Mısır krizi komisyona havale...
08 Şubat 2011

Mısır’da sanki bir çözüme gidiliyormuş gibi gelişmeler yaşanıyor. Mübarek rejimi, baş düşmanı Müslüman Kardeşler ile ilk defa masaya oturdu. Yeni bir anayasanın hazırlanması konusunda anlaşmaya varıldı.

Müslüman Kardeşler de çok ilginç şekilde, son derece gerçekçi davranıyor. Acele etmiyor. Bastırmıyor. Amerika’yı karşısına almamak için zamana oynuyor. Nasılsa uzun vadede yönetimi ele alacağını biliyor.

[[HAFTAYA]]

Bu durumu, geçici bir süre için Mısır krizinin komisyona havale edilmesi olarak niteleyebiliriz. Ancak bunun çözüm getirmeyeceğini de bilmekte yarar var.

ABD, şimdi başrolü oynuyor. Aynı zamanda son derece önemli yeni bir hataya da yöneliyor. Ne yazık ki, bu krizi çözebilmek için Mısır’ı uzun yıllar istikrarsızlığa mahkum edebilecek yöntemlerin peşinde koşmaya başladı.

Amerika ve İsrail’in en büyük korkusu Müslüman Kardeşler. Eğer tek başına iktidar olursa, İsrail toptan kaybedecek. Bölgedeki dengeler de temelden sarsılacak.

Washington, işte bu kaderi önleyebilmek, hiç değilse kötü sonucu geciktirebilmek için Mübarek’in hayatını uzatmaya, komisyonlar kurup işi sulandırmaya çalışıyor. Askerin koruyup kolladığı bir rejimi hazırlıyor.

ABD her şeye İsrail gözlüğü ile bakıyor...

ABD bu formülü uzun vadede Mısır’a demokrasi ve istikrar gelmesi için pişirmiyor. Tam aksine, son derece egoist şekilde hareket ediyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, demokrasi umurunda değil. Tek amaç İsrail’in güvenliğini garantiye almak. Yani ABD, krizi İsrail üzerinden çözmeye çalışıyor. Yazık olacak...

Demokrasi gelmedikçe, sorunlar olduğu gibi kalacak ve Mısır yıllar boyunca istikrarsızlık içinde yaşayacak. Ne yazık ki, uluslararası ilişkilerde hep aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Parayı veren düdüğü çalıyor. Benim takıldığım diğer nokta da, demokrasi şampiyonu Türkiye’nin bu konuda Washington ile yüzde 100 aynı görüşü nasıl paylaştığıdır. Eğer Mübarek iktidarda bir süre daha kalmayı becerebilirse, herhalde Ankara-Kahire ilişkilerinde sıkıntılar yaşanabileceğini söyleyebiliriz!

Artık kimse diğerini tribünden seyredemez...

Başbakan’ın geçenlerde Mısır’daki gelişmelerle ilgili sözü, Türkiye’nin genel yaklaşımındaki değişimi çok net şekilde ortaya koyuyor. Kırgızistan dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtlarken “...Ortadoğu’yu tribünlerden izleyecek bir ülke değiliz...” demesi, Ankara’nın dış ilişkilere bakışının temelinden değiştiğini gösteriyor. Eskiden, Kürt sorunu veya başka konularda olsun, dışarıdan bir eleştiri geldiğinde Ankara hemen sinirlenirdi. İster Avrupa Parlamentosu, ister başka ülkelerden gelsin, fark etmezdi. Yanıt hemen hazırdı: “...Bunlar bizim iç işimizdir. Siz karışamazsınız...”

İçişler zırhının arkasına saklanılır ve kimsenin hesap sorması istenmediği gibi, sorulara yanıt vermek de adeta onursuzluk gibi algılanırdı. Hoş, hâlâ her eleştirinin memnuniyetle karşılandığı bir ortamda yaşamıyoruz ancak ne olursa olsun, bakıyorum eski yaklaşım da göreceli olarak değişiyor. Gerçekten de, artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bir ülkedeki kriz ister istemez diğer ülkeleri etkiliyor.

Hele bulunduğumuz bölgede, züccaciye dükkanındaki gibi, her an kırılacak vazo ve bardaklarla burun buruna yaşadığımız bir ortamda... Hele, Mısır gibi bölgenin en büyük ve en etkili ülkesi karıştığında, hemen herkes sallanmaya başlar... Bu da Türkiye’yi rahatsız eder. Bu durumdan herkesin ders çıkarması gerekiyor. Bakın, Başbakan ile hem Obama, hem de Papandreu telefonlaşıyor; Suriye lideri ile de görüşüyorlar. Anlayacağınız, herkes herkesle konuşuyor ve birbirleri hakkında görüş alışverişi yapıyor. Artık içişleri diye bir şey yok... Biz nasıl başkalarındaki gelişmeler hakkında görüş açıklıyor, tribünlerde oturup seyirci kalmıyorsak, başkalarının bizimle ilgili konularda görüş açıklamalarına da kızmamalıyız.