Yandex.Metrica
Neden 2 milyar insan bu düğünü izledi?
30 Nisan 2011

Dünya üzerinde tam 2 milyar kişi Prens William ile Kate Middleton’ın düğününü izledi. Hem de bütün gün, dakikası dakikasına, başından sonuna kadar reyting rekorları kırıldı. Çok merak ettim. Neden? Neden böylesine bir hayranlık, böylesine bir çekicilik söz konusu. Futbol maçlarına, olimpiyatlara dahi böylesine bir ilgi olmaz. Renkler mi, zenginlik mi, kraliyet düğününün şov tarafı mı? Hayır, artık hiçbir yerde kalmayan bir geleneğe duyulan hayranlık. Savaşların, ihtilallerin, iç kargaşaların, zorbalıkların, siyasi kavgaların yaşandığı bir dünyada, yazılı anayasası dahi bulunmayan bir ülkeyi izlemek, muazzam bir olayın İsviçre saati gibi aksamadan yaşanması insanları çekti.

[[HAFTAYA]]

BBC TV’sinin kraliyet düğününü veriş şeklini görseniz, hayranlığınız daha da artardı. İngilizleri, dünyanın başka ülkelerinden ayıran ne varsa dün izledik. Bu düğün İngilizlerin farkını, çekiciliklerini dünyaya gösterdi. İletişim sanatının en parlak örneğini de yaşadık. Bir düğünün nasıl günlük yaşama yansıtıldığını, kendi toplumunu mutlu ederken, Kraliyet Ailesi’yle İngiliz halkı arasındaki sevgiyi arttırmanın, bütün dünyaya da “biz hepinizden farklıyız” mesajının verildiğini izledik. Dünya üzerinde artık kalmamış, tarihin, geleneklerin yaşandığı müthiş bir gösteriydi.

Reha Muhtar, Ağca’nın mesih olduğuna da inanıyor mu?

Vatan Gazetesi yazarı Reha Muhtar, ikinci defa bir yalanı ağzına dolamış ve Mehmet Ali Ağca’nın aylar önce bir TV programında, benimle ilgili olarak “Mehmet Ali Birand, Roma’da benimle söyleşi yaptıktan sonra, oğlu için imzalı resim istedi” dediğini, bunun ne kadar büyük bir rezalet olduğunu yazıyor, beni ayıplıyor. Reha Muhtar’ın benimle, 2009’da CNN TÜRK’teki programının kaldırılmasından kalma hâlâ bitmemiş bir hesabı var ve onun acısıyla zaman zaman hakaret dolu yazılar yazar. Artık alıştım. Yanıt vermeye de hiç niyetim olmamasına rağmen bu defaki yalan, işin içinde Abdi abi (İpekçi) olduğundan dolayı çok canımı sıktı.

Bir İtalyan hapishanesinde, gardiyanların insanları birbirlerine dokundurmadıkları bir ortamda, ben, sanki bir film artistinden ister gibi, oğlum için gururla, Abdi abinin katilinden imzalı resim istemişim. Düşüncesi bile iğrenç ve komik. Bu yalana inanan, Ağca’nın Abdi abiyi öldürmediği yalanına da inanıyor olmalıdır. Bu yalana inanan, Ağca’nın “Ben Allah’ın dünyaya yolladığı mesihim. Yakında kainat yok olacak haberiniz olsun, diyen mesajcısıyım” yalanına da inanmalıdır. Reha Muhtar herhalde bu yalanlara inanmış ki, bir TV kanalında aylarca önceki bu büyük ifşaatı (!) not etmiş, bugüne kadar benden hiç ses çıkmayınca dayanamayıp, Abdi abiye olan sevgisinden dolayı (!) tepkisini (!) göstermiş. Ağca’nın yalanlarına ben tokum. Bu TV programından da benim haberim olmadı. Olsaydı dahi ciddiye almaz, yanıt vermezdim.

Genç müzisyenler Pekinel’lere koşun

Güher ve Süher Pekinel kardeşlerden genç müzisyenlere müjde var. Yeni yetenekleri müzik dünyasına kazandırmak için Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte Anadolu’da bir seferberlik başlattılar. Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi (TEVİTÖL) G&S Pekinel Müzik Bölümü yetenekli gençleri buluşturuyor. Onduline Avrasya sponsorluğunda G&S Pekinel “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” Projesi’nin amacı, keşfedilen yetenekleri bu program çatısı altında toplamak ve müzik eğitimi vermek.

Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte Carl Orff Eğitim Metodu’yla “Anadolu’da Müzik Eğitimini İyileştirme Projesi” ile yeni yetenekler yetiştiriyorlar. Müthiş bir fırsat... Söz konusu eğitim dokuz pilot ilde (İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Mersin, Bursa, Trabzon, Gaziantep, Mardin) anaokulları ile ilköğretim sınıflarında uygulanıyor. Bu program kapsamında, ön hazırlık olarak ailelere ayrıntılı bilgi verilmekte ve öğretmenlere ek eğitim sağlanıyor. İlgililere duyurulur.

Projenin ne anlama geldiği yeni yeni anlaşılıyor...

Her geçen gün biraz daha iyi anlaşılıyor. Başbakan Erdoğan’ın son konuşmasından, Kanal İstanbul’un deprem beklenen İstanbul’a adeta bir yardım eli olacağı anlaşılıyor. İstanbul’un en riskli bölgelerinde oturan ve bir depremde yıkılacağı kesin olarak bilinen yerlerdeki evler boşaltılıp, Kanal İstanbul civarındaki yeni sitelere taşınacaklar. Gönüllü gelmeyenler, istimlakla zorlanacaklar. Başka bir deyişle, yıkılacak olan İstanbul’a yeni bir mekan hazırlanıyor. Bunu bir felaket senaryosu gibi görmemek gerekir. Eğer şimdiden önlem düşünülmezse, sonra çok pişman oluruz.

Romalılar bu kanalı bizden önce düşünmüş

Belki, Erdoğan’dan önce Ecevit düşünmüş olabilir. Ancak hepsinden önce de, Roma İmparatorluğu döneminde bu konu gündeme getirilmiş ve su kanalları dahi inşa edilmiş. Karadeniz-Podima’ya gidin, surları göreceksiniz. İmparator Adrian’ın Büyük Duvarı’nın kalıntıları hâlâ oralarda. Kanal İstanbul’un geçeceği yolu çok eskiden saptamışlar. İmparator Adrian, ardından da Bülent Ecevit düşündü diye, vaz mı geçilsin? Olacak şey mi?

Büyük düşünmenin keyfi başkadır...

Ne kadar küçük düşünür, ne kadar az ile kendinizi tatmin etmeye kalkarsanız, payınıza da o kadar düşer. Ne kadar büyük düşünür ve hesaplarınızı da gerçekçi şekilde yaparsanız, o kadar çok kazanırsınız. Kanal İstanbul projesine ben bu şekilde bakıyorum. Uzun yıllar boyunca hep küçük düşündük. “Aman dikkatli davranalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım” dedikçe, küçücük kaldık. Bu nedenle dev projelere bayılıyorum. Beni de büyük düşünmeye zorluyor. Kendi işimde de, farklı davranma ihtiyacı duyuyorum. Doğrudur, on bin kafadan on bin itiraz çıkacak. Neredeyse büyük düşünmeyi yasaklamaya kalkacaklar. Bırakın, bir defa da felaket habercilerini dinlemeyelim.

Rezaleti kimse soruşturmayacak mı?

Ayıptır, artık bu kadarı çok fazla... Birçok meslektaşım yazdı ancak hâlâ kıpırtı yok... Jandarma ve polis, büyük bir gösteriyle Savarona yatını basmış, “Atamızın yatağında fuhuş yapılıyor” diye basını ayağa kaldırmıştı. Sözde büyük bir fuhuş trafik zinciri çözülmüştü. Üstüne üstlük bu ülkede milyarlarca dolarlık yatırım yapmış olan Kazak asıllı iş adamı Tevfik Arif’e, fuhuşçu muamelesi yapılmış, jandarma gözetiminde karakollara sürüklenmişti. Adamlar istedikleri kadar “Kardeşim, bu özel bir davettir. Gemiyi kiraladık, istediğimizi yaparız” deseler dahi dinletemediler. Şimdi ne oldu?

Mahkeme Tevfik Arif başta olmak üzere, neredeyse tüm sanıkları beraat ettirdi. Bunun hesabını soran çıkmayacak mı? Jandarma-polis ve savcıya “siz böylesine yetersiz delillerle, nasıl baskın yapar ve insanları lekelersiniz?” diye soruşturma açılmayacak mı? Tevfik Arif’ten özür dileyen çıkmayacak mı? Eğer sizler yapmayacaksanız, bari biz kamuoyu adına özür dileyelim.