Yeni Yazısı > Konu yargıya intikal etmiştir - 17.02.2011

Konu yargıya intikal etmiştir
17 Şubat 2011

Şu sıralar artık tahammül edemediğim söylem: “Konu yargıya intikal etmiştir, kararı yargı verecektir, yargı bağımsızdır, herkes hüküm yiyene kadar masumdur!”. Neden mi tahammül edemiyorum? “Palavra, palavra, palavra” diye bir şarkı vardı, Dalida’nın söylediği, bizde de Ajda Pekkan’ın Türkçe seslendirdiği... Bir kere bizde hukuk ağır işliyor. Bu herkes için sıkıntı. Alacak verecek meselesinden boşanma davasına kadar “mahkemeye düşen” herkesin yaka silktiği bir konu. Onun için “Geciken adalet, adalet değildir” diyoruz ya. Alacak paranız varsa işinize yaramıyor, yıllarca mahkeme kapılarında sürünüyorsunuz. Hele bir de tutuklu yargılanıyorsanız, geçmiş olsun, ortaçağ dönemindeki gibi, ‘zindana atıl, unutul’ hesabı! Senelerce tutuklu yargılanır mı bir sanık? Fiilen ceza verilmiş oluyor! Ya beraat ederse, ya tutuklu kaldığı süreden daha kısa bir süre ceza alırsa kim karşılayacak bedelini? Özgürlüğün bedeli olabilir mi?

[[HAFTAYA]]

Bir ülkenin ordusunun en üst kademesinin üçte biri tutuklanıyorsa bu dünyanın her yerinde çok ciddi bir haberdir. Tarih boyunca darbeleri ordular yaptı, bizim ülkede ilk kez orduya karşı darbe yapıldı! Şimdi kalkıp “Bu normal bir adli işlemdir, konu yargıya intikal etmiştir, yargı karar verecektir” denilip geçilebilir mi? Denilebilirdi, eğer bu tutuklamaların ciddi bir dayanağı olsaydı. Eğer deliller inandırıcı, yargılama süreci ve usulü hukuk süreçlerine uygun olsaydı... Ne yazık ki aksini gösteren işaret çok fazla. Delil diye ileri sürülen bir çok belgenin içindeki bilgiler birbirini tutmuyor. Öyle karşı gerekçeler var ki bir-iki tanesi bile “Yok canım, artık bu kadar da olmaz, bu deliller düzmece, bu kanıtlarla kimse tutuklanamaz” dedirtiyor. Ama sanıklar, tutuklanmalarına itiraz için mahkeme önünde bu gerekçeleri anlatma imkanı bile bulamıyor!

Üstelik bu tutukluluk süresinin uçsuz bucaksız olduğu, uygulamalara bakıldığı zaman ortada. Ne için suçlandıkları bile belli olmayan gazeteciler iki yılı aşkın süredir, her duruşmada feryat ettikleri halde, hâlâ tutuklu. Bu diri diri gömülmek gibi bir şey. Sadece özgürlüğünüz değil, bütün kariyeriniz yerle bir oluyor. Ne tuhaf ki, ordunun bütün önü açık, en üst kademelere ilerleme olasılığı olan, parlak komutanları birer birer, cımbızla seçilmiş gibi, üstünkörü bilgilerle tutuklanıyor. Bu kadarı bile insanı isyan ettirmiyor mu?

Cenazede bir tutuklu

Bu tutuklanmaların acısı elbette sadece tutukluyu değil, bütün yakınlarını dağlıyor. 8. Kolordu Komutanı Korg. Mustafa Korkut Özarslan’ın annesi Bedriye Hanım evlat acısına dayanamayıp oğlu tutuklandıktan sonra geçirdiği kriz sonucu hayata veda ediyor. Komutan, tutuklanmanın acısı üzerine bir de annesini kaybetmekten ötürü yaralanıyor. İstanbul’da yapılacak cenaze törenine katılması için izin istendiğinde ortaya çıkıyor ki hükümlülerin cenazeye katılması için özel izin verilebiliyor ama tutuklulara verilemiyor! Yani suçlu olduğunuz sabitse cenazeye katılabilirsiniz ama karine olarak masumsanız katılamazsınız.

Bu durumda Hasdal’da tutulan komutanın cenazeye katılamaması söz konusuyken durum Milli Savunma Bakanlığı’na, oradan da Başbakan’a iletiliyor. Başbakanın müdahalesiyle komutana izin verilmesi ve bu tuhaf durumun acil bir yasayla düzeltilmesi kararı alınıyor. Hem gazetecilik dürtüsü, hem insani bir katılım arzusuyla o cenazeye gittim. Birinci Ordu’nun içinde sayılabilecek Selimiye Camii’nin avlusu, öğle namazına yakın, pek çok sivil ve askerle doldu. Sivillerin emekli askerler ve yakınları olduğunu tahmin etmek mümkün. Ama sadece onlar değil, cenazeye katılan çeşitli rütbelerden üniformalı pek çok askerin de haksızlığa uğramış bir ruh hali içinde oldukları öyle açık ki. Annesinin cenazesine tutuklu olarak katılmak zorunda kalan komutanın başına gelenlerden hangisine üzüleceğini şaşırmış bir hali ise yok.

Bir asker olarak metanetini muhafaza ediyor ama kimbilir ruhunda hangi fırtınalar kopuyor. Genelkurmay Başkanlığı’na kadar gidebilecek parlak kariyeri bu tutuklanmayla tuzla buz olmuş, geleceği belirsiz... Hani özgürlüğüne kavuşabilmesi bile en güzel gelişme olacak! Ve bütün bunlar başına ordunun rutin olarak yaptığı bir harp oyunu toplantısına katılmış olmaktan ötürü geliyor muhtemelen. Ama asıl “harp oyunu” başka. Ülkeyi “ordunun vesayeti altında idare etmek istemeyen” sivil iktidarın, gerçek iktidar olma savaşında ayak bağı gördüğü orduyu tasfiye operasyonu bu.