Parasızlıktan dekorlarla evi döşedik...

78 yaşındaki Müşfik Kenter geçenlerde tiyatrodaki 63. yılını kutladı. Kadriye Kenter ile evliliklerinin de 34. yılı. Harbiye'deki tiyatroları Kent Oyuncuları'nda buluştuk. Onların hayatı gerçekten mucizelerle dolu...

Parasızlıktan dekorlarla evi döşedik...

Seral Cumalı

[email protected]

Bu yazı 24.10.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

Müşfik Bey; geriye bakınca, keşkeleriniz, pişmanlıklarınız var mı; yoksa ‘iyiki’ler mi ağırlıkta?

Müşfik Kenter: Pişmanlıklarımız hiç yok; onları unutuyoruz.

Türkiye’de tiyatro yaparken çok büyük sıkıntılar çektiniz. Oysa İngilizce ana dilinizdi, anneniz İngilizdi. Hamlet’i İngiltere’de oynamayı, daha doğrusu tiyatroyu orada yapmayı düşünmediniz mi?

Müşfik Kenter: Hayır, hep burada olmak istedim. Çünkü biz burada büyüdük, burada okuduk. Burada yetiştim ben. Biz Angaralı’yız; Boşnak Mahallesi’nde Abidin Paşa Köşkü’nde büyüdük, Ankara Kalesi’nin içinde bile oturduk. Çok güzeldi...

Tiyatroya iki kardeş (Yıldız Kenter’le) birlikte mi başladınız?

Müşfik Kenter: Yıldız benden 4 yaş büyük; önce konservatuara o başladı. En büyüğümüz Mahmut Ağabey bana, “Sen de girsene lan” dedi. O zamanlar Devlet Tiyatroları’nda oynayan Agah Hün komşumuzdu, beni çocuk tiyatrosuna almıştı. Kütük rolü oynuyordum. İlk rolüm kütüktü! Konservatuara gireceğim ama almıyorlardı, çünkü okuldan iyi hal kağıdı vermediler. Nurettin Sevin, “Ben kefil oluyorum” dedi de konservatuara öyle girebildim.

Çok mu yaramazdınız sahiden?

Yo, ama sık sık disiplin kuruluna çıkardım. Onun için iyi hal kağıdı vermediler. Beni Yıldız çalıştırırdı, hep komiğime giderdi; gülmeye başlardım. Yıldız, “Gülme lan” der, ben gülmeye devam ederim. Bu durum bana hep komik gelmiştir.

Bir öğrenciniz, “Sevmeyi Müşfik Hoca’dan öğrendim. O kadar güzel sever ki” dedi. Ben de 34 yıllık aşkınızı sizden dinlemek istiyorum...

Kadriye Kenter: Hiçbirbirimizin elini, yüreğimizi bırakmadık. Müşfik günde birkaç kere beni sevdiğini söyler. “İyi ki evlenmişiz”, “İyi ki seninle beraberim” der. Datça’da evimiz var, oraya gideriz, “İyi ki böyle bir ev yaptırmışız” der. Biz hep böyle memnun yaşarız. Müşfik Kenter: Kadriye başka türlü bir insandır. Özürlü bir oğlum var (Mehlika Kenter’le evliliğinden), Kadriye ona kendi çocuğundan ayırmadan baktı. Kadriye Kenter: Mahmut’un bizden istediği tek şey sevgi. Verdiğimiz sevgi sayesinde Mahmut bu kadar uzun zaman bizimle birlikte olabildi. Mahmut’un hastalığının ilk belirtileri 5 yaşında başlamış. Müşfik, Amerika’da doktor olan ağabeyine (onun da adı Mahmut) yollamış, oradaki doktorlar, ‘Türk doktorları belki bizden daha iyidirler, biz bu hastalığın ne olduğunu anlayamadık’ diye Mahmut’u geri yollamışlar. Mahmut Ağabey hep; “Sizin sevginiz Mahmut’u bu kadar yaşattı ve yaşatıyor” der. Akıl almaz bir durum. Çünkü çocuklar bu hastalıktan çok küçük yaşlarda gidiyorlarmış; Mahmut şu an 45 yaşında. Demek ki sevgi her şeye yarayan ve insanı iyileştiren bir şey.

Mahmut’un hastalığı ne?

Kadriye Kenter: İki sene önce Mahmut Ağabey, “Buldum Mahmut’un hastalığının ne olduğunu” dedi. Genlerle anneden aktarılan bir hastalık. Ama tedavisi yok. Mahmut’u bu yaşa kadar getirdiğimizi düşündüğümüz zaman biz de mutlu oluyoruz.

Diğer çocuklarınız ne yapıyor?

4 çocuğumuz var Elvan, Mahmut, Melisa, Balam. Melisa babasıın öğrencisiydi, sonra evlendi, 9 yaşında torunumuz var. Elvan, 15 yıl reklamcılıktan sonra damadımız İlker’in doğduğu Şarköy’de zeytin yetiştirip zeytinyağı üretiyor. Balam bir yıldır tiyatromuzu idare ediyor. Tiyatroda çok şey toparladı; ama çok büyük borçlarımız var. Balam inşallah üstesinden gelecek.

Birinize aşık olduğunuz Çöl Faresi oyununda sizi seyretmiştim. Ama o sahnede aşk nasıl başladı, merak ediyorum?

Müşfik Kenter: O sahneden kaptım ben Kadriye’yi. Kadriye Kenter: Lise son sınıfta tiyatroya başladım, Bakırköy’de, Kocamustafapaşa’da tiyatro yaptım. Yıldız Abla konservatuarda hocamdı, mezun oldum, sahneye çıktığım tiyatro yandı. Yıldız Abla, “Çöl Faresi’ni TRT 3 bölüm çekmek istiyor, yapar mısın?” dedi. Yaptık, sonra “Tiyatroda bizimle oynar mısın?” dedi. Tiyatroya geldim, öylece başladı her şey.

 O yıllarda Müşfik Hoca müthiş ses tonuyla ve tüm yakışıklılığıyla konservatuarda sınıfa girince kıyametler koparmış. Sahneye çıkınca da öyleydi. Sizi de cezbeden o müthiş sesle konuşan yakışıklı adam mıydı?

Kadriye Kenter: Ee tabii; karşılıklı çalışırken çok etkileniyor insan. Müşfik’in çok güçlü bir elektriği ve sıcaklığı var. Hemen kavrıyor insanı, hemen yapışıveriyorsunuz. Bu her yakışıklıda, her güzel kadında olan bir şey değildir. Müşfik’in farkı odur. Müşfik Kenter: Yapıştı ve buramda (göğsünü gösteriyor) kalıverdi.

Aranızda 20 yaş fark vardı, bu nedenle tereddüt etmediniz mi?

Kadriye Kenter: Hiç! O anda neyi yaşıyorsam onu yaşarım. Ne kadar yaşayacağımın garantisi yok ki! Müşfik Kenter: O yıldan beri çok mutluyuz.

Kadınların ilgisi üzerinde olan bir erkekti; siz bununla nasıl baş edebildiniz?

Kadriye Kenter: Biz evliliğimiz sırasında öyle şeyler yaşamadık. Daha önceki evlilikleri için de Müşfik hep, “Ben ağlatan taraf olmamışımdır” der. Yani evliyken kimseyi aldatmayan bir insandır. 

 Müşfik Bey’in alkolle dostluğu vardı; onun mücadelesini de birlikte verdiniz. Hayatınızdaki bu zorlukla nasıl baş ettiniz?

Kadriye Kenter: Biz onu Müşfik’le kısa bir süre yaşadık. Zaten Müşfik’in alkolle ilişkisi de kısa süre olmuş.

Bu sorun babadan mirastı değil mi?

Kadriye Kenter: Evet, genlerle ilgili ama bununla Müşfik çok güzel mücadele etti. O da inanılmaz bir mucizedir. Yine Mahmut Ağabey “Sen bu konuda mucizesin” der. Tabii ki karşılıklı çabalarla mucize yarattık. Birbirimize destek olarak sigarayı da bıraktık. Müşfik’in bırakması gerektiği için sigarayı ben de bıraktım. Bu sorunlardan kurtulalı 20 yıl oldu, hiç aradığımız sorduğumuz yok.

Çok para sıkıntısı çektiniz mi?

Kadriye Kenter: Çok. Evlendiğimiz zaman mobilyalarımız tiyatrodaki dekor parçalarıydı. Yuvarlak sunta, altına dört bacak, üzerine güzel bir örtü, bir de vazo ve küllük. Eşyanın güzelliği, pahalılığı, mücevher gibi dertlerimiz hiç olmadı. Yaptığımız iş iyiyse bizi o mutlu etti. Çok para sıkıntısı çektik. Ev kiramızı Müşfik’in ya da benim annemin verdiğini hatırlıyorum. Tiyatrodan aldığımız yetmiyor. Küçücük paralarla çocuğumuzu, çoluğumuzu yaşattık. Yaşamımızı daha ucuza nasıl halledebiliriz diye düşündük hep. Müşfik de ben de birbirimize; “Çok büyük parasızlıklarla, sıkıntılarla tiyatro yaptık, ama birbirimizle bu yüzden hiç kavga etmedik” deriz. Müşfik Kenter: Ama bu hep senden kaynaklanıyor Kadriye. Gerçekten Kadriye müthiş bir insandır. “Çalıştığı için Müşfik’in emekli maaşını kestiler, utanmaları gerekir”

Müşfik Bey’e bir ara “Sahneye çıkıyorsunuz onun için emekli maaşı alamazsınız” denmişti; bu durum düzeltildi mi?

Kadriye Kenter: Hayır halledilmedi. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda Genel Sanat Yönetmenliği yaptığı için Müşfik’in emekli maaşını kestiler. Ve bunu hala devlet, hükümet düzeltmedi. Aynı durumu yaşayan pilotlar mahkemeye verdi ve kazandılar. Onlarla birlikte biz de kazanmış olduk. Ama çok büyük borçlar çıkarttılar bize. O borçlar kapatıldı; yine karşı bir kanunla emekli olan bir tiyatro sanatçısının devlet ya da belediye tiyatrosunda çalışması, devlet okulunda hocalık yapması yasaklandı. Bu kadar acı bir şey olabilir mi? Ve biz hala sanat yapmaya çalışıyoruz. Utanmaları gerekir bundan. Ama ne yazıkki kimseden utanmayla ilgili bir tepki görmedik.

Müşfik Bey’in araba kullanarak Datça’ya gittiğini, ikinizin de çok güzel araba kullandığınızı duydum?

Kadriye Kenter: Müşfik bana uzun yolda araba kullandırmaz. Çok az dinlenerek 1000 kilometre yol yapar. Ben de artık bunu yapmamamız gerektiğini söylüyorum. Ama maşallah Müşfik bana bırakmıyor. Hatta bütün yaz bana araba kullandırmıyor, “Sen İstanbul’a gidince kullanırsın” diyor. İstanbul’da da ben onu götürüyorum.

Birlikte alışveriş yaparken fotoğrafınızı gördüm, hep birlikte mi çıkarsınız alışverişe?

Kadriye Kenter: Müşfik’in ağabeyi, Yıldız Abla, hepsi çok sever alışverişi. Müşfik mutfak alışverişini çok sever. “Ben bir lokma bir şey alıp geleyim” derim, “Tamam ben de geliyorum” der, beraber çıkarız. Mahmut Ağabey, Amerika’ya gittiğimizde hemen bizi mutfak malzemeleri satılan yere götürür. O kadar çok ıvır zıvır, gerekli gereksiz taşımışız ki. “Yıldız’ın ailede adı “cadı’dır”

 Yıldız Hanım’la hem öğrencisi hem de gelinleri olarak ilişkiniz nasıl oldu?

Kadriye Kenter: Hem tiyatroda hem aile içinde ilişkilerimiz her zaman iyi oldu.

Siz de iyi geçinen iki kardeş misiniz hep?

Müşfik Kenter: Evet ama Yıldız biraz cadıdır. Ailede onun adı ‘cadı’dır. Abim takmıştı o adı Yıldız’a. Kadriye Kenter: Olan hır gürler de hep tiyatro için yapılmıştır.

 63 yıl sonra tiyatro sahnesine adınız verildi; sizin için nasıl bir ödüldü bu?

Müşfik Kenter: Çok güzeldi tabii. Kadriye Kenter: Müşfik’e ilk defa böyle bir kutlama töreni yapıldı. Müşfik’in 30, 40, 50’nci yılları kutlanmadı. 40. yılını Orhan Veli oynayarak kendi kendine kutlamıştı, biz turnedeydik. Onun için Orhan Veli bizim için çok özel. Müşfik’i Orhan Veli sananlar bile varmış...

Sizi tekrar sahnede birlikte görebilecek miyiz?

Kadriye Kenter: Müşfik’le sahnede birbirimize aşk mektupları okuyacağız. 50 yıllık bir süre içinde birbirlerine olan aşklarını mektuplarla yaşayan ancak son zamanda birbirlerini gören iki kişinin çok güzel olan aşk hikayesini anlatan bir oyun. Aralıkta sahnelenecek. Okunarak oynanan bir oyun. Yıldız Abla da, Aliye Berger’in hayatını anlatan Alyoşa adlı oyunun provalarına başlıyor. Bu sene birbirinden güzel oyunlarımız var.

Siz hiç birbirinize aşk mektubu yazdınız mı?

Müşfik Kenter: Biz hep birlikte olduk, mektup yazmaya gerek olmadı! Kadriye Kenter: O hep bana “Sen benim hayatımın güneşisin” der; ben de ona derim. İyi ki beraber olmuşuz, hayatımızda yaptığımız en güzel şey birbirimizi bulmak.

Aşk yerini başka şeylere bırakır derler ama bence sizin aşkınız devam ediyor. Birbirinize hala heyecan duyuyor musunuz?

Kadriye Kenter: Gayet tabii ki. Sahnede de heyecanlanıyoruz. Müşfik yeniden Orhan Veli okuyor. O okumaya çıkarken heyecanlanıyor, ben onu kenarda dinlerken heyecanlanıyorum... 

4