O ekrandaki bir kadın olsaydı…
19 Mart 2017

Son zamanların en güzel canlı yayın kazasıydı gerçekten…

BBC canlı yayınına bağlanıp ciddi bir şekilde Güney Kore üzerine soruları yanıtlayan Profesör Robert Kelly, bir anda odaya giren iki çocuğu yüzünden zor anlar yaşamış, ama dünya çapında şöhret olmuştu.

Herkes bu canlı yayın kazasını konuşuyor; video 10 milyondan fazla kişi tarafından izlenmiş durumda şu anda.



NELER YAPMIYOR Kİ!

Bu görüntüler kimi için çok sevimliydi, kimileri de Profesör Kelly’nin o anda çocuğunu itip geri göndermeye çalışmasını ‘acemi’ buldu. Bu da komedyenlere malzeme verdi tabii ki…

‘Profesör Kelly’nin canlı yayın kazası bir annenin başına gelseydi neler olurdu?’ üzerinden yapılan mizah iki gündür herkesin mevzusu. Yeni Zelanda’da yayınlanan ‘Jono ve Ben’ isimli komedi programı yaptı bu skeci...

Kate Wordsworth isimli oyuncu, sözüm ona canlı yayında Güney Kore üzerine konuşuyor. O sırada odasına küçük kızı giriyor…

Wordsworth konuşmasına devam ederken kızını kucağına alıyor, biberonla besliyor, odaya giren diğer çocuğuna oyuncak veriyor, fırından tavuğu alıyor, gömlek temizliyor ve bomba imha ediyor.

Finalde odaya, kayıp çorabını bulmasını isteyen eşi giriyor. Çok komik! Müthiş bir iş gerçekten.

Gerçi Robert Kelly’i biraz harcamışlar ama kadınların birden fazla şeyi nasıl ustalıkla başarabileceğini, erkeklerden farkını gösteren şahane bir skece imza atmışlar.

Mutlaka bulun ve izleyin. Kadınları ve erkekleri karşılaştıran bu mizaha siz de katılacak mısınız bakalım…

Haluk Levent'in 'İzmir Marşı'

Son zamanlarda geniş kitleler tarafından benimsenen, herkesin alkışladığı ve beğendiği üretimler azaldı… Öyle pek de fazla rastlamıyoruz herkesin hemfikir olduğu şeylere.

En son Filli Boya reklamında herkes birleşmiş, bol bol alkışlamıştı. Şimdi de rock müziğin usta ismi Haluk Levent’in ‘İzmir Marşı’ için çekilen klibi aynı duyguyu yarattı.

Haluk Levent şarkının klibini “Yarın Çanakkale şehitlerini anıyoruz. Orada savaşmış dedemi anarak bu klibi çektim” notuyla sosyal medya hesabından yayınladı, ortalık resmen yıkıldı.

Twitter’da TT listesine çıktı. Yani en çok konuşulan ve izlenen video oldu. Haluk Levent de küllerinden doğdu resmen, yeteneğini herkese yeniden hatırlattı.

İzmir’de 15 bin oyunculuk başvurusu!

Türkiye’de büyük şirketler kültür ve sanata gün geçtikte daha çok destek oluyor, bu alana ciddi boyutlarda yatırım yapıyor. Bu sevindirici bir durum. Hele bir inşaat firması var ki, gerçekten bu alanda muhteşem işlere imza atıyor.

Hem de İzmir’de. Folkart önce dünyanın önde gelen sanatçılarını ve eserlerini İzmirliler’le buluşturan bir galeri açtı... Ardından İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın ana sponsorluğunu üstlendi…



Şimdi de ‘sanata değer’ katmak adına bir tiyatro akademisi kurdu. Şaşırtıcı olan şu ki, başvurular onları da şaşkına çevirmiş. İki gün içinde başvuru sayısı 15 bine yaklaşınca, kayıtları dondurmak zorunda kalmışlar.

Bu başvuru miktarı da gösteriyor ki, kültür ve sanat üretimlerini, yatırımlarını İstanbul sınırları dışına da taşımak, Anadolu’nun her bir köşesine ulaşmak gerek.

İZMİR ÖZEL BİR YER

Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak da bu konuda üzerine düşeni yapan bir isim. Kültür ve sanata meraklı, bu konulara kafa yoran bir işadamı.

İzmir’in kültür ve sanat üretimi konusunda yüksek potansiyeli olduğunu ancak desteklenmeye gereksinim duyduğunu düşünüyor. Bu gerçekleştiğinde uluslararası platformda İzmir’in öne çıkacağına inanıyor.

Usta isimler ders verecek

Folkart Academy’nin genel sanat yönetmeni, ünlü tiyatro sanatçısı Volkan Severcan. Ders verecek isimler arasında ise Zeyno Günenç, Ziya Kürküt, Yeşim Alıç, İbrahim Raci Öksüz, Kerem Atabeyoğlu, Oktay Keresteci gibi kendi alanlarında çok usta isimler var.

İlk etapta 400’ü çocuk, 200’ü yetişkin ve 25’i de profesyonel seviyede olmak üzere toplam 625 kişiye ücretsiz eğitim verilecek.

Şimdi amaç bu 15 bin başvurunun arasından doğru yöntemlerle 625 kişiyi seçmek, geriye kalan potansiyeli, daha sonra değerlendirmek üzere kayıt altına almak. Eğitimler 1 Nisan’da başlayacak. Aynı bünye içerisinde bir cep tiyatrosu da yapılacak.

Evrensel şifa merhemleri

“Bir çok şamanik toplumda, Şaman’a umutsuzluk, ruhsuzluk, moralsizlik veya depresyon şikayetiyle geldiğinizde, şu dört soruyu sorar:

■ Dans etmeyi ne zaman bıraktın?

■ Şarkı söylemeyi ne zaman bıraktın?

■ Masal dinlemeyi ve masallardan etkilenmeyi ne zaman bıraktın?

■ Sessizliğin tatlı topraklarında huzur aramayı ne zaman bıraktın? Dans etmeyi, şarkı söylemeyi, hikayelerden büyülenmeyi veya sessizlikte huzur aramayı bıraktığımızda; ruhumuzun bir parçasını kaybettiğimiz bir deneyim yaşamışız demektir.

Dans etme, şarkı söyleme, hikaye anlatma ve sessizlik, dört evrensel şifa merhemleridir…” Antropolog Angeles Arrien’in bu tespitlerine geçen gün rastladım…

Etrafınıza bakın, nasıl yaşadığınıza, huzuru nerede aradığınıza…

Size de bir şeyler ifade etmiyor mu bu sözler? Demek Sezen de boşuna ‘O zaman Şarkı Söylemek Lazım’ dememiş, bir bildiği varmış!