Reşat Nuri bile şaşırırdı...
18 Eylül 2009

Yaprakları kurtlar kemiriyor sanki. Dizinin her bölümü cehenneme hoş geldiniz tadında. Reşat Nuri’nin değil, Dante’nin elinden çıkmış gibi artık Yaprak Dökümü (Kanal D). Necla mı daha kötü yoksa Leyla mı? Biri göz nuru şimdi evde, diğeri tu kaka. Biri eniştesiyle mercimeği fırına vermiş, ötekisi geçmişi unutup tekrar bir yuva kurar mıyım hayalinde... Üstelik tüm bunlar olurken evin annesi Hayriye giderek şirretleşiyor. Bir de içine attığını bir yılan gibi tıslayarak anlatmaya çalışan Ali Rıza Bey’in acınacak hali var ki, yeni bir roman konusu... Tilkisi, sansarı, Ferhunde’si filan çok masum artık çekirdek ailenin yanında. Bir ezik Şevket kaldı bozulmadık, sanırım toplu aile katliamını o yapacak... Mardin’deki köy katliamına benzer bir şekilde dökülecek yapraklar. Ve bitecek dizi. İyiler kötü, kötüler iyi olmadan! Bastır Şevket...

Aman çok bağlanmayın!

Atv, Aile Saadeti isimli dizisini reytingi bahane ederek kaldırdı. Çok üzüldüm, sıkı izleyicisiydim. Kanal, geçen yazdan itibaren “en çok dizi yayına koyup, en çabuk harcayan kanal” sıfatını kimseye kaptırmadı... Kış katliamının yakın olduğunun ipuçlarını verdi bu gelişme bana. Gözüm diğer kanalların yolunda gitmeyen işlerine takıldı. Sona eren Uygun Adım Aşk ile Fox TV, cinayet aletine en yakın kanaldı... Bu yıl diğer kanallarda benzer bir kıyım olmayacağını da söylemek lazım; çünkü Kanal D’nin tutmayan işi yok, diğerlerinin de bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar dizisi var... Sanırım ismini verdiğim iki kanalda dizi tutkunu olmak çok da hayırlı değil. Tam iştahınız kabarırken yemek bitiveriyor çünkü!

Bu mudur bilgi?

Beyaz’ın Ucunda 1 Milyon Var isimli yarışmasında (Star TV) genel kültür sorularında çuvallıyor yarışmacılar. Çoğu basit bir gazete okurunun bile ezbere bildiği meseleler... Dikkat ediyorum hem turuncu hem mor masa aynı anda tek soruya yanıt verebiliyor. Hızlı ve aynı anda... “İkoncanlarıyla ünlü olan Bodrum koyu hangisidir?” Tereddütsüz “Türkbükü” diyor iki yarışmacı da. El değiştiren bilgi ve içi boş kültürün geldiği son noktayı görüyorum da, çok da haksızlık etmemek lazım sezgiyle kutu açtıran Acun Ilıcalı’ya...

Haberciler döktürdü...

Cem Garipoğlu teslim oldu önceki gece yarısı. Haber önce ölçülmeyen kanallarda patladı. Yani Türkiye Yaprak Dökümü’nün rehavetini üstünden atmaya çalışırken... Ben CNN Türk’te gördüm önce. Bizim gazetenin genç yazarı Candaş Tolga Işık anlatıyordu telefonda. Teslim oldu diyordu Cem için... Sonra sırayla tüm kanallar yayın kesip girdiler meseleye. Ve bütün gece, ertesi günün ilk saatlerine kadar nefes kesici bir maratonu izlettiler seyircilerine... Yayınlarını kesemeyenler alt yazıyla duyurdu gelişmeyi. Büyük kanallar, memleketin vicdan meselesi durumuna gelen cinayetin finalini yakalayamadı... Neyse. Münevver’in babası Süreyya Karabulut da meseleyi TV ekranından öğrendi. CNN Türk’ü izlerken düştü bayram sevinci yüreğine. Adına sevindik milletçe... Ben bir de refleksini kaybetmeyen, hatta sanki aylardır gizli bir el yardımıyla bu habere hazırlanan habercileri görünce gurur duydum. Meslek, sadece anchorman isimlerinden ibaret değildi. Ve evet haber artık ekip işiydi!

 Belki de bağırdığı için...

 Başkasının acısı üzerine sağılan reytingden yarar gelir mi? Geçmişte ölümlere, intiharlara, cinnetlere neden olan kadın kuşakları vardı. İsim vermeyelim, sunucuları tarih oldular... Emniyet teşkilatının sözcüsü gibi çalışan Müge Anlı revaçta şimdi (atv). Yaptığı işler, kurtardığı hayatlar, çözdüğü olaylar filan çoğu kez bu köşede alkış aldı. Ama neden bilmem, son zamanlarda birilerini kurtarırken, bir diğerinin üstüne basıyor gibi bir hali var. Kötü bir önsezi ama suç avında suç doğuracak gibi geliyor bu gidişat... Bağırıyor, kızıyor, sonra daha çok bağırıyor. Belki bu kadar yüksek desibelde konuşması bozuyor sinirlerimi... Her an stüdyoya beter bir haber gelecek korkusu düşüyor içime. Allah korusun diyorum ama düşüyor işte!

Başkasını Seviyorum

NTV’nin yayın yönetmeni Ömer Özgüner edebiyat dünyasına sıkı bir giriş yaptı. Başkasını Seviyorum isimli romanıyla Doğan Kitap vitrinlerini süsledi... İlk bakışta sıradan bir aşk romanı izlenimi veriyor okuruna. Sonra sadece bir erkeğin değil, topyekûn bir kuşağın Z raporunu keşfediyorsunuz paragraflarda... Bu arada mevcut medya düzenine sıkı bir bakış atıyor ki, sadece roman sevenlerin değil TV dünyasının soğuk ışıkla aydınlanan köşelerini merak edenler için de sıkı bir eğlencelik. “Bayram üstü okumak için bir şeyler var mı?” diyenlere şiddetle öneririm!