Yeni Yazısı > O belgeyi 5 ay niye sakladın? - 27.10.2009

O belgeyi 5 ay niye sakladın?
27 Ekim 2009

Hükümetin çok önem verdiği Kürt açılımının PKK’lıların manevrasıyla çarşafa dolandığı gün beş aydır aranan orijinal belge bulunuverdi! Ne tesadüf, bu belgenin fotokopisini malum gazetelere servis ederek ortalığı birbirine katan ve TSK içindeki cuntacıların AKP ve Gülen’i bitirme harekatını deşifre eden “Subay” her nedense belgenin orijinaline el koyup saklamış! O kadar iyi saklamış ki, fotokopisi haziran ayında servis edilen ve günler ve aylarca doğru olup olmadığı tartışılan belgeyi bir türlü ortaya çıkarmamış. Ve tam da “şanlı barış elçilerinin zafer nidalarıyla karşılanıp ortalığın bulandığı gün” “o gün bugündür” diyerek tam 6 sayfalık bir mektup yazmış belgenin yanı sıra ve bunu Ergenekon davası savcılarına postalamış! Ama her nedense herkesten önce yine malum Taraf ve Star gazetelerine gitmiş mektuplar, önce onlar yayınlamış! Mektubu okudum. Silinen bilgisayarların numaralarına kadar her türlü ayrıntı mevcut. Şimdi bazı soruları sormanın ve cevabını istemenin zamanıdır;

1: Bu muhbir subay böyle bir belgeyi görmüş ve rahatsız olmuşsa acaba ihbarını neden fotokopi üzerinden yapmış?

2: Belgenin fotokopi olmasının yarattığı tartışmayı izlediği ve belgenin aslını ele geçirdiği halde savcılara, pardon malum medyaya, teslim etmek için neden 5 ay beklemiş?

3: TSK, bu belgenin yaratılmış olduğunu iddia etmişti. Belgenin orijinali olduğu iddia edilen bir metin var elde ve muhbir subayın iddiasına göre bu belgenin bulunduğu bilgisayarlar silinmiş, belge ve bilgiler yok edilmek için çalışılmış. O süre zarfında muhbir subay bütün bu işlemleri tek tek not etmiş, bilgisayar numaralarını bile kaydetmiş ve zamanı gelince ihbar ediyor! Casus filmi izler gibiyiz. Bu nasıl bir güvenlik zafiyetidir ki TSK içinde olanı biteni gözlemek, belge çalıp saklamak ve zamanı gelince ihbar etmek misyonu edinmiş subaylar var? Hani 2. Dünya Savaşı günlerinde Alman Ordusu’ndaki İngiliz casusları gibi! Kendi komutan ve arkadaşlarını ihbar eden subay, yarın ordunun gizli sırlarını başka bir orduya da satar, bu subaylar nasıl yetiştiriliyor, nasıl “sızdırılıyor”, asıl psikolojik savaş bu değil mi?

Medyada çifte standart

Taraf Gazetesi çıktığı günden bu güne polisten sızdırılan belge ve bilgileri yayınlıyor. Bunların çoğu TSK’yı yıpratmayı hedef alıyor. Bazı medya grupları bu yayınlara pek bir itibar ediyor. Ne ki Taraf geçenlerde baltayı taşa vurdu ve NTV’nin Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini düşürdüğünü iddia etti! Yine polisten sızdırılan bir bilgiyi araştırıp soruşturmadan yayınlayıvermişlerdi. Saatleri yanlış hesap ettikleri çıktı ortaya, pardon deyip kapattılar. Başta NTV, herkes pek bir kızdı bu yalan haberle insan karalamaya. Ama ne Taraf vazgeçti servis edilen sızdırma haberleri yayınlamaktan, ne de medya vazgeçti, buna itibar etmekten. Herkesin tek tek canı yanmadan akılları başlarına gelmeyecek demek ki.

Nefes; geç kalmış bir film

Cumartesi gecesi İstiklal Caddesi’nde bir sinemada Nefes’i izlemeye gittim. Cadde, nefes alınmayacak kadar kalabalıktı, eğlenmeye çıkmış insanların kalabalığı. Nefes, bir dağ karakolunda teröristlere karşı sınırı bekleyen bir avuç askerin gerçekçi öyküsünü anlatıyor, yani hazin ve dramatik bir film. Öyle eğlenceli filan değil. Salon tıklım tıklımdı. Gençler sevgilileriyle gelmiş, izlediler ve başları önde, of of çekerek gittiler. Oğullarımız, sevgililerimiz, dağların tepesinde birbirlerini öldürmesin. Aslan gibi subaylarımız, ailelerinden uzakta, savaşarak bir ömür geçirmesin. Evet, terör bitirilsin. Ama teröristi anlamak için empati yaparken şehit ailesini de, subay ailesini de, ölen askeri de, sakat kalan gaziyi de, akıl sağlını yitiren delikanlıyı da empati yapıp anlayalım ve birbirimizin yarasını kaşımayalım. Bu tür filmleri yapmakta geç bile kaldık. Senaryo, yönetim ve yapımı Levent Semerci’ye ait filmde askerleri oynayan gençler amatör oyunculardan seçilmiş. Filmin çekimi belli ki çok zor şartlarda gerçekleşmiş. Ama güzel bir iş başarılmış, ortada hamaset yok, gerçek var. Beni rahatsız eden tek abartı, karakol baskını sırasında sinir krizi geçiren iki askeri çok uzun göstermesiydi. Oysa çatışma sahnelerine ağırlık verilebilirdi. Kırk yılın başında Güneydoğu’da geçen bir savaş filmi seyrediyoruz bari tam olsaydı demedim değil! Emeği geçen herkesin eline sağlık.