'Ölümün kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum'

İki yıl aradan sonra “Nuri” dizisiyle ekranlara dönen Meltem Cumbul, Hafta Sonu'nun sorularını yanıtladı

'Ölümün kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum'

İki yıl aradan sonra “Nuri”yle ekranlara döndünüz. Leyla nasıl bir karakter?     

- Ege’nin o içten, samimi, tatlı havasını taşıyan bir kadın. Ailesine bağlı, tipik bir Türk kadını aslında. 

Dramlarda mı, sit-comlarda mı oynamayı daha çok seviyorsunuz?
 
- Ayırım yapmıyorum. Hikayeyi seviyorsam çok da fark etmiyor.

Rol aldığınız diziler yaşamınızı nasıl etkiliyor?

- Ağır bir projede yer aldığınızda, hele de bu bir diziyse, yaşamınız ciddi anlamda ağırlaşmaya başlıyor. Hissiyat açısından sizi geriyor, aşağı doğru çekiyor.

Dizide Nuri’yi dövüyorsunuz. Bu sahnenin kaç tekrarı oldu?

- Çok tekrarı olmadı. Onun gerçeklik payı yok. Vurur gibi yapıyorum, vurmuyorum.

Leyla ile Meltem Cumbul’un benzeşen yönleri var mı?

- Egeli olmamız. Ayrıca Leyla, eğlenceli ve komik bir kadın. Benim de hayatla dalga geçmek hoşuma gider. Hayatı önemserim ama ciddiye almam.

ÖLÜMÜN KÖTÜ BİR ŞEY OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM



Ne zamandan beri böyle?

- Özellikle aile içinde yaşadığım ölümlerden sonra. Her şey 21 yaşında ağabeyimin ölmesiyle başladı. Ciddi bir uyku haline geçtim, hiç uyanmak istemiyordum. Ama maalesef hayattaydım, yaşıyordum ve çalışıyordum. Benden beklenen bir sürü şey vardı ama benim umurumda değildi. O kadar ağır bir travmaydı ki benim için, şaka gibiydi. Hastanede, annemle ağabeyimin olduğu yoğun bakım katı birinci kattı, üçüncü kat bebeklerin doğduğu kattı ve sanki ikinci kat benim için yaşamdı. Üçüncü katta herkes gülüyordu, bir neşe vardı. Birinci katta bir sessizlik... Ölümün kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ama o arada bir yaşam var. Her şeyin bir yeri var diye düşündüm. Bu durum komedi gibi geldi bana. Hayatın da trajikomik bir yanı var.

Yaşadığınız acılar ve kayıplar sizi erken yaşta mı olgunlaştırdı?

- Olgunlaşmış bir alt kimliğim var. Ama Allah’tan bir de çocuk tarafım mevcut. O olmasa bu hayat hiç çekilmezdi.

Hem olgunsunuz hem de çocuk. Meltem’i tamamen keşfettiniz mi?

- Keşif hiç bitmeyecek. Önemli olan cesaretle kendine bakabilmek.

Baktığınızda neler görüyorsunuz?

- Çok şey. Ama her şeyden önce kendimin ve 83 yaşındaki babamın sağlığının iyi olmasını diliyorum.

BU KADAR ERKEKLEŞMENİN BİR ANLAMI YOK BENCE



Babalarla kızların aşkı meşhurdur. Sizde durumlar nasıl?

- Babasının kucağından hiç inmeyen bir çocuktum. Zaten son çocuk benim. Babam hep “Olgun dönemime denk geldiğin için, çocuk sahibi olmayı seninle daha iyi anladım” der. Ablalarım kıskanmadığı için de mutluyum.

Siz bir gün anne olmak istiyor musunuz?

- İnşallah nasip olur. Bence her kadının hissetmesi gereken bir duygu.

Ailenin son çocuğu olmanız, annenizle ilişkinizi nasıl etkiledi?

- Annem beni doğurduğunda 32 yaşındaymış. Ama ben, annem veli toplantılarına geldiğinde diğer annelere göre onu çok yaşlı bulurdum. Anneme hep “Sen gelme, ablam gelsin” derdim (gülüyor). Çünkü benden 13 yaş büyük bir ablam var. şimdi anneme haksızlık ettiğimi düşünüyorum, kadın genç yaşta çok iş başarmış. Biz “Ayaklarınızın üzerinde durmanız lazım. Ekonomik özgürlüğünüz olmalı” diye yetiştirildik. Bizim kuşak, anne olmayı ve kadın olmanın unsurlarını ikinci plana attı. Ben bu hayat koşuşturmasında bu kadar erkekleşmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

Anne ve babanız oyuncu olmanızı istiyor muydu? Yoksa onların başka hayalleri var mıydı?

- Onlar beni her zaman destekledi. Annem, oyuncu olacaksam iyi de bir dansçı olmam gerektiğini söyleyerek bana Sait Sökmen’den ders aldırdı. ızmirli, çok açık görüşlü ve öngörülüydü. Babam da çok destekledi.

Peki küçükken sizin de hayaliniz oyuncu olmak mıydı?

- Kendimi ifade etme yöntemi olarak seçtiğim şey, hep insanları eğlendirmek üzerine bir şeylerdi. Onun oyunculuk olup olmadığını bilmiyordum. Bir valizim vardı, içine aksesuvarlarımı, yazdığım metinleri koymuştum. Komşuları, babamın memur arkadaşlarını karşıma oturtup, onlara gösteriler yaptığımı hatırlıyorum. Bunun adını ‘oyunculuk’ koyduğum dönem, 13 yaşındaydım. ızmir’den İstanbul’a taşınmıştık. Aileme tiyatro okumak istediğimi söyledim, onlar da beni belediye konservatuvarına götürdüler ama okulda yaşımı çok küçük buldular, liseden sonra konservatuvara gitmem gerektiğini söylediler.

KONSERVATUVARDA KAFAYI KIRDIM DİYEBİLİRİM



Kaç yıl sonra girdiniz konservatuvara?

- 16 yaşında. Yine yaşım çok küçüktü, sınıf arkadaşlarım 21 yaşındaydı. Liseden yeni mezun olmuştum ve tiyatro ile ilişkim sıfır noktasındaydı. Bu nedenle kendimi entelektüel anlamda yetiştirme sürecim biraz sancılı ve zor geçti. Çok çalışmam gerekiyordu ve çalıştım. Konservatuvardayken dört yıl kafayı kırdım diyebilirim.

Üniversite sınavında ilk tercihiniz konservatuvar mıydı?

- O zamanlar sınav iki basamaklıydı. Birinci basamağı geçince, konservatuvar sınavlarına girmeye hak kazanıyordunuz. Ben ilk basamağı geçince, ikinci sınavda hiçbir soruyu yanıtlamadım. Çünkü içimde yine de “Ya bir yeri kazanırsam, oraya yollarlarsa” diye bir korkum vardı. Ailem desteklemesine rağmen o yıllarda, “Oyunculuk güvenilir mi? Kızın hayatı nasıl olacak?” diye bir bakış açısı vardı. Ben de yollamasınlar diye bütün sınav boyunca uyudum (gülüyor).

Ama muhteşem de bir özgüven var. “Konservatuvara kesin girerim” diyorsunuz ve başka bir alternatife gerek duymuyorsunuz.

- Değil mi? Sanki bana garanti etmişler. Sınava gittiğimde 600 kişinin daha girdiğini görünce, o özgüvenim tamamiyle yerle bir olmuştu. Bunu çok net hatırlıyorum. Kazanabileceğimi hiç düşünmüyordum.

Bir oyuncu için ego ne kadar önemlidir?

- Egonuz dengede değilse, oynayabilme ihtimaliniz sıfır. Oynayabilmek için belli bir ego seviyesinde olmanız gerekir. Kendinize güvenmiyorsanız, oynayamazsınız. Sizi bloke eder ve kekelemeye başlarsınız, vücudu kasılır.

Hep bir alaylı ve okullu ayrımı vardır. Buna bakış açınız nasıl?

- Alaylı da olsan kendini yetiştirebilirsin. Önemli olan doğru kişilerin rehber olması.

GÜZEL OLMAK İÇİN MASUMİYETİ KORUMAK GEREK

Güzel olmak, güzel kalmak için özel bır çabanız var mı?

- En önemlisi, başınıza ne gelirse gelsin, hayatta kaldığınız sürece, yaşamı önemseseniz de ciddiye almayın! Gülmeyi başarmak çok önemli. İçini kirletmemek gerektiğine inanıyorum. Masumiyeti korumak gerekiyor. Ruh sağlığı dengede tutulmalı. Fiziksel anlamda ise yıllardır Tai-Chi yapıyorum. Fiziğime ve ruhuma çok hitap ediyor. Çinli Tai-Chi hocam haftada bir bana masaj yapıyor. Çekimler dışında makyaj yapmıyorum, cildimi temiz tutmaya çalışıyorum. Güneş ışınlarına karşı koruyucu kullanıyorum.
 

Hürriyet

4