Yeni Yazısı > Kimler gitti kimler kaldı? - 31.07.2012

Kimler gitti kimler kaldı?
31 Temmuz 2012

Geçtiğimiz sezonun en çok konuşulan işlerinden “Leyla ile Mecnun”da bildiğiniz yaprak dökümü yaşanıyor. Müge Boz ve Zeynep Çamcı’nın ayrılmasıyla dizinin Leyla boyutu resmen tarihe gömüldü. Ancak ince bir ayrıntı dikkatimi çekti. Dizide Mecnun’un babası İskender’i canlandıran oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan önceki gece “Kötü Yol” (Kanal D) isimli yeni diziden kafa gösterdi. Acaba “Leyla ile Mecnun”daki büyük değişim İskender’i de mi içine aldı? Öyleyse hakikaten üzülürüm. Neyse; izleyip bulacağız yanıtını...

[[HAFTAYA]]

Bir de şuradan bakın!

Ramazan’da dikkatle izlenen yapımlardan “Hz. Ömer” ile “Çağrı” filmi arasında yaptığım karşılaştırmaya şık bir farklı bakış geldi. Okurumuz Özgür Öztürk şöyle diyor; “Dikkat etmişsinizdir, bu tür yapımlarda peygamber tasviri olmadığı için bir yanı hep eksik kalıyor. Üstüne üstlük, “Çağrı” filminde dört halife de gösterilemediği için olay otomatik olarak Hz. Hamza karakteri üzerine yıkılmış vaziyette. Ancak takdir edersiniz ki “Hz.Ömer”de bu olay aşılıyor ve Müslüman olana dek peygamberin önemli düşmanlarından olan Hz.Ömer’in İslamiyet’in gelişimindeki yeri yansıtılabiliyor. Öte yandan birisi yaklaşık 3 saatlik bir yapım olduğu için hoplaya zıplaya gitmek zorunda, diğeri ise 30 x 40 dakikadan kaba hesapla 20 saatlik bir proje. Dolayısıyla daha sakin ve sindire sindire anlatımı var. Sadece İslam penceresinden bakıp vahiy geldi, İslam yayıldı, savaşlar oldu, konu bitti şeklinde değil de olayın Mekkeli müşriklerin gözünden de aktarılması bence çok cesur ve doğru bir adım. Kısacası “Game of Thrones” gibi kurgu bir dünya değil. Sonuçta bu hikayenin başı belli sonu belli: İslamiyet’in doğuşu ve Ömer bin Hattab’ın bu süreçteki rolü. “Çağrı”, çocukluğumdan beri İslamiyet adına eli yüzü düzgün görebildiğim tek yapım, büyük ihtimalle sizin de öyle ama “Çağrı” filmini bu denli övüp “Hz. Ömer” adlı yapımı “vasat” olarak nitelendirmek bana kalırsa İslam üzerine ilk yapım olmamasının doğal sonucu”...

Harcanıp gitmesin...

Muhammet Nur Doğan tarafından sunulan “Sahurda” isimli program (Kanal D) Ramazan için en sakin içeriği taşıyor. Ancak ne olursa olsun, programın bir bant yayını oluşu ve cemaat yerine bir ailenin sahur sofrasında gerçekleşmesi hali, fikir ne kadar parlak olursa olsun “gösteriş” karşısında eriyip gidiyor. Doğan Hoca mevcut İslam uzmanları arasında en farklı ve anlaşılabilir fikir ve üsluba sahip isimlerden. Onun canlı performanslarını ve bunların ne kadar iyi izlendiğine tanıklık etmiş biri olarak programın canlı yapılmasını beklemek zor değildir sanırım. En azından fikrin çeşitliliği adına.

Bir barbar ailesi(!)...

“Tadı Damağımda” NTV’nin Yeşil Ekranı içinde bir geziye çıktı. Ünlü gurme Vedat Milor bu kez yalnız değil. Geçtiğimiz yaz olduğu gibi yine kızı yanında. Ama bir de üçüncü var ki o da Milor’un yabancı uyruklu eşi. Önceki gece Kars’ta elleriyle kaz yiyen Vedat ağabey bir süre sonra eşini de yanına çağırarak; “Ellerimle yediğim için beni barbar olarak niteleyebilirsin ama bu barbarlık hakikaten lezzetli” diyerek eşine de elle kaz yedirdi. Bayan Milor’un kazı mideye indirirken “ben de barbar oldum” deyimi hakikaten bir hayli ironikti. Neyse; böyle aile boyu gezmelerle “Tadı Damağımda” farklı bir boyuta taşındı bence. Birincisi çok eğlenceli, ikincisi çoğulcu demokrasi bir şekilde galip geliyor tadımlarda. Üstelik Milor’un bu “Baba” hali kusura bakmasın ama daha sevecen ve karizmatik. Hayırlı gezmeler diliyorum...

Selçuk kaybetti Bilgehan kazandı!

Kanaltürk’te önceki sabaha karşı yayınlanan Dünya Orta Sıklet Boks unvan maçını saatlerce bekleyerek izleme imkanı buldum. Bizim saate göre 05.00’da başlayacak olan maç 06.30 civarında başlayınca bir buçuk saatlik uyku sürem de havalanıp uçtu. Mesele o değil, Meksikalı rakibini resmen ringe gömen boksörümüz Selçuk Aydın hakem lobisi tarafından mağlup ilan edilince kişisel olarak çok üzüldüm doğrusu. Oysa ki çocukluğumuzdan beri izleyip bir arada ilgilendiğimiz boks bilgisinden hareketle unvan resmen bizim tarafımızdan hak edilmişti. “Top yuvarlaktır” desek olmaz çünkü yumruk nettir. Bunu büyük bir ustalıkla bize anlatan, maç boyunca da heyecanı ve yorumlarıyla gözlerde uykunun zerresini bırakmayan Bilgehan Demir’e de ağzına sağlık diyoruz. Çoktandır Beyaz TV ekranında dinlediğimiz Bilgehan’ı hem izleyip hem de dinlemek içimizi rahatlatan tek sonucuydu Show Time gecesinin.

ERTEM BU DA NESSİ?

Sudan aziz kardeşim Ertem Şener de reklam yıldızı oldu. Önceki gece bir tele market programında telefon pazarlayan Ertem’i görünce takılıp kaldım ekrana. Vallahi bana göre büyük bir derbi maçı anlatır gibi anlatıyordu ürünün özelliklerini. Bir ara ürüne “Messi, bu ürün neyin nessi?” diyecek diye çok bekledim ama olmadı. Neyse, reklam dünyasının geç keşfettiği bir yetenek daha farklı bir mecradan ekrana girdi. Ve yalan söylemeyeyim, yakıştı da!

MİZAH DİZİLERİ YAZ İŞİ Mİ?

“Kötü Yol” için riskli bir yayın günü seçildiği söylendi birçok TV kiritikeri tarafından. Katılmıyordum. Ne olursa olsun mizah dizilerinin belli bir alıcı kitlesi var. Neredeyse hiçbiri, özellikle de absürt komediye asılanlar izlenme rekoru kırıp da gün birincisi olamıyordu uzun zamandan beri. Olamayacak da. Her ne kadar tersini sevsem de aşk ve dram kokan her dizi kahkahanın bir şekilde üstünde tepinerek zirveye çıkıyor. Siz bakmayın gülmeye hasret kaldık diye iç geçirenlere. Hasreti gidermek yerine ikiye katlamak için yerleşiyorlar ekran karşısına; haksız mıyım?