Kırmızı halıdan sonra nereye?
21 Ekim 2010

Bn. Gül’ün kırmızı halıdan türbanıyla geçmesi, kimilerince sevinç, kimilerince üzüntüyle karşılandı. Eminim ki bazı kadınlar sinirden titredi, hatta ağladı (tanık oldum), bazı kadınlar da erkeklerinin “Bir gün o türbanın önünde eğilerek selam verecekler!” sözünü tutmasının mutluluğunu yaşadı. İzin verirseniz önce yıllardır Oscar töreni öncesinde kırmızı halı yorumlarını dinlemiş biri olarak ne düşündüğümü söyleyeyim: Bn. Gül herşeyden önce elinde çantayla dolaşmaktan vazgeçmeli! Kırmızı halının üstünde konuk karşılarken bir kadının çantasının içindekilere ne ihtiyacı olabilir?

[[HAFTAYA]]

Rujunu mu tazeleyecek, anahtarla kapı mı açacak, kimlik mi gösterecek, para mı ödeyecek, telefona mı yanıt verecek? Ben önemli mevkideki hiç bir kadının kolunda-elinde resmi görevlerde çanta görmedim. Açık renk pabuçlar da kasım soğuğu yaşayan ekim ayında falsoydu. Bn. Gül, en iyisi ciddi bir moda danışmanı edinmeli. Türban bir yana kadınların eş durumundan ortada görünmelerine gerek olmamalı. Merkel’in kocası kırmızı halıda yürür müydü?

Türban çözüldü!

Ortada bir problem varmış gibi birbirimizi yemekten vazgeçelim mi? Şu “Başımı örterek eğitim görmek istiyorum” diyen ilkokul öğrencisini ortaya sürmeleri gibi provokasyon yapmaktan da “Eyvah, bizim başımızı ne zaman örtecekler?” diye kabus görmekten de vazgeçelim! Üniversiteye giriyorlar. Direnen bir kaç rektörün de sonu geldi zaten. Demokrasiyi kuralına göre oynayarak istedikleri tüm yerleri kendi kafalarındaki yöneticilerle dolduran işbilir bir iktidarımız var. Sıra türbanla çalışmakta, zaten çalışan çalışıyor, çalıştırılmayan da evlenip evde oturuyor. Bir kaç hukukçu kadın var, onlar da avukat olmak istiyor, olmalılar, çünkü avukatlık, devleti değil, müşterisini temsil eden bir konum. Ben kaymakam, vali, yargıç olmalarına karşıyım. Çünkü laik devleti dini kıyafetle temsil edemezsin! Benim söylememe şaşıracaksınız ama milletvekili olma zamanları da gelmiştir. Bu kadar büyük çoğunluk sahibi bir kitlenin mecliste temsil edilmemesi haksızlık! Milletin vekiliyse orada da olmalı. Durum böyleyken ille de türban konusunda yasa çıkarmak gerekiyorsa başı açık kadınların korunması için çıkarılmalı. Yargıtay Başsavcılığı, bununla ilgili bir çalışma yapmalı. Bir itirazım da başı kapalı sınava girmek isteyenlere, bari kulaklarını açık bıraksınlar. Hangi kulaklıkla nasıl kopya alabilirler diye düşünmek istemiyorum.

Yargı bağımsız değilmiş ki!!!

İki ay önce anayasa değişikliğini ne için yaptığımız söyleniyordu? Kadın hakları, emekliler, engelliler, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük! Kadın hakları, emekli maaşları, engellilerin yaşamında değişen bir şey var mı? Yok. Anasa değişikliğinin bir aldatmaca olduğunu söyleyen benim gibiler neye dikkat çekiyordu? Bu değişiklikle sadece HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin yapısı değiştirilecek, hükümete yakın kişiler seçtirilecek. Böylece yargı, yürütmenin emri altına girecek. Kuvvetler ayrılığının bittiği bir ülkede hükümeti denetleyecek güç kalmayacağı için istediklerini yapacaklar. Bunun adı demokrasi değildir. Dakika bir, gol bir. Anayasa Mahkemesi’ne hülle yapıp hak etmeyen birini seçtiler bile. HSYK üyeleri ise hükümetin listesine uygun olarak seçildi, Kusura bakmayın, üzülmüyorum bile! On bin yargıç, hükümetin seç dediği listeyi özlük haklarını düşünüp korkarak seçiyorsa o yargıçlarla zaten bağımsız yargı margı yokmuş ki! Her toplum hak ettiği biçimde yönetiliyor, müstahak olduğuyla. Son günlerin moda deyimiyle, yapacak bir şey yok!