Kurumsal düzeyde demokrasiye tehdit yok
24 Aralık 2009

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye’de demokrasinin oturduğunu ancak eski günleri özleyen bazı kişilerin geri dönmek için çeşitli hamleleri olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın ardından kabine değişikliği sonrasında Başbakan Erdoğan tarafından Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Ali Babacan ile dış politikadan ekonomiye, demokratikleşme sancılarından iç siyasi gelişmelere kadar pek çok konuyu konuştuk. Ali Babacan, Türkiye’de demokrasinin tehlikede olduğunu düşünmediğini söyledi. Babacan’ın farklı konularda sorularımıza verdiği yanıtları aktarıyorum:

Türkiye dünyaya güven veriyor mu?

Tabii bunu pek çok göstergeden görüyoruz zaten yani 2001 krizine bakın bir de bu krize bakın. Yani Türkiye’de hep krizler faizlerin artmasıyla anılırdı. Krizler hep enflasyonun artmasıyla anılırdı. İlk defa bir krizde Türkiye’nin kredi faizleri rekor seviyede aşağıya düşüyor yani. Siyasi gelişmeler eski dönemlere göre ekonomik gelişmeleri daha az etkiliyor. Güven çok önemli. Niye söylüyorsunuz, ne yapıyorsunuz, ileriye doğru ne görüyorsunuz.Açık mısınız, şeffaf mısınız, gerçekçi misiniz ve ciddi misiniz?Yani hani bir şey söylerken ciddi misiniz? Bunlar önemli yani. Güven her şeyin başı. Güven olunca işler kolaylaşıyor yani. Güven sarsılınca da mümkün değil. Hazırda ne kadar paranız olursanız olsun, güveni sağlayamadıktan sonra mümkün değil. Çünkü o zaman kredinizde eşittir eldeki para. Eldeki para kadar iş yaparsınz.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD’de söz ettiği “model ortaklık” çerçevesinde model nasıl işleyecek, gündem maddeniz ne olacak?

Bu konuyu Amerikalıların Ticaret Bakanı ile Dış Ticaret Temsilcisi, bizim tarafta ise ben ve Zafer Çağlayan birlikte yürüteceğiz. Konuyu Amerikan Başkanı Barack Obama’nın talimatıyla bizzat Dışişleri Bakanı Hillary Clinton takip ediyor. Şimdi bakan seviyesinde yılda bir ve dönüşümlü bir araya geleceğiz.

Hangi konuları kapsayacak?

Amerika ile üzerinde uzlaşılan programın adı “Stratejik, ekonomik işbirliği için çerçeve” adını taşıyor. İçinde savunma sanayi konuları da var. Ekonomiyi de ticareti de ilgilendiren her türlü konu burada. Örneğin Boeing ile ilgili bir konuyu bile bu kurum koordine edecek. Amerika ile ilişkilerimiz çok derin bir alanı kapsıyor. Fakat ekonomik ilişkilere baktığınızda çok geride. Yani ABD ithalat yaptığımız ülkeler desek 40 küsuruncu sıradayız. Dünyanın 15. ülkesiyiz ekonomik büyüklükte. Ama onların ithalat yaptığı ülkeler sırasında 40 küsuruncuyuz. Amerika’dan Türkiye’ye şu anda doğrudan gelen toplam yatırım 6 milyar dolar. Bunun 3 milyar doları da bir iki Akbank ile kısıtlı.

Merkez Bankası’nın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye kendisine bir rota çizdi. Kabul edilen politikalar yerleşti oturdu. Ekonomik politikalar da artık şeffaflık var. Mesela Merkez Bankası’nın bağımsızlığı falan çok oturdu artık yani kimse çıkıp da Merkez Bankası tekrar bağımlı olsun falan demiyor. O kültür oturdu Türkiye’de. Merkez Bankası bana göre çok doğru şeyler yaptı. Özellikle son bir iki yılda ve bu kriz döneminde. Çünkü eskiden hükümetler çok sık değişiyordu. Bizden önce 17 tane stand- by anlaşması yapılmış. Hiçbiri tamamlanamamış. Bir süreklilik, öngörülebilirlik, tutarlılık yok. Bakın son 7 yıldır onlar bayağı bir oturdu. Bakın kamu bankalarımız eskiden ne yapıyordu, şimdi ne yapıyor.

Demokratik düzenin kesintiye uğrama tehlikesi var mı?

Türkiye’de pek çok şey oturdu. Çok ciddi bir demokrasi bilinci oluştu. Türkiye’deki özgürlüklerin artması, Türkiye’deki hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi, halk bunu artık bunu yaşadı. Bu ortamı yaşadıktan sonra olumlu sonuçlarını gördükten sonra hele hele Türkiye’nin dış profilini dikkate aldığınızda ben pek çok şeyin artık Türkiye’de aşıldığını düşünüyorum. Türkiye’nin güç alması gereken konu sadece kendisi. Halkın özgürlüğü, demokrasinin sağlamlığı, Türkiye’nin güç unsuru bu. Türkiye istikrar arayacaksa, Türkiye güçlü bir ülke saygın bir ülke olacaksa, bunun zemini demokrasiden geçiyor, özgürlüklerden geçiyor.

 

Ama Türkiye internete (youtube) sansür uygulayan bir ülke değil mi?

(Şakayla) Benim i phone’um gayet güzel çalışıyor. İnternete hiç olmazsa i phone’dan bakıyoruz. Bunu normal günlük siyasi gelişmelerin çok dışında değerlendirmek lazım. Demokraside bir sürü oto kontrol mekanizmaları var. Kendi içinde. Özgür basını var. İşte interneti var, hiçbir şeyi yasaklayamıyorsunuz, sansürleyemiyorsunuz.

Özgürlükçü demokrasiyle mücadele edenler mi var?

Belki kurumsal anlamda değil. Ama şahıslar bazında belki eski günleri özleyenler olabilir bilemiyorum. Etkinliğinin kaybolduğunu düşünen, eskiden şöyleydik böyleydik diye düşünenler olabilir. Ama kurumsal bazda artık Türkiye’de pek çok şeyin ben oturduğunu düşünüyorum. Yoksa bu kadar tartışmanın ekonomi sonuçları farklı olurdu. Milli geliri 10 bin doların üzerine çıkmış, köy ilkokullarına kadar interneti götürmüş bir ülkede olacak şeyler vardır, olmayacak şeyler vardır.

Türkiye’deki demokratikleşme sancıları dünyada nasıl algılanıyor?

E muhtıra olduktan hemen sonra arkadaşlarımız bana bir mail getirdi. Türkiye’de yaklaşık 5 milyar dolar doğrudan yatırım yapmaya niyetlenen bir yatırımcının gönderdiği mailde sadece “Ordu” kelimesi geçiyor ve sonuna da bir soru işareti koymuş. (Askerin müdahalesini kastediyor) Eğer doğruysa ben 10-15 sene bundan sonra dönüp de Türkiye’ye bakmam diyor.

Yunanistan’daki ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrupa Birliği’ne üye olmaları ellerini rahatlatıyor. Şu an Avrupa Merkez Bankası 42 milyar euroyu Yunan bankalarına likite enjekte etmiş durumda. Ancak Yunanlıların çok ciddi reforma ihtiyacı var. Bu kesin. Zira Avrupa Komisyonu Yunanistan’ı incelemeye aldı

İşsizlik büyük boyutlara ulaştı ve sosyal açıdan büyük kaygı yaratıyor.

İşsizlik tüm dünyada bu ekonomik krizle beraber ciddi bir sorun olarak karşımızda bütün dünyada öyle. Ekonomik yavaşlamanın getirdiği bir işsizlik çoğalması var. Bu senenin yıl ortalaması bizim beklentimize göre 14.8. Tabii bu yaz aylarında daha düşük kış aylarında daha yüksek oluyor. İşsizlik oranı 2012 yılında 14.8’den 13.5’e iniyor ama Türkiye yılda 800 bin nüfusu artan bir ülke olduğu için işsizlik hemen düşmüyor.

Nüfus artışı bir sorun oluyorsa neden destekliyorsunuz?

Nüfus artışı biliyorsunuz bizim teşvik ettiğimiz bir şey. Uzun vadeli olarak Türkiye’nin gücü biraz da nüfusuyla hissedilecek.

2010 yılı nasıl olacak?

2010 yılı 2009 yılından daha güzel bir yıl olacak inşallah. Onu rahatlıkla söyleyebiliriz.