Kurtlar Vadisi'nde yanlış olan ne?
02 Ekim 2010

Ekranlarda neredeyse 10. yılına giden bir dizi Kurtlar Vadisi. Türk televizyonlarında benzeri görülmeyen bir rekordan bahsediyorum... Ama acilen elden geçmesinde fayda var senaryosunun. Gerçeklikten giderek uzaklaşan, bir dönem gündemin arka bahçesini sergilerken, şimdi sadece Polat fantezileriyle işi götürmeye çalışan bir kolaycılık seziyorum hikayede...

İzlediyseniz, görmüşsünüzdür. Polat Alemdar ve adamları İncirlik Üssü’nü basıyorlar...

Ellerinde standart tabancalar filan var. “Basılan” bir askeri üs ama bizim çocuklar Amerikan askerlerine “Do you speak English?” diye sorabilecek kadar espritüel...

Yapmayın Allah aşkına. Bu diziyi izleyip üsse tabancayla girmeye çalışacak vatandaş çıkmayacak mı sanıyorsunuz bu ülkede? Ya da hâlâ dizinizin aslında gerçek hayatın tıpkı kopyası olduğuna inanan az insan mı var diye düşünüyorsunuz?..

[[HAFTAYA]]

Polat, içimizdeki kahramanın gururunu okşayan bir adam. Kurtlar Vadisi, tüm mantık hatalarına karşın izleyicisinin yıllardır terk etmediği bir dizi...

O izleyicilerden biri olarak diyorum ki, anlattığınız bu ülkenin hikayesiyse biraz daha sahici gelin. Yok eğer bu sadece bir dizi ise Polat’a kanat takıp uçurun ki, işin sadece fantezi olduğunu anlasın izleyici...

Ve bir soru elbette; gerçekten bir gün dizi reyting alamaz, yayından kaldırılırsa ki üzülürüm buna, Polat’ı oynayan Necati Şaşmaz ekmeği nereden kazanacak çok merak ediyorum!

Emre belgesel  gibi anlatıyor...

Rapid Wien- Beşiktaş karşılaşmasını Emre Tilev’in anlatımıyla izledim Star’da. Emre, Ertem Şener’le birlikte benim efsane spikerler sıralamam içinde en üstlerde...

Ertem, maçı anlatmıyor yaşıyor. Verdiği bilgiler eşsiz. Bulduğu sıfatlar da öyle. Emre ise daha çok maça paralel bir belgesel kanalını da izliyormuş hissi bırakıyor dinleyende...

Hayvanlar aleminin “ağır” tayfasıyla futbolcuları bütünleştirmesi komik de bir yandan; sanki sahada kedigiller familyası var...

Futbol sadece futbol gibi anlatılırsa yavan kalıyor bence. Bu türden minik haylazlıklar hem lezzet hem de mizah katıyor işe. Yoksa maçın her anından yükselen stres adamın dengesini bozar vallahi.

Ağzınıza sağlık kardeşlerim...

Sergen'e PS desteği şart!

Sergen Yalçın, atıyorum “Ahmet’te sorun var”, “Mehmet’te sorun var” gibi “sorunlu klişelerle” yaptığı yorumculuktan sıkılmış olmalı belli ki... Önceki gece Beşiktaş maçının hemen sonrasında NTV Spor ekranında maçı yorumlarken sıklıkla masanın altında duran bir şeyle oynuyordu. Sorun vardı Sergen’de o gece... Gerçekten sıkılıyor ve “benim burada ne işim var?” diyorsa, biraz gazını almak, meşgale olacak bir şeyler bulmak lazım Sergen Yalçın’a... Önerim stüdyoya bir Play Station (PS) kurdurup maç oynamasına imkan vermek. Yoksa bir süredir fark ettiğim bu odaklanamama sorunu büyüyecek gibi duruyor yorumcumuzda!

Koşturmayın şu kızları!

Türkan’da (Kanal D) başrolü üstlenen Pınar Öğün kardeşimizin de ortopedik bir sorunu var sanırım. Koşma sahnelerinde bir eğretilik söz konusu... Bir benzeri de geçmişin Bihter’i şimdinin Fatmagül’ü Beren Saat’le ilgili bu eğretiliğin. Hâlâ bir yürüme sorunu varmış gibi duruyor. Koşması ise içler acısı...

Hani diyorum, madem sorunlu çıkıyor bu sahneler, göstermesek olmaz mı koşmacaları filan? Oyuncuların karizması çiziliyor vallahi!

Suç Fatmagül’ün değil!

Fatmagül’ün Suçu Ne?” (Kanal D) giderek toplumun kendisiyle yüzleşmesini sağlayacak bir platform olmaya başladı. Önceki gece aldığı reyting en yakın rakibinin iki misline yakın neredeyse...

Peki, bu kadar izlenilir olmasını sadece “tecavüz” sahnesine mi bağlamalıyız? Elbette hayır. Çünkü “sırra dokunuyor” Fatmagül...

Toplumda bir şekilde üstü örtülen, parayla, güçle, cehaletle “yaşanmamış sayılan” kabarık bir suç dosyasını getirip kamunun önüne koyuyor...

Fatmagül tecavüze uğruyor. Tecavüzü muhtemel en masum olan, para, güç ve başka nedenlerle üstlenmeyi kabul ediyor. Bakıyorsunuz sonra, Fatmagül’ü önce en yakınındakiler terk ediyor...

Yengesi mesela, bir şantaj aracı olarak kullanıyor durumu. Müstakbel kayınları mesela, bir cüzamlı gibi davranıyorlar ona. Nişanlısı mesela, birlikte yaşamayı hayal ettikleri evi ateşe vererek (lastik deposu muydu o ev; ne siyah dumandı öyle?) kızı bir kez daha öldürüyor manevi olarak. Daha da saymaya gerek var mı?..

Açın gazetelerin üçüncü sayfalarını, karıştırın biraz; yüzlerce Fatmagül göreceksiniz. Görmezden gelip, kanal değiştirmek azaltmayacak Fatmagülleri...

Neyse sosyolojik analizi bitirelim hemen. Bir iyi, kötü, çirkin göndermemiz var senaristlere. Bipleneceği kesin olan küfürlü diyalogları yazmamak en iyisi. Balıkçı teknesi diye sandal büyüklüğünde bir gezi teknesini “yedirmeye çalışmak” en kötüsü. Yakacak bir şey bulamayıp, duman olsun diye lastik tutuşturmak en çirkini. En’lerin azalması dileğiyle...