Yeni Yazısı > Milano macerası - 22.09.2009

Milano macerası
22 Eylül 2009

Geçen hafta başlayan Şampiyonlar Ligi’nin hiç şüphesiz en önemli randevusu Milano’daydı. Geçen yılın şampiyonu İspanyol Barcelona ile İtalyan Ligi’ni zirvede bitiren İnter arasındaki maç daha kura çekiminde heyecan yaratmıştı. Öyle ki Zlatan İbrahimoviç’i Barcelona’ya gönderen İnter, bu takımdan Samuel Eto’o gibi bir golcüyü kadrosuna dahil etmişti. Yani hem iki takımın hem de dünyanın en iyi iki golcüsünün randevusu vardı San Siro’da çarşamba akşamı. Biz maç gününün sabahına bir uzanalım kısaca; Türkiye’de Yapı Kredi Bankası ile ortak olan Unicredit Grup’un sponsoru olduğu yeni bir organizasyona adım attık erken saatlerde.

Ünlü Duomo meydanında UEFA Şampiyonlar Ligi Kupası Turu adı altında startı verilen bu organizasyon için ilk adım Milano idi. Kupa buradan turuna sırasıyla Hırvatistan’ın başkenti Zagreb, Romanya’nın başkenti Bükreş, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de devam edecek ve Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da sona erecek. Buradaki açılış töreninde iki önemli isim de konuşmacıydı.

Geçen sezon sonunda İnter’de futbolu bırakan Luis Figo ile Milan’ın unutulmaz kaptanı Franco Baresi. Bu iki eski futbolcu aynı zamanda UEFA Şampiyonlar Ligi Elçisi olarak da görev yapıyorlar. Tabii Figo’nun daha önceden Barcelona forması giymiş olması da İnter - Barça maçı öncesinde ayrı bir önem taşıyor. Haliyle bu konuyla ilgili olarak şöyle enteresan bir soru da soruldu: “Pasta mı tercih ediyorsun yoksa pilav mı?” Anladığınız gibi burada hamur işi pizza ile İtalyanlar, Paella’nın ana maddesi olan pilavdan da İspanyollar kast ediliyordu. Portekizli yıldız böyle konuların içine fazla girmek istemediğini söylese de o anda İtalya’da olduğunu düşünerek herhalde “Pasta” cevabını verdi.

İkisi de kupayı kaldırmış isimler olarak Baresi ve Figo dünyanın en önemli futbol organizasyonu olan Şampiyonlar Ligi ile ilgili konuştular. Figo’nun “Çok güzel bir kadını fethetmek” olarak nitelendirdiği kupayı havaya kaldırma benzetmesi hakikaten hoştu. Gelelim bu önemli maça. Karşılaşmayı Fenerbahçe’nin 1907 tribünü gibi çoğunluğunu İtalyan üst düzey iş adamlarının yer aldığı bir seyirci topluluğu arasında izledik. Hem maçı hem de onların tepkilerini izledim. Ben zaten bir İnter sempatizanıyım. Kendilerine İnterista diyen topluluk ile internet yoluyla haberleşiyoruz. İnter Fanclup üyesiyim aynı zamanda. Yani duygularını aşağı yukarı biliyorum. Ama kuzey tribünü olarak da adlandırılan curva (Beşiktaş’ın çarşı grubuna tekabül ediyor) hakikaten bir başka.

İbrahimoviç için açtıkları serzeniş dolu pankartlar ilginçti. İbrahimoviç ne kadar İnterli eski takım arkadaşlarına o kadar candan davranıyorsa, Eto’o Barcelonalılar’a pek de sıcak değildi. İstanbul’a geldiğimde 0-0 biten maçın ne kadar sıkıcı olduğunu söylüyordu arkadaşlarım. Maç belki golsüz bitti, ama saha içinde hem Mourinho’nun hem de Guardiola’nın yaptığı hamleleri, o müthiş taktik savaşını görmüş biri olarak tamamıyla tatmin olmuştum ben. Seyahate birlikte gittiğimiz Yapı Kredi’den Begüm hanım pek futboldan anlamadığını söylese de bu dev maçın özetini verdi bana 90 dakika sonrası: “Bu Barcelonalı futbolcular benim sokakta yürüdüğüm gibi topla o kadar rahat hareket ediyorlar ki, hayran oldum.”