Macarlar bizi AB üyesi sanıyor!
29 Ekim 2010

Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış ve heyetiyle Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de iki gün geçirdim.

Orta Avrupa’da Budapeşte ve Belgrad sokaklarında dolaşırken bize ait çok yakın duygular hissediyorum. Özellikle de Budapeşte’de... Bir şehre bağlanabilmem için dilini ve müziğini de sevmeliyim. Sırpça ve Macarca, kulağıma iyi geliyor. Belgrad’a en son, geçenlerde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte gitmiştik.

Belki Viyana kadar temiz ve düzenli değil ama bu iki şehrin de insanı saran bir ruhu var. Çek Cumhuriyeti’nin karanlık ve kasvetli başkenti Prag ise hiç bana göre değil. Prag’a gidince ‘Drakula’ filmlerinin setinde gibi hissediyorum kendimi.

[[HAFTAYA]]

Macaristan bugüne kadar altı kez ziyaret etme fırsatı bulduğum bir ülke. Kardeşim gibi sevdiğim Sinan Ababay’ın İstanbul’dan Budapeşte’ye gidiş yolculuğunda bizimle birlikte olması benim için ayrı bir keyifti. Bizim Rifat Ababay’ın oğlu Sinan’ın lise yıllarından bu yana eğitim basamaklarını başarıyla tırmanışına yakından tanıklık ediyorum. Zira Sinan şu sıralarda, Macaristan’ın dünya çapındaki tıp fakültesine sahip olan Semmelweis Üniversitesi’nde okuyor.

Macaristan’a turist olarak giden Türklerin sayısı çok fazla değil. Ancak bu ülkedeki eğitim kurumlarında hatırı sayılır sayıda Türk öğrenci var. Bu arada, Macaristan’dan Türkiye’ye yılda 380 bin turist geldiğini, Türkiye’nin Macaristan Büyükelçisi Kemal Gür’den öğrendim.

Plaklar, azalan nüfus ve Osmanlı

THY ve Macar Havayolu Malev’in her gün İstanbul- Budapeşte arasında karşılıklı birer seferi var. Macar şirketi Wizz Air de yakında düşük fiyatlı Türkiye uçuşlarına başlayacak.

Eskiden Budapeşte’ye gittiğimde Macarların ünlü plak şirketi Hungaraton’un özel seri albümlerini alırdım. Bu plaklar bizim Sümerbank mağazalarını andıran dükkânlarda satılırdı.

Yıllar önce, Macaristan’ın en ünlü televizyon yapımcısı yakın dostum Andras Siklos’un davetiyle Macaristan’a gitmiştim. Macar Dışişleri Bakanlığı’nın organize ettiği bir program çerçevesinde 15 gün kadar orada kalma imkânım olmuştu.

Macaristan’ı ilk ziyaret ettiğim yıllarla mukayese edecek olursam önemli bir ekonomik gelişme yaşandığını söyleyebilirim. Ancak refah düzeyi açısından Türkiye’nin hayli gerisindeler.

Macaristan’ın nüfusu ben buraya ilk geldiğimde 10 milyon civarındaydı. Ancak hızla azalan nüfusun bugün 9,5 milyon seviyesinde olduğu söyleniyor. 2,5 milyonluk başkent Budapeşte, ülkenin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal merkezi konumunda. Tuna Nehri’nin ikiye böldüğü şehir, Budin ve Peşte olmak üzere iki bölümden oluşuyor.

1526 yılında yaşanan Mohaç Savaşı’nda Osmanlı karşısında aldıkları yenilgi, Macar tarihinde derin bir iz bırakmış. 150 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan ülkenin her yerinde Osmanlı-Türk izlerini görmek mümkün.

Sevilay bana kızdı!

Macaristan seyahatinde benim dışımda Sabah Gazetesi’nden Sevilay Yükselir ve Star’dan İbrahim Kiras da vardı. Budapeşte’yi iyi bilen biri olduğum için arkadaşlar haklı olarak benden küçük çaplı bir rehberlik hizmeti beklediler. Fakat ben “Yapmam gereken tonla şey var, odada bilgisayarı açıp çalışmam lazım” deyince bizim Sevilay’dan bir araba dolusu laf işittim. Neyse ki akşam Egemen Bağış’ın danışmanı Sadi Kunduroğlu ve Avrupa Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Haluk Ilıcak’ı da yanımıza alıp Nostalgia isimli restorana gidince Sevilay’ın keyfi yerine geldi. Çünkü yemekler hakikaten çok iyiydi.

Tarih konusunda Macarların duyguları biraz karışık. Bugün bile ülkeye medeniyeti kimin getirdiğini tartışıyorlar. Kimileri şimdiki Avusturyalıların akrabası olan “Habsburglar” derken kimileri “Tabii ki Osmanlı” cevabını veriyor. Tarihi öğrenme merakı Macarları Türkolojiye yönlendirmiş. Zaten dünyanın en iyi Türkologları bu ülkeden çıkıyor.

En yaygın isim, Attila

Budapeşte’de kahve molası verdiğimizde Devlet Bakanı Egemen Bağış anlattı. Macaristan Devlet Başkanı Pal Schmitt kendisine “Atalarınız buraları işgal etti ama hiçbir zaman dinimize, kültürümüze dokunmadı. Bu nedenle sokaktaki Macarlarda Türklere karşı bir kızgınlık göremezsiniz” diyerek Türklere sempatisini dile getirmiş.

Macaristan’da çocuklara en yaygın şekilde verilen ismin hâlâ Attila olmasına, tarihi bağları düşününce, şaşırmadım. Macarlar Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne de üye sanıyormuş. İşte bu çok ilginç. Kâğıt üzerinde olmasa da Macarların gönlünde AB’ye üye olmuşuz bile.