’ı-Lahor kentinde doğdu. Çerkez kökenli İstanbullu bir Türk anne, Servet Hanım ve Babür Şah’ın sülalesinden bir soylunun, Mirza Davut Bey Barlas’ın kızıdır.

Osmanlı döneminde Hicaz’da görevli bir Türk olan dedesi Zekeriya Efendi, gezgin bir kişiymiş. 1930’larda Lahor’a da uğramış. Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı’nı olanca gücüyle destekleyen Hintli Müslümanların yoğun yaşadığı bu kentte “Türklerin geldiği” duyulunca bütün kapılar onlara açılmış, Mirza Yakup Bey Barlas’ın maaile konuğu olmuşlar bir süre. Yakup Bey’le Zekeriya Efendi’nin kanı kaynamış birbirlerine. Zekeriya Efendi’nin iki yetişkin kızı varmış. Osmanlı Hanedanı 1924’te yurt dışına çıkarılınca bir çok Türk prensesinin Hintli Müslüman mihracelere gelin olduğu gibi, Yakup Mirza da Zekeriya Efendi’nin küçük kızını doktor olan oğluna istemiş. Öteki kızının da Afganistan’dan talibi çıkmış.

O da oralı olmuş, kendini unutturmuş. İffet Hanım bugün bile hiç görmediği teyzesinin ve ailesinin akıbetini merak ediyor. Sıla hasreti çeken Servet Hanım’ın ısrarı ile Mirza Davut Bey, ‘Resim, şekil, renk ve ışık uyumlu bir dil gibidir 1941’de Türkiye’ye gelmeye razı oluyor. II. Dünya Savaşı’nın en civcivli günlerinde göç başlıyor. Önce, Zekeriya Efendi’nin kadim dostunun çağrısıyla Kütahya’ya yerleşiyor aile. Etrafta yokluk ve yoksulluk diz boyu. Maddi açıdan çok zor günler... Bereket, Davut Bey İngilizce, Urduca ve Farsça’yı çok iyi bildiğinden iki yıl sonra Ankara’da Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çevirmenliğe başlıyor. Durumları düzeliyor.

İffet, üç kız ve en küçükleri erkek kardeşiyle birlikte, ilk okul, orta okul bitiyor, lise başlıyor. Ama bu sırada annesi ile babası boşanıyor. Mirza Davut 1951’de kızlarıyla birlikte İngiltere’ye geçiyor ve Hindistan’dan İngiliz pasaportları olduğu için herhangi bir sorun yaşamıyorlar. “Bir tanesi sevgili babacığı” ile yaşayan İffet Barlas liseyi Londra’da tamamlayıp 1953-1957 arası Saint Martin’s School of Art’da resim öğrenimi görüyor. Diplomalı ressam bir gün ülkesine dönmeyi planlıyor.

Ancak o dönemde Türkiye şimdiki gibi değil, galeri ve resim alıcısı hak getire... “Resimle para kazanılmaz” durumu yani. Bu yüzden, 1958-1960 arasında Hammersmith College of Art and Architecture’da heykelcilikten uygulamalı sanatlara, tekstil desenleri ve litografi dallarında ek eğitim alacaktı. Bir süre İngiltere’de bağımsız desinatrist olarak çalıştı, 1964’te İstanbul’a döndü. Sultanhamam’da açtığı desen atölyesi ile az çok düzenli bir gelire sahip oluyor, resim yapmayı da sürdürüyordu.

Sanatçı ruhu onu ayakta tuttu

Rastlantı sonucu, Bursa’daki iş yerine kumaş üretimi için desenler götürdüğü tekstilci Avni Bey’le tanışması, İffet Hanım’ın yaşamında önemli bir an oldu. Trabzon’un köklü Karanis Ailesi’nden Avni Bey’le evlenecekti çünkü. Çocukları olmadı ama bu onları birbirine daha da düşkün kıldı. Beylerbeyi’ndeki iki katlı, geniş bahçeli evlerinde köpek ve kedileriyle sakin, mutlu bir yaşam geçireceklerdi. Amatör ressamlığa merak saran Avni Bey de resme başlamıştı.

“Gerçekçi-betimsel” tarz resim yapmayı sürdürecek, 1984-1993 arası İş Bank Parmakkapı ve Şark Sigorta sanat galerilerinde dört kişisel sergi açacaktı. “Zor ama doğru olanı” seçtiği için çok resim yapmadı, çok sergi açmadı. “Mükemmeliyetçi” çünkü. 41 yıllık sevgili eşini maalesef 2008’de itiren İffet Hanım, başta elbette bocaladı. Ama sanatçı ruhu ve hayvan sevgisi onu ayakta tuttu.

Erkek-kadın portreleri; bahçeli, kedili peysajlar; çiçekli, meyvalı natürmortlar çizmeyi sürdürdü, eskisi kadar çalışamasa da. Yaptığı az sayıda tablo beğeniliyor, İş Bankası, Paşabahçe, Arçelik, Eczacıbaşı, Deniz Harp Okulu ve bir çok özel koleksiyonda yer alıyor. Ne var ki, “iyi ressam” İffet Hanım reklamı sevmez, günümüzün medyatik sanatçıları gibi ortalığa çıkmaz, kendi köşesinde sessiz sedasız resim yapmayı sürdürür.

Güngörmüş bir hanımefendi

İffet Hanım, “Resim, şekil, renk ve ışık uyumlu bir dil gibidir” der. Resim tekniği gerçekten iyidir. Karakalem portreleri ve taşbaskılarındaki ustalık hemen göze çarpar. Yağlıboya eserlerine gelince, örneğin, semah eden “Mevlevi” tablosunun yandan gelen ışığı, “Şalpazarlı kadın” kompozisyonunun renk uyumu gibi “Yemek yapan genç kız”ın duruşu da çok etkiler.

Güzel Sanatlar Akademisi Öğretim Üyesi ve zor beğenen bir ressam olan arkadaşım bile İffet Hanım’ın tablolarını “saygıder yapıt” olarak değerlendirir. Yaptığı resimlerin ve seramik heykellerin beğenilmesi İffet Hanım’ı elbette sevindiriyor. Ama o mütevazılığı da elden bırakmıyor. Ne de olsa, piyasa kaygısı hiç olmayan, “güngörmüş ve görgülü” bir hanımefendi kadın resamımız.

(19.02.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)