Yeni Yazısı > Özür dilemenin sonu yok - 27.02.2011

Özür dilemenin sonu yok
27 Şubat 2011

Bir mizah dergisinin içinde yayınlanan bir karikatür dini hassasiyetlere dokunduğu için tepki görüyor. Bunun üzerine dergi, bu karikatürü saygısızlık olarak görenlerden özür diliyor ve tepki gören karikatürün ‘kapak karikatürü’ olmadığını, çizerin kendi köşesinde yayınlanan bir karikatür olduğunu açıklıyor. Sadece ‘kapağın’ derginin ortak görüşünü yansıttığını, köşelerdeki karikatürlerin ‘çizer’lerin şahsi fikirleri olduğunu belirtiyor.
Danimarka’daki karikatür krizi aklıma geliyor. Dini hassasiyetlerimize fena halde dokunan karikatürlerdi onlar da. Tepkimizde haklıydık bana göre. Ama bu konuların üzerinde biraz düşününce, insan ‘Hassasiyetlerin sonu yok ki’ noktasına geliyor. Bir karikatür dini hassasiyetlere dokunurken, bir diğeri milli hassasiyetlere dokunabiliyor.
Bir başkası etik değerlere, bir diğeri ‘gay’lere, biri Lazlar’a, biri Kürtler’e, biri de bambaşka bir etnik gruba dokunabilir. Sadece karikatürler değil, diziler, filmler ve her türlü eser, illa ki birtakım grup ve kişilerin hassasiyetine dokunacaktır. ‘Şu hassasiyetlere dokunulabilir, bunlara dokunulamaz’ gibi bir tercih yapılamayacağına göre, bu durumda fikir ve eser üretmek mümkün olamayacaktır.
Ya herkes sürekli birbirinden özür dileyip, ‘Aslında biz bunu kastetmemiştik’ gibi açıklamalar yapıp duracak, ya da artık kimsenin bir şey üretemeyeceği bir noktaya gelinecek.
Hassasiyetler konusunu hepimizin ciddi bir şekilde yeniden düşünmesi gerekiyor.

Bayan Obama’dan ferah bir tavsiye

Ferah’ dedim, çünkü alışık değiliz böyle tavsiyelere. Özellikle de evlilik ve ilişkiler konusunda duyduğumuz tavsiyeler ya aşırı bir ciddiyet içeriyor ya da Batılı Cosmo kızlarına yönelik bir yapaylıkta oluyor. Büyüklerimizin ‘Evlilik ciddi bir müessesedir, ona göre davranmak gerekir’ yorumu nasıl ürkütücüyse, ‘Evin her köşesine aşk notları bırakın’ tavsiyesi de bir o kadar baygınlık verici. ABD Başkanı Barack Obama’nın eşi Michelle Obama, Sevgililer Günü vesilesiyle çiftlere sunduğu tavsiyede ‘evlilikte birlikte gülebilmenin iyi’ olduğunu söylemiş. First Lady, evde eşiyle birlikte kendilerini fazla ciddiye almadıklarını, mutlaka eğlenecek bir şeyler bulduklarını ifade etmiş ve ‘Evlilikte birlikte gülebilmenin en iyi birliktelik şekli olduğunu düşünüyorum’ demiş. ‘İlişkinizin adını koyun’, ‘Ciddi değilsen kızı oyalama’, ‘Seviyeli bir birliktelik yaşıyoruz’ kodlarıyla kafamızda oturttuğumuz ‘ciddi ilişki’ anlayışının ilişkileri getirdiği nokta ortada. Gülmeyi yücelten değil, yeren bir kültürden geldiğimiz ve ‘Çok gülen çok ağlar’a inandığımız için bu ciddi ilişki kavramına ekstra bir ciddiyet katmamız da zor olmamış.
Aşırı ciddiyeti, müessese kavramını, ‘stratejik düşünme’yi, ilişki yönetimi nasihatlerini kenara bırakıp, sadece birlikte gülebilmeyi öğrenebilirsek, belki de ‘Bunca zaman niye bunlarla uğraşıp durmuşum’ diyerek rahatlayacağız.
Michelle Obama akıllı bir kadın, tavsiyelerini yabana atmamak lazım.

İnsanlar değil, mekan Kokosh

Bir mekan için çok lükse kaçmadan kaliteyi her anlamda yakalamak kolay değil. Hadi yakaladınız diyelim, bunu sürdürülebilir kılmak, yıllarca kaliteden ödün vermemek daha da zor. Asmalımescit’teki Kokosh, buna en uygun örneklerden biri. Meze ve yemeklerindeki lezzet, servisindeki hız, dekorasyonundaki özen yıllardır hiç değişmedi. Fiyatları hep belli bir çizgiyi korudu. Ve tabii en önemlisi, yıllardır orkestrasıyla birlikte Kokosh’ta sahne alan Cumhur Demir’in çıtayı hep yüksekte tutması.
İşini severek, yüreğini ortaya koyarak yapan insanlar, çalışırken, bize çalışıyorlarmış gibi görünmezler. Onlar da eğlenir çünkü ve bu hal tavırlarına yansır. İşte hem Cumhur’un hem de mekanın işletmecilerinin sırrı bu galiba. Yoksa mümkün mü üç buçuk saat, beş dakika bile ara vermeden şarkı söylemek? Mümkün mü her gece ekip olarak aynı heyecanı taşımak?
Hem çocukluğunuzdan ve gençliğinizden beri sizi büyüten şarkıları hem de zamanın popüler şarkılarını dinlemek, güzel yemekler yiyerek dostlarınızla doyasıya eğlenmek istiyorsanız Pera Palas Oteli’nin karşısındaki Kokosh en uygun adres. Başlıkta da dediğim gibi, buraya gelenler değil, sadece mekanın dekorasyonu kokosh(!).

HAFTANIN NOTLARI

-Kocaeli Adliyesi’nde Sevgililer Günü’nde boşanma davaları için duruşma yapılmamış. Önceden alınan bir kararla 14 Şubat’a duruşma verilmezken, adliyede aile mahkemelerinin bulunduğu koridor en sakin günlerinden birini yaşamış.
(‘İki bayram arası düğün olmaz’ anlayışımıza, modern dünya ‘Sevgililer Günü’nde boşanma olmaz’ şeklinde katkıda bulunuyor. Ne diyelim, gördüğünüz gibi milli hassasiyetlerimizin yelpazesi giderek genişliyor)

-Nurgül Yeşilçay’ın boşandığı eşi Cem Özer, eski eşinin Mithat Can Özer ile olan ilişkisi hakkında upuzun bir açıklama yapmış ve özetle Yeşilçay çok mutlu olduğu için kendisinin de mutlu olduğunu, kimsenin bu ilişkiye laf söyleme hakkının olmadığını ifade etmiş. Habertürk yazarı Rahşan Gülşan ise Özer’in açıklamasının ilk başta medeni gibi göründüğünü ama sonradan insana ‘Cem Özer, Nurgül’ün ilişkilerini onaylama mercii mi?’ diye düşündürttüğünü söyleyip, bu açıklamayı tatsız ve gereksiz bulmuş.
(Cem Özer güzel konuşmuş ama Rahşan Gülşan’ın da dediği gibi gereksiz uzun bir açıklama yapmış. Yine de, pek çoklarının eski eşleri hakkında çirkinleştiği bir noktada dostane bir duruş sergileyebildiği için Cem Özer’e helal olsun! Konuşmasa bir türlü, ‘Beni ilgilendirmez’ dese başka türlü haber olacaktı. Konuştu, yine olmadı. En iyisi, boşanan medyatiklerin yapacakları açıklamalar için stratejik iletişim uzmanlarından yardım almadan sokağa adım atmamaları galiba.)

Bu yazı 20 Ocak 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır