Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Mutfakta o ayaklar ne iş? - 22.12.2009

Mutfakta o ayaklar ne iş?
22 Aralık 2009

Yemek programları var ekranda. Bir sürü var. Aşçısından oyuncusuna kadar bir dolu isim sunuyor. Eli tencereye değmemiş olanlar bile var yemek anlatanların arasında...

Bir tanesi Serdem’in Mutfağı. Kanal 7’de. Serdem Coşkun genelde kadın kuşağında neler yapılıyorsa onu yapıyor Serdem’le Her Dem’de. Ama bu mutfak meselesi farklı...

Önceki gün, yemek yapılan ocağın hemen yanında bir çift ayak beliriyor. Sedyeye uzanmış bir gövdeye ait. Başında gözlüklü bir ağabey, ayak sağlığı hakkında bilgi veriyor...

30 santim arkada tencereler kaynıyor. Hamurlar açılıyor. Salatalar filan yapılıyor. 30 santim önde nasırlı ayakları yakın plan çeken kamera, ayak hastalıklarına zoom yapıyor...

“Ne ayak şimdi bu?” diye geçiriyorum içimden. Yemek programında ayak sağlığı ne iş? Hadi konuştum diyelim, mutfakta ayağın işi ne?

Mutfakta biri yok mu sahi; “Çek şu koca ayaklarını, nimete doğru uzattığın?” diyecek...

Biz yazarız ve düzelir!

Hay ben gazetemin canını seveyim. Önceki gün Kocaeli Üniversitesi’nde bin kişilik genç bir topluluğa konuştum. Yüzde sekseni POSTA’daki TV eleştirilerimin müptelası...

En çok merak ettikleri de, bu kadar ince detaylardan balı en çok alması gereken yapımcı ve oyuncuların yararlanıp yararlanmadığıydı...

TV eleştirmenliğinin ilk günlerinde suya yazı yazdığım hissine kapıldığımı söyledim onlara. Ama şimdi durum farklı. Bu köşede ne yazılıyorsa, ertesi gün ya da hafta içinde normalleştiriliyor yanlışlar...

Bazı programlar bölünme sayısını azalttı mesela. Bazı diziler fondaki müziğe abanmaktan vazgeçti. Senaryodaki boşluklar yerini akıla bıraktı. Daha çok çekim hataları yapılıyor ki, bu hızla çekilen dizilerde o kadarı da nazar olsun...

Sokaktaki adam televizyonla yaşıyor. Televizyon hakkında yazılanları merak ediyor, televizyonun hayatındaki etkisinin farkında...

Sanırım ben yazarken, yetkilisi de okurken bu ağır görevin hakkını vermeliyiz. İzleyicinin de okurun da yanlışa tahammülü yok çünkü!

Yorum Farkı’nı görün...

Telegol (KanalTürk) uzun zamandır basit bir spor programı olmaktan çıkıp, fenomene dönüşmüştü. Tekrarlamanın manası yok...

Ama şu önemli; önceki akşam özellikle Ahmet Çakar ve Sinan Engin ikilisi lig maçlarından çok, İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’nin saldırıya uğrama anını futbol yorumlar gibi dur-kalklar ile yorumladı...

Çakar’a göre Başbakan bunu sempatisini arttırmak için bizzat kendi organize etmişti. Sinan Engin ise böyle bir organizasyonun Başbakan’ın karizmasını çizeceğini filan söyledi...

Neredeyse saati bulan bu yorumlar üzerine, adı geçen ekipten günlük bir siyaset analizi programı istemek şart oldu. Aralarına Erman Toroğlu hocayı da alırlarsa, tadından yenmez... İşte asıl o zaman görürüz, Yorum Farkı neymiş? Hahaha...

Uzaylılar Sinop’ta mı?

Bu hafta geçmişe oranla daha yüksek reyting alarak hâlâ topta olduğunu gösteren atv’deki Parmaklıklar Ardında’da göze takılan bir hatayı sizinle bölüşeyim istiyorum...

Hapishanenin müdürü Ekrem, telefonda avukat Canan Hanım’la konuşuyor. Canan, o esnada deniz kıyısında teknelerin olduğu iskeledeki çay bahçesinde...

Ekrem telefonla konuşurken pencereden Ziynet’i revire giderken görüyor ve Canan’a “Sonra görüşürüz” diyerek telefonu kapatıp hemen odadan çıkıyor.

O an devreye Uzay Yolu’ndaki ışın makinesi(!) giriyor ve Canan sanki ışınlanmış gibi Ekrem’in yanında bitiveriyor...

Anlaşılan Sinop Cezaevi için yazılan Sabahattin Ali şiirindeki “Dışarıda deli dalgalar” geliyor ve akılları yalıyor. Bu ne hız yahu?..

Yaprak Dökümü'nün döküntüleri

Yazı yürüyüşüne hatalardan devam edelim. Bu hafta iş yükü ağır olduğu için Yaprak Dökümü’ne (Kanal D) gerekli ilgiyi göstermedik. İlgisizlik, gözden kaçırdık diye okunmasın lütfen. Alın size bariz iki hata...

Birincisi, Ferhunde kocasının kendisine verdiği vekaletname ile evi kendi üzerine geçirdi. Bu yanlışı izleyici yutar ama noter ya da Maliye asla. Büyük bir yanlış çünkü, alım-satım işlemlerinde kişi hem alıcı, hem satıcı olamıyor. Her iki işlemin taraflarının da farklı kişiler olması gerekiyor...

Hatta kişi, vekalette başka kişiyi vekil tayin etse bile yine olmuyor. Dolayısıyla o ev hâlâ eşin üstünde...

Gelelim ikinci hataya. Doğum sancıları(!) sürüyor dizide. Sezaryen doğumlarda hastaya ameliyattan çıktıktan sonra yemek ve su verilmez. Bunu sadece kadın doğum uzmanları değil, annelerin tamamı bilir. Ama bizim Fikret maşallah hem suyu çok rahat içiyor, hem de iştahla yemek yiyor. Soru aynı; nasıl oluyor da oluyor?..

İsme hakkını geri verin...

FoxOn Haber’i saat 22.00’de yani gece 10’da yayınlandığı için isim olarak yerinde buluyorduk. Fakat birkaç zamandır FoxOn Haber’in yayına girişi 22.30 sularında oluyor...

Bu durumda ne haberi o saate almanın, ne de ismini onlu bir şeyler koymanın değeri kalmıyor. Zaten bir süredir reytingler de öyle diyor. Reklam boşluğundan yararlanmak isteği de havada kalıyor...

Haberin başındaki kardeşim Doğan Şentürk’e bildirmek isterim. Eski saatine çekin haberi, bozmayın alışkanlıkları...