Moğolların torunları iş başındaydı!
08 Ekim 2009

IMF toplantılarının ilk günü, biz siyahlar giymiş nezih bir kalabalık, Çırağan Sarayı’nda Finansbank’ın davetlisi olarak Boğaz’a karşı toplantı yaparken meğer İstanbul’da göstericiler kırıp yakıp dökmekle meşgulmüş! Zenginler ve yoksullar çelişkisi mi? Toplantı çıkışı taksi şoföründen ilk istihbaratı alır almaz, en çok tahribatın olduğu Sıraselviler Caddesi’ne gittim.
Burada neredeyse her bankanın şubesi var. Hepsinin camları paramparça olmuştu. Sadece camları mı, eylemciler içeri girip ne varsa kırmış, parçalamış! Kaldırım taşlarıyla, yanlarında getirdikleri çekiçler, satırlarla! Kırılmamış, parçalanmamış bir tek bilgisayar, makine bırakmamışlar.
Hele İş Bankası’nda yukarı kaçıp kapıları kilitleyen personelin yanma tehlikesine rağmen, içeri bir de molotof kokteyli bırakıp öyle defolup gitmişler!

Yarım saat önce İş Bankası Genel Müdürü ve Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince’yle sohbet ediyordum, hiç birimizin böyle bir vandalizmden haberi yoktu! Göstericilere, basın açıklaması yapmak, protestolarını anlatmak için onlarca yer gösterilmişti. Hatta polis de toplantılar öncesi IMF yetkilileriyle toplantılar yapmış ve orantısız güç kullanılmayacağı, sadece gaz ve tazyikli suyla engel olunacağı konusunda anlaşılmıştı.
Ama göstericiler Kongre Vadisi’ne girmeye çalışıp polis de onları dağıtınca kaçarken değdi değmedi dememiş, yoldan geçen arabaları, özellikle banka şubelerini, sonra da yol üstündeki dükkanları tahrip etmişler. Hem de ne tahrip etmek. Sıraselviler Caddesi’ndeki bütün bankalar tahrip edilmiş.
Göstericilerin arasında kalan bir taksi şoförü, arabasının kapılarını kilitlemiş, içinde yatıp saklanmış, bu kez de gazdan mahvolmuş! Ya korkup kalp krizi geçiren ve o patırtıda hastaneye yetiştirilemediği için ölen esnafın suçu ne?

TOPHANE’DE DAYAK!
Ben olayın üzerinden birkaç saat geçtikten sonra gittiğim halde, cadde hâlâ gaz kokuyor ve göz yaşartıyordu; ama ne, ne banka çalışanları, ne güvenlik görevlileri, cam kapı pencere kalmamış şubelerinin önünden ayrılamıyordu. Sıraselviler’de bankaları tahrip eden göstericiler polisin gelmesiyle Tophane’ye kaçmış, orada banka şubesi bulamayınca dükkanları indirmeye kalkmışlar.
Esnafın biri yalvarmış, daha borcum bitmedi, dükkanıma dokunmayın
diye, bu kez ona dokunup döverek kolunu kırınca... Olanlar olmuş. Herkes ayağa kalkmış, ellerine ne geçirdilerse yakaladıklarını dövmüş, yakalayamadıklarını kovalamışlar. Mahalle sakinleriyle olaydan hemen sonra konuştum.
Kendinizi onların yerine koyun, yüzleri bağlı, elleri taşlı sopalı adamlar geliyor, tekme tokat dükkanınızın camlarını indiriyor, mallarınıza zarar vermeye başlıyor, durun yapmayın, etmeyin deyince bir de sizi dövüp kolunuzu kırıyorlar. İmdat isteyince yetişen komşularınız da kovalayıp yakaladığını dövüyor. Ve bir iki saat sonra televizyon ekranlarından verilen haberlerde sizden milis güçleri diye nefretle bahsediliyor. Ne hissederdiniz?

VANDALİZME TV DESTEĞİ
NTV, CNN ve Habertürk’ü tekrar tekrar izledim. Hepsi de dükkanlarını tahrip edip kendilerine saldıranlara karşı koyan mahalleliye hakaret etti! Hangi hakla? Adamın kolunu kırmışlar, öbür kolunu mu uzatsaydı, bunu da kırın diye? O haberleri yazan, suratında küçümseyen bir ifadeyle okuyanlar bir zahmet üst kata kaçmış saklanan İş Bankası çalışanlarının aşağıya atılan mlotof kokteylleri bankayı tutuşturursa diye çektikleri korkuyu biliyorlar mı?
Protesto etmek demokratik haktır, ama yakmak, yıkmak, kırmak, dövmek değil. Polis orantısız güç kullanmış. Polis arabalarına, motorlu polislere taş ve sopayla saldıran, polisin silahını alan üstüne doğrultan göstericiler, barışçıl bir IMF protestosu yapmıyordu ne yazık ki. Moğolların torunları gibi, vandal ve barbarlar gibi davranıyordu.

Son bir örnek: Bütün Türkiye’yi dolaşan Hürriyet Treni Güneydoğu’ya girince güvenliğini sağlamak için yöneticiler yörenin DTP’li belediye başkanlarıyla konuşmuşlar, bu tren sizin için geliyor, taşlamayın demişler. Çünkü bölgeye giden bütün trenler taşlanıyor, camları kırılıyor, içindeki insanlar yaralanıyormuş. Yani bari bu treni taşlamayın demişler ve şu yanıtı almışlar: “Taş atmak demokratik hakkımızdır!” Buna ben bir tek yanıt veririm ama buraya yazamam.