Mahkeme: Sakin olun ki rahat mahkum edelim!
06 Ağustos 2013

İnsanı en çok çaresizlik kahrediyor. Devlet, polisiyle, jandarmasıyla, yandaş medyasıyla çökmüş üzerinize. Gazetecisiniz. Parti başkanısınız. Askersiniz. Bilim adamısınız. Doktorsunuz. Sendikacısınız. Ama muhalifsiniz. Ve sizi devleti yıkmakla suçladıklarını bile yıllar sonra karar duruşmasında müebbet hapis cezası yiyince anlıyorsunuz. Ki o duruşmaya aileleriniz bile alınmamış.

Silivri’de ay çiçeği tarlalarının içinde, durdurulan otobüslerinden inmiş, yürüyerek hiç olmazsa mahkemenin önüne gelmeye çalışıyorlar! Avukatlarınız ve ana muhalefet partisinin 60 kadar milletvekili dışında salonda bir de kalabalık bir jandarma grubu var! Mahkeme Başkanı, söz isteyen avukatlara, itiraz edenlere hiç dinlemeden ve söz vermeden hep aynı iki cümleyi söylüyor: “Sakin olun, sakin olun!” Kuddusi Okkır’ın karısı bas bas bağırıyor “Nasıl sakin olayım, kocamı öldürdünüz!” Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yüzüne okunduğu bir sanık nasıl sakin olabilir? “Biraz sakin olun, sizi ölüme mahkum ediyoruz, gürültü yapınca kolay öldüremiyoruz!” demek gibi birşey bu.

[[HAFTAYA]]

Hukuk bunun neresinde

1- “Cebir ve şiddetle” diye başlayan 312/1. maddeden verilen cezalar 12-16-18-20 yıl ve müebbet arasında değişiyor! Prof. Süheyl Batum’u bulup soruyorum salonda: “Ben mi yanlış anladım, aynı maddeden bu kadar farklı cezalar olabilir mi?” Hukuk hocası Batum, “Olamaz ama Silivri mahkemelerinde oluyor!”

2- Alb. Dursun Çiçek’e ağırlaştırılmış müebbet, onun üstü ve komutanı olan Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a sadece müebbet veriliyor. Birbiriyle ilgisiz sanıklardan oluşan bu tuhaf örgütün mafyacılardan oluşan üyelerine verilen cezalar en az.

3- En büyük tepki, hem sanık, hem gizli tanıkken kendi kendini deşifre edip kimliğini açıklayan Osman Yıldırım’a, delil yetersizliğinden beraat verilmesinde kopuyor. Böylece mahkeme başkanının bir ara ağzından “Osmanım” diye kaçırdığı gizli tanık, hizmetlerinin karşılığını tahliye olarak alıyor.

4- Tabii davanın flaş isimleri Tuncay Özkan, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay’dan üçünün aldıkları cezaları karşılaştırdığımız zaman çıkan tabloya bakar mısınız? Haberal, 12 yıl alıp yattığına sayılarak tahliye edilirken Balbay’a çeşitli suçlardan 16+9+7+2 derken 34 yıl ceza, Tuncay Özkan’a ise müebbet çakılıyor! Haberal’ın tahliyesine sevinen avukatları tepki çekerken hangi pazarlık döndü ki fısıltıları da ayyuka çıkıyor.

Avukatlar tepkili

Salonda aileler yoktu ama 60 kadar CHP milletvekili, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğu ve Yönetim Kurulu, İstanbul, Ankara, Adana, Muğla, Tekirdağ, Denizli Baroları temsilcileri yüzden fazla avukat var. Bu avukatların girişte üstü aranıyor, ayakkabıları çıkartılıyor! İçeri girerken herkes jandarma tarafından kamerayla videoya çekiliyor. Ama bütün bu eziyetler sanıklara haksız ve hukuksuz dağıtılan, havada uçuşan 20 yıl, müebbet, ağırlaştırılmış müebbet gibi cezaların yanında devede kulak. Bir süre sonra her şey gerçekliğini yitiriyor. 20 yıl da neymiş oluyorsunuz!

Kararı kim nasıl dinledi?

Mustafa Balbay, salona girerken her zamanki gibi çok dinamikti. “Biz direnmeye devam edeceğiz. Bu duruşmayı halktan kaçırdılar. Kendi yarattıkları korkudan korkuyorlar. Biz kendimizi özgür hissediyoruz.” diye bir başkan konuşması patlattı! Silivri davalarıyla ünlenen avukat Celal Ülgen, önlerine jandarma dizilmesini protesto etmek için masanın üzerine çıktı. Tüm duruşma boyunca sanıklar değişerek, mahkeme başkanının önünde Türk bayrağıyla durarak eylem yaptı!

Deli numarası yapan Danıştay katili Alparslan Arslan, jandarmalar tarafından ağzı kapatılarak oturdu, nefes alması için serbest bırakılır bırakılmaz da bağırıp durdu. Doğu Perinçek, “Burası mahkeme değil” diye protesto yaptığı için zorla salondan çıkarıldı. Başbuğ müebbet kararını duyduktan sonra salonu terk etti. Avukatlar tepkilerini sloganlar, alkışlar ve bağırışlarla sürdürürken mahkeme, jandarmaların arkasında, kararı bir an önce okuyup duruşmayı bitirmek için maraton koşan atletler gibiydi!