Yeni Yazısı > Padişahlığı isteyen parti - 18.10.2010

Padişahlığı isteyen parti
18 Ekim 2010

Recep Peker faşist İtalya ve nazist Almanya’yı inceleyip örnek alarak Türkiye’de benzeri bir sistem kurulmasını teklif ettiğinde Atatürk’ün çok sert karşılık verdiği bilinir.

Az bilinen ve nedense az konuşulan bir gerçek ise Ata’nın şu sözleridir: “Görülüyor ki varmak istediğimiz hedef henüz, en yakın arkadaşlar tarafından bile zerre kadar anlaşılmış değildir. Biz öyle bir idare, öyle bir rejim istiyoruz ki; bu memlekette bir gün... Padişahlığa taraftar olanlar dahi bir fırka (parti) kurabilsinler.” (Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar)

Recep Peker dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri’dir. Atatürk’ten sonra ortaya atılan “Kemalizm” ideolojisi, işte Ata’nın dediğini, o vermek istediği hedefi anlayamamış olanların ürünüdür.

Bugün, insanlığın ortaklaşa bilincinin ürettiği demokrasi anlayışını benimsemeye uygun bir Türkiye vardır. Unutulmasın ki Türkiye’nin bu durumunu ve varlığını Ata’ya borçluyuz. Yine de hatırlamalıyız ki demokratik gelişmemiz önündeki engellerden biri de ‘Ata’nın hedefini anlamamış’ olanlardır.

Neden mi söz ediyorum?

[[HAFTAYA]]

İnsanların üniversitede okuyabilmek için başlarının üzerindeki örtüye, örtünün bağlanış biçimine karışmayı Kemalizm sananlardan elbette...

Atatürk ‘Padişahlığı isteyenlerin partisi’nin bile kurulması ortamını isterken yüzde on barajını koyanlar ve hala savunanlar acaba yüzde kaç demokrattırlar?

12 Eylül darbecilerinin yargılanması için Anayasa’nın önleyici maddesi üzerine destanlar yazıp milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını -seçim öncelerinde söz verdikleri halde- neden gündeme getirmezler?

Neden Alevi Müslümanların ibadet yerleri olan cemevleri yasa kapsamına alınmaz? Neden Sünni-Müslümanlara verilen haklar Alevi-Müslümanlardan esirgenir?

Ve neden il valilerimizden sadece bir kişi Alevi kökenlidir? O da Danıştay kararıyla göreve dönmüştür. Müsteşarlar ve genel müdürler içinde Alevi kökenli olanlar var mıdır?

Sorular çoktur... Yeni ve daha demokratik bir Anayasa’ya elbette gereklilik vardır.

Ama önce demokrasiyi anlamak, özümsemek, yaşamak ve hayata yansıtmak gerekiyor.

TAM DEMOKRASİYE NASIL ULAŞIRIZ?

Öncelikle gerçekten halkın temsilcilerinin seçilmesini sağlayabilirsek... Milletvekilliği ve belediye aday dizinlerini (listelerini) parti genel başkanları değil, parti üyeleri belirlerse... Barajlar sıfırlanırsa...

Düşünce, inanç, girişim özgürlüğü, diğer hak ve özgürlüklerin önündeki engeller kaldırılırsa...

Yöneticiler, yönetimi, halkın temsilcileri, kitle örgütleri, meslek kuruluşları, gönüllü kuruluşlarla birlikte gerçekleştirme alışkanlığı edinirse...

Ve hepsinden önemlisi, demokratik kültür yaygınlaşır ve yönetenler de yönetilenler de demokrasiyi içlerine sindirirlerse...

İşte o zaman ‘tam demokrasi’ yolculuğumuz başarılı olur...

Örnek alacağımız model ise hiçbir ülke değil, ‘demokrasi kavramı’ olmalıdır.

Demokratik Anayasa’yı hazırlayacak olanların dikkatine sunulur.