Yeni Yazısı > Nerede kalmıştık? - 01.09.2009

Nerede kalmıştık?
01 Eylül 2009

Merhaba. Bir buçuk ay olmuş yazmayalı. İnsan ömrü için minik bir süre. Bir yazar için ise uzun bir ayrılık. Nedeni var... Ne yazacaktım; iki bölüm sonra yayından kaldırılacak dizileri mi? Yoksa, jürisi bir boy büyük, sunucusu iki boy küçük eğlence programlarını mı? Tekrar edilmekten temcit pilavına dönmüş filmleri mi ya da. Vesaireyi saymıyorum bile... En iyisi dinlenmekti. Kalemi molaya, ruhu nadasa çekmek. Sahillerde anten kalabalığından uzak çakıl taşlarını filan sektirmek. Öyle yaptım... Uzun süredir yapamadığım tatilin tadını çıkardım. Tadı kaçmadan da geri döndüm. Şimdi bu dönüş için canı sıkılacak bir sürü “niyeti bozuk” olacaktır. Kendilerine “niyet” ayında olduğumuzu hatırlatır, üstüne bir de türkü yakarım; “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi, Mesut bir gün dönecek düşünmedin mi?” Hoş bulduk!

BİR SORU: İbo görüntüleri ne yapacak?

Ramazan ayının popüler deyişle patlama yaratan işi Hz. Yusuf oldu. Star’da yayınlanan İran dizisinin ciddi bir izleyicisi oluştu... Bildiğim kadarıyla İbrahim Tatlıses, dizinin reytinglerine bakıp, kaçırdığı bölümlerin görüntülerini istemiş kanal yönetiminden. Artık İbo Show’da mı kullanır, meçhul orası?... İran sineması kendini kabul ettirdi bir şekilde. İran dizilerinin de aynı yolda olduğunu söyleyebiliriz buradan bakarak. Bir de ucuz etin yahnisinin her zaman kötü olmayacağını da eklemek lazım... En ucuza en iyi reyting kuşunu yakalamış oldu Star. Gerisini bizdeki trilyonluk dizilerin yapımcıları düşünsün artık!

DİP NOT: Ben yokum Acun Bey...

Var mısın Yok musun? (Show TV) kutuların başına bir önceki dönemin popüler yarışmacılarını oturttu. Ben en çok görme engelli Evren’le tekrar karşılaştığıma sevindim... Yarışma 500 binlik kutuları arttırdığından beri daha bir etkin sanki. Ama o yarışmacıların kutulardan “büyük” çıkınca yüzlerini soktukları şekil yok mu? Orası hakikaten çıldırtıyor beni... Böyle bir ağzı açık kalmalar, yalandan isyanlar, ağlamaklı bakışlar. Yarışmacı değil de Hint sineması artistlerini izliyormuş hissi yaratıyor insanda... Hani Acun Ilıcalı, “Bu yarışmacılarla var mısın yok musun?” diye sorsa; “Yokum” diyeceğim billahi! Bilmem siz ne dersiniz?..

İYİ BİR ŞEY: Aileler yarışıyor

Bu yaz gönlüme takılan, gözümü alamadığım iki işle tanıştım. Biri Geniş Aile. Kanal D’ de oynuyor. İlk günden beri reytingin zirvesinde... İkincisi Aile Saadeti (atv). O biraz daha mütevazı. Fakat bir izledin mi, reklam arası sabrı bile zor. İnsanı içine alan sıcak bir hikaye... Geniş Aile için TV eleştirmeni meslektaşım Bekir Hazar, “Beni güldürmüyor” buyurmuş. Hakikaten Bekir’in neye güldüğünü merak ettirir cinsten bir beyanat... Ben oyunculukları bir kenara koyup sadece diyalogları için bile izlerim bu diziyi. Her bölümün ertesi günü ağızlarda pelesenk çünkü Cevahir’in yumurtlamaları... Mahalledeki evleri gasp edip yıkım ekibini kapılara dayayan kötü kadına kafayı geçirmeden önce söylediği söz hakikaten tarihe geçecek cinsten; “Kadın olmasan kafayı gömerdim sana. Ama dur bu evleri yıktıracağıma tabuları yıkarım; gümmm”... Gelelim Aile Saadeti’ne. 70’li yıllarda bıraktığımız Arzu Film ekolünün en iyi örnekleri olan Tosun Paşa, Gulyabani, Şekerpare gibi uzun metrajlıların harika bir karışımı olmuş... Yetkin Dikinciler, Sırık Paşa rolünde döktürüyor. Bir de Eleni var ki; hakikaten gözlerinin içinde Sirtakiler oynanıyor... Diyeceğim o ki, bu yılın işleri gülmeye acıkan yurdum insanına ilaç gibi gelecek. İki aile dizisi, aile boyu güldürecek!