Papandreu geldi ve kalbimizi çaldı
10 Ekim 2009

George Papandreu’yu çok uzun yıllardan beri tanırım. 1970-80’lerde iki ülke birbirlerine girerlerdi. Karşılıklı edilmeyen laf kalmazdı. Tehditler, Ege’nin üzerinden gider gelirdi. George Papandreu’yu işte böyle bir dönemde tanıdım. Ülkesini seven bir siyasetçiydi. Ülkesini sevmesi ve bir siyasetçi olması da, Türkiye konusunda sert bir tutum takınmasını gerektirirdi. Oysa çok farklı davrandı. Gerektiğinde çok sert konuştu, Ankara’nın politikalarını eleştirdi, ancak hiçbir gün kırıcı olmadı. Türkiye’yi ve Türkleri küçük düşürmedi. Politikalarından vazgeçmeden, çok ilkeli bir tutum takındı.

Yunanistan’da genel seçimleri kazandıktan sonra, Yunanistan başbakanı olarak, dün ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Bu çok önemli jest. Zira, nasıl Türk başbakanları ilk dış ziyaretlerini Kuzey Kıbrıs’a yaparlarsa, Yunan başbakanları da Güney Kıbrıs’a giderler.

Papandreu, ülkesindeki muhaliflerinden sert tepki görme pahasına bu jesti yapmasının yanında, bir de “insan” olduğunu gösterdi ve TV haberlerinde izlemişsinizdir, Türk-Yunan yakınlaşmasının sembol isimlerinden İsmail Cem’in mezarını ziyaret etti. Bunun siyasi bir yanı olamaz.

Bu, bir insanın eski bir dostuna olan saygısını gösterir. Papandreu işte bu nedenle kalbimizi çaldı...

Nobel’i aldığına pişman ettik...

Dünyanın en prestijli ödüllerinden biri Nobel’dir. Sadece bu ödülü alanlar değil, ödül sahiplerinin ülkeleri de gururlanırlar. Ne kadar çok Nobel ödüllü vatandaşı varsa, o ülke o kadar alkış alır.

Herhalde bunun nadir istisnalarından biri Türkiye’dir. Geri kalmış 3’üncü dünya ülkeleri gibi, Orhan Pamuk’u Nobel’i kazandığından dolayı, neredeyse bir linç etmediğimiz kaldı. Devlet, sanki utanırmış gibi davrandı. Kamuoyunun bir kesimi üstüne yürüdü. Korkutulup yurt dışında yaşamak zorunda bırakıldı. Şimdi de, hiçbir şey yetmiyormuş gibi, Yargıtay son derece tehlikeli bir karar aldı. Ermenileri öldürdüğümüze dair bir sözü üzerine, isteyenin tazminat davası açabileceği anlamına gelen bir yorum getirdi.Şimdi kesin kararını verecek.

Bir bu eksikti. Orhan Pamuk’a, yüzbinlerce dava açılmasını teşvik eder gibi bir karar çıkarsa, yazıklar olsun böyle hukuk anlayışına, dememiz gerekecek. Pamuk, böyle bir olasılıkta Türk vatandaşlığından çıkarsa, emin olun, şaşmamak gerekir.

New York Times hoş geldi...

Sabah Gazetesi, hafta sonları New York Times ile birlikte evimize gelmeye başladı. İçim açıldı. Oksijen takviyesi aldım. Bambaşka bir dünyayı koklar gibi hissettim. Sabah’ı tebrik ederim. Bize, dünyanın sadece bizim kısır tartışmalarımızdan ibaret olmadığını, tam aksine dışımızda bambaşka bir dünya bulunduğunu gösterdi. Bazılarımız burun kıvırıyor. Bizim çok dışımızda kaldığını, ilgi yaratmayacağını söyleyenler var. Bırakın onlar söylesinler. New York Times eki hepimize çok şey katacak, dünya görüşümüzü etkileyecek, hatta “kalitenin” ne olduğunu gösterecek. Yeter ki, Sabah Grubu bir süre sonra ekonomik nedenlerle bıkmasın.

AB'nin Doğan'a ceza tepkisini hafife almayın

Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasının ne anlama geldiğini anlamayan kalmadı. Avrupa Birliği, bu olayın ilk aşamalarında pek duyarlı davranmadı. Bunun gerçekten bir vergi işi olduğu izlenimi vardı. Ne zaman ki Başbakan, meydanlardan başlayıp, söyleşilere kadar açtı ağzını ve yumdu gözünü, işte o andan itibaren AB Komisyonu uyanıverdi. Türkiye’nin son yıllık karnesi, geçen hafta basına sızdı. İçine baktığınızda insanın yüreği sızlıyor.

Kürt ve Ermeni Açılımlarından başlayıp, TRT 6, Vakıflar Yasası, askeri mahkemelerin yetki sınırlanmasına kadar geniş bir alkış var. İlk defa, AB İlerleme Raporu’nda Türkiye’ye geçerli not veriliyor. Ardından, bir de bakıyorsunuz, Doğan Grubu’na kesilen ceza, bütün diğer kazançları silip götürüyor. Nedeni de basit. Avrupa Birliği kıstasları içinde, medyanın görevi eleştirmektir.

Eleştiren bir medyanın, vergicileri yollayıp cezalandırılması kabul edilmez. İçim sızladı. En güç işleri başardıktan sonra, kalkıp en olmadık bir adımla sınıfta kalmışız. Avrupa olmanın koşulu, hukuk devleti olmaktır. Basına kelepçe takmamaktır. Hep diyorum ya, bu iktidarı bir türlü anlayamıyorum.

Gür: Kürt Açılımı AKP’ye kaybettiriyor

Perşembe gecesi yayınlanan 32. Gün programında Kürt Açılımı’nın AKP üzerindeki etkilerini tartıştık. Herkesin bir başka görüşü vardı, ancak bence en çarpıcı olanı, A&G şirketinin sahibi Adil Gür’ün söyledikleriydi: “AKP ne yapmak istediğini doğru dürüst anlatamıyor. Daha önceleri, iletişim konusunda çok başrılıydılar. Bu defa, tam aksine iyi değiller. Sürekli, birbiriyle çelişen tutumlar alıyorlar. İnsanların kafası karışıyor. Oy kaybı başladı.”

Ben, ne yalan söyleyeyim, tam aksini düşünüyordum. AKP’nin bu açılımla birlikte Kürtlerden çok daha fazla oy alabileceğini tahmin ediyordum. Gür, ilk başlardaki heyecanın geçtiğini söylüyor. Bundan dolayı da, bu girişimin yavaş yavaş eriyeceğini tahmin ediyor. AKP’nin seçim öncesinde böylesine bir risk alamayacağını, oy erozyonunu engellemek için frene basacağını belirtiyor

. Anketleri en iyi bilen kişi olduğundan dolayı, Gür’e kulak vermekte yarar var.

Kimse buna söz özgürlüğü diyemez...

İnsanların görüşlerini istedikleri gibi açıklamalarını hep destekledim. Özellikle, gençlerin protesto hakkını, beğenmediklerini açıkça söylemelerinin en doğal hakları olduğunu savundum. Ancak, böylesine hunharlığı, böylesine tahribatı kimse kabul etmez. Bu yaşananların özgürlüklerle hiçbir ilgisi yok. Arabaları ateşe vermek, olayla hiçbir ilgisi olmayan esnafın cam ve çerçevesini yerle bir etmek özgürlük değildir. Tam aksine, bu yaklaşım sadece anarşi yaratma ve toplum düzenini bozmaktır. Polisi suçlu görebilirsiniz, çok sert tepki verdiğini, hatta kışkırtıcı bir rol oynadığını da ileri sürebilirsiniz. Ancak polisi, yaşananlara müdahale etmiş olduğundan dolayı suçlayamazsınız. Türk kamuoyu, bu hafta içinde yaşananlara kesinlikle tepkilidir.

Reyting kavgasında yeni dönem başladı...

4 büyük kanalın (Kanal D, Star, Show, ATV) ana haber bültenleri arasındaki amansız mücadele eylül başından itibaren yeniden başladı. Bu başlangıcın en önemli yanı, dört kanalın yöneticilerinin bir anlaşmaya varmalarıydı. Buna göre, dört ana haber jeneriğini 19:00’da döndürecek ve haberi 19:45’te bitireceklerdi. Hatırlayacaksınız, özellikle Star ve Show ana haber jeneriklerini, sırf reyting arttırmak için 19:30 civarında döndürür, haberlerini de, ATV ve Kanal D reklama çıktığı dakikalarda sürdürüp 20:00 civarında bitirirlerdi.

Bu yaklaşımın büyük avantajı, seyircinin çoğaldığı 19:15 sonrasından yararlanmak, ATV ve Kanal D 19:45’te reklama gittikleri için boşta kalan seyirciyi de alıp, kolayca reyting arttırmaktı. Aslında, suni bir reyting elde ederlerdi.

Eylül başında, 4 kanal kendi aralarında anlaşıp ana haber jeneriğini saat 19:00’da döndürmeye ve en geç 19:50’de bülteni bitirmeye başladılar. Kısa bir sürede dengeler değişti. Eski birinciler konumlarını kaybettiler, Kanal D ise yükseldi. Bu durum karşısında Star ile Show dayanamayıp tekrar eski uygulamaya geri döndüler. Haberlere, 18:30-18:45 arasında başlıyorlar, ancak reyting hesaplamaları için jeneriklerini 19:20-19:25’te döndürüyorlar. Biz, ilk günden bu yana hep aynı hareket ediyoruz. Kanal D, haber özetlerini ve sıcak haberleri 18:45’te Koca Kafalar’ın “Baba Haber Bülteni” ile başlatıyor, ana haber jeneriği her zaman olduğu gibi 19:00’da dönüyor ve 19:45’te bültenini bitiriyor. Bu ilkeli yaklaşımından da vazgeçmeyecek.