Olay kadın Nebahat Çehre!

Ölümsüzlüğün formülünü bulmuş gibi yaşıyor. Ya da, Cem Yılmaz'ın dediği gibi “Nebahat Hanım bir enteresan, kendisi Benjamin Button”! İşte Türk sinemasının 50 yıllık siması Nebahat Çehre!

Olay kadın Nebahat Çehre!

Tam 50 yıldır sahnede. 1961’de başladı. Sene 2011. Maşallahı var, geçtiğimiz ay 66 yaşına bastı, zira tevellütü 1945, ama der misiniz 66? Sanırsınız 45’inden gün aldı. Hikâyesi, 15 yaşındayken “Türkiye Güzeli” seçilmesiyle başladı. Tipik her tescilli güzel gibi “Fotomodellik, mankenlik” derken sıraya sinema girdi.

Sinemayla tanışması da 1961’de “Yaban Gülüm” filmiyle oldu. Halbuki onu çok acayip bir senaryo bekliyordu, öyle ki hatıralarından uzun yıllar silemeyeceği günler kapısındaydı. Türk sinemasının çirkin kralı Yılmaz Güney’le tanışma yılı: 1964. 4.5 sene sürecek senaryoları ise bir ayrılıp bir barıştıktan sonra 1967’de başladı ve evlendiler. Evliliğini kendi anlattı: “Ülke meselelerinden yaşama bakışına kadar her türlü konuda bakış açısı kazanmamda Yılmaz Güney’in katkısı oldu.

O zamanlar ayakları yere basmayan genç kız, yani ben işin ciddiyetini Yılmaz’dan öğrendim!” Güney’le ilgili anlattıkları hep sınırlı kaldı. Lakin bu şiddetli aşkın tanıkları vardı, örneğin Tuncel Kurtiz. Sanki Yılmaz Güney Giyom Tel’di bu hikâyelerde... Mesela, Güney 25 metreden Çehre’nin kafasına koyduğu rakı bardağına ateş ediyordu.

TRENDEN İNDİRDİ

Hikâyenin devamı Tuncel Kurtiz’den geldi: “Bu olaylardan sıkılan Nebahat kaçıyor evden, Eskişehir trenine biniyor. Yılmaz arabayla takip ediyor treni ve bir yerde yakalıyor. Treni geçiyor, bir makas bulup otomobili rayların üzerine park ediyor. Açıyor farları, yakıyor sigarayı, bekliyor. Tabii tren bağırarak geliyor. Yılmaz Güney hiç istifini bozmadan duruyor rayların üzerinde. Makinistler zor bela, çarpmaya ramak kala durdurabiliyor treni. ‘Kim bu i.ne’ diyerek hışımla iniyorlar aşağı. Yılmaz Güney’i görünce şaşırıp, ‘Hayrola ağabey’, diyorlar. Yılmaz ‘İçeride bir emanetim var, onu almaya geldim” diyor. Nebahat Çehre’yi trenden inip götürüyor.” Nasıl film gibi değil mi?

FİRDEVS'TEN SULTANA



Nebahat Çehre bu günler sorulduğunda hep “Geçelim bunları” dedi. Ancak son sözleri hâkim söyledi: “Şiddetli geçimsizlik sebebiyle...” ve boşandılar. Seks filmleri furyası vardı. Bir gün kumsalda Zeki Müren’le yürürken, ona şarkı söyledi. Müren beğendi, “Müthiş” dedi. 1970’de sahneye ilk adımını attı.

Çehre o günleri; “Assolistler bana engel olmaya çalıştı. Şarkılar elimden alındı ama kim olduklarını açıklayamam. Onlar kendilerini gayet iyi biliyorlar” diyerek anlatacaktı. 1991’e kadar şarkı söyleyecekti. Selim İleri’nin “Yedikuleli Mihriban” adlı dizisi için teklif alınca beyazperdeye geri döndü. 2004 yılında ise “Haziran Gecesi”yle seyirciler kendileri için yeni bir yüz tanıyacaktı. Hayata o kadar erken başlamıştı ki; rakamların hepsinin büyük olmasının sebebi buydu. Misal; Aşk-ı Memnu Çehre’nin yer aldığı 105. yapımdı. Oradaki Firdevs Hanım rolünden sonra elbette ancak padişahın annesi rolü otururdu üzerine...

AŞK BİTTİ ESTETİĞE DEVAM

Türk sinemasının 50 yıllık siması, 66 yıllık çehresiyle yılları da yaşlılığı da reddetti. Sanattan emekli olmayacağını, her yaşta rol yapacağını söylese de; “Yaş büyük dezavantaj” diyerek 51 yaşında aşk defterini kapattı. Ama estetik ameliyat defterini açık tuttu. Zira, Çehre’nin çehresi değişmediği gibi bir de Benjamin Button gibi gençlik yıllarındaki gerginliğine döndü.

Nitekim Muhteşem Yüzyıl’da kendisi üzerinde kullanılan filtre birçoklarını göz doktorlarının kapısına dikti... Herkes kusuru kendinde aradı, halbuki Çehre’nin derdi kusursuzluktu. Ödül törenlerinde hep en havalı, en şık o oldu. 4. Yeşilçam Ödül töreninde de en şık o’ydu. Heyecandan olsa gerek, bakanın elinden ödülünü alırken mikrofona değil de ödülüne konuştu. Bu sefer rol yapmasa da, yüzümüzü güldürdü.

Bu son cümle için bu portrenin yazarı Nebahat Çehre’ye, “Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal” dizesini uygun gördü... (Habertürk)

2