Yeni Yazısı > Ne ara bozulduk bu kadar? - 17.10.2009

Ne ara bozulduk bu kadar?
17 Ekim 2009

Timuçin Esen olayında net olarak tarafım. O da Timuçin’in tarafı. Magazinciler ya da onları avlanmak üzere ortaya salanlar sakın mağdur rolü oynamasınlar. Çünkü değiller. Yıllar önce eşimden ayrıldığım zaman kendileri tarafından nasıl tacize uğradığımı tarif edemem. Gazetelerden biri, o gazeteye değil de bu gazeteye konuşursam başıma gelecekleri sıralayarak ciddi ciddi tehdit etmişti hatta. O güne kadar “Bu da onların ekmek parası, ayıp etmeyelim” diye düşünürken şimdi, hele de bu son kepazelikten sonra, onlarla ilgili düşünemiyorum artık. Kenan Erçetingöz’ü de yaptığı vahşi (başka sıfat bulamadım) açıklamalar nedeniyle kınıyorum.

                            ? ? ? ? ?

Bu yazma işlerine giriştikten sonra ya da zamanlama olarak öyle denk geldi, ilişkilerde yeni bir trend olduğunu fark ettim. Şöyle: Medya dünyasına ait birileri sana durduk yerde aşırı samimiyet göstermeye başlıyor. Öyle ki her derdini herkeslerden önce duyup aramalar, hastalığında deli gibi üzülmeler, sık sık hal hatır sormalar... Ben de hal böyle olunca hayatıma yeni birileri giriyor zannetmeye başladım. Bir yandan asosyal kişiliğim nedeniyle paniğe kapılırken bir yandan da olsun “yeni insan tanımak güzeldir” diye düşünür oldum. Sonra bana çılgın samimiyet gösteren insanlara ben de bir şey söylemeye niyet ettim ya da bir şey sormam gerekti. Kapı duvar. Ne mesaja cevap, ne telefona cevap. “Yok canım görmemiştir” dedim, yine denedim, yine aynı yanıtsızlık. Sonra geriye döndüm, bana çok ilgi gösterilen döneme, anladım. Salak mısın diyeceksiniz ama ancak o zaman anladım. Bu insanların benden net bir çıkarları varmış, mesele de buymuş. Çıkar hali ortadan kalkınca ben de ortadan kalkmışım. Anlatırken basit ama anlayınca o kadar da tatlı gelmedi doğrusu. Simdi maymunun gözü açıldı. Birden samimi olmaya çalışanlar artık avucunu yalar.

                            ? ? ? ? ?

Çocuğunuz olunca mecburen bazı aktivitelere dahil olmak durumunda kalıyorsunuz. Spor türü olanlar var, hobi nitelikli olanlar var. Hangisine eğilimi olduğunu anlamak için de birkaçını denemek gerekiyor. Biz de öyle yaptık, sonra da yüzmede karar kıldık. Karar kılmadıklarımızdan bir telefon saldırısı şaşar kalırsınız. Bir ilgi alaka, daha da hayret verici. E be kardeşim, bu çocuk çok hastalanıp ara verdiğinde bir kez arayıp halini sormadın da şimdi kayıt dönemi geldiğinde mi bizi hatırladın? Ya da ben o kadar da enayi mi gözüküyorum?

Can’lı Yayın

Hani sınıfın ukala, inek ve hocalarına yardımcı çocukları vardır ya, bizim Can da galiba öyle bir şey olacak. Her çocuk harbiden karakteri ile doğuyor. Ne babası, ne ben öyleyiz, ne de ailelerimizde herhangi biri. Konuşmamızı aktarıyorum .

“Anne çok canım sıkkın.”

“Neden oğlum?”

“Bu çocuklar okulun duvarlarını resim defteri zannediyorlar galiba.”

“Aaa, ne oldu?”

“Her yeri boyamışlar, düşünebiliyor musun...”

“Hımmm” “Evet öyle. Hocalara tek tek gidip durumu bildirdim. Sonra da temizlemeye koyuldum. Temizle temizle bitmedi. Yarım kaldı. Arada da bir gün tatil. O okul pis pis bir gün boyunca nasıl kalacak anne öyle?”

Arkadaşlarını hocalara şikayet etmek yerine onları kendisinin uyarmasının daha doğru olacağını anlattım ama onu da anlamaya yaşı müsait değil. Yandık yani.

Hepsini topla bir Canım Ailem etmez

Hem köşem için hem de reklamcılık işim gereği yeni çıkan dizileri takip etme halindeyim. Bir de bir dizi patlaması, her gün yeni bir dizinin tanıtımına rastlıyorum. Çoğunun ilk bölümünü izledim. Hatta hangileri olduğunu da söyleyeyim. Hanımın Çiftliği, Ezel, Bu Kalp Seni Unutur mu?, Kapalıçarşı, Kış Masalı, Nefes.

Yapımcılarından, yazarlarından ve yönetenlerden özür diliyorum ama hepsini topla bir Canım Ailem etmez. Bir dizi sıkı oyuncuları doldurarak başarılı olamıyor. Zaten bu saydığım dizilerin oyunculuk açısından bir problemi yok. Ama ya tempo dehşet düşük, ya senaryo sarkıyor Allah sarkıyor ya da diyaloglar aşırı yapay. Bu Kalp Seni Unutur mu?’da tempo problemi var mesela, çok daha heyecanlı olması gerekirken aşırı ağır ilerliyor. Nefes dizisinde ise heyecan dorukta ama diyaloglar felaket. Canım Ailem ise bu sezonda mükemmel ilerliyor. Oyunculuk en üst düzeyde, senaryo öyle, diyaloglar da doğalın doğalı. Başta senaryo yazarı Selin Tunç olmak üzere tüm ekibi tekrar kutluyorum.

Bir not: Meliha’nın peruğunun bir tekrar elden geçmesi gerekiyor, çok peruk peruk duruyor.

Lalin’in sinir tipleri

Benim köşemi takip edenler Lalin ismine sık sık rastlıyordur. Hem yazdıklarına, hem bana yazdıklarına yer veririm zaman zaman. Bir de onun bir ‘sinir tipler’i vardır. Durakta sinir tipler, uçakta sinir tipler, tatilde sinir tipler falan diye gider. Çok da komiktirler. Sizin de çok seveceğinizi düşünerek o sinirlenip sinir tipleri kaleme aldıkça ben de köşemde yer vereceğim. Bu hafta toplantıdaki sinir tipler:

* Papağanlar: Yepyeni bir şey söylüyor ayağında müşteri veya patronun söylediğini tekrarlayanlar.

* Müstehziler: Hiçbir katkıda bulunmayıp sadece yakınındakilere alaycı yorum yapanlar.

* Suspuslar: Her ne hikmetse ağzını açmaya gerek görmeyenler.

* Yağcılar: En normal fikri veya yorumu gelen merciye göre allayıp pullayanlar.

* Bildiğini okuyanlar: Önerilerden feyz alıyor gözüküp, uygulamada kafaya koyduklarından zerre kadar şaşmayanlar.

* Meşgul adamlar: Mecburen katılmış havasında, daha mühim işleri ‘blackberry’lerinden takip edenler.

* Oburlar: Sürekli yeme, içme, kemirme derdinde olanlar.

* Kaşı havadalar: Ne olursa olsun ilgi, empati, sempati göstermeyen ve her şeye nahoş bakanlar.

* Bayanlar: Adem ile Havva’dan başlayıp konuya 80 günde devri alem atlatanlar.

* Stresliler: Her tartışmaya dünyayı kurtarıyormuş gibi katılanlar.

* Özür dilerimciler: Ya geç ya da hazırlık yapmadan gelenler, bahanesiz erkenden çıkıp gidenler.