Kılıçdaroğlu: Halk işsizlikten bunaldı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin birinci sorununun işsizlik olduğunu belirterek, halkın işsizlik sorunundan bunaldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu: Halk işsizlikten bunaldı

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin dünyada gündemi en sık değişen ülke olduğunu, "insanların her saat nerede, kimler basılacak, nerede tutuklamalar olacak, nerede neler yayınlanacak diye beklediğini" kaydetti.

Böyle bir gündem içerisinde yurttaşın sağlıklı değerlendirme yapmasının önüne geçildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, bir olay hazmedilmeden, tartışılmadan başka bir olayın gündeme geldiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, "Halka ne söyleyeceğinizi bilemiyorsunuz. Böyle bir ortamda halkın gerçek gündemini yakalamakta zorlanıyorsunuz" dedi.

Adana’da "İşsizlik kader değildir" başlıklı miting düzenlediklerini anımsatan Kılıçdaroğlu, ülkenin birinci sorununun işsizlik olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, Adana’yı işsizliğin en yoğun olduğu kent olduğu için tercih ettiklerini, onlarca fabrikanın kapandığını anlattı. Kılıçdaroğlu, "Türkiye’nin, vatandaşın gündemi bu. Bu gündeme ilişkin olarak iktidar üç maymunları oynuyor. Görmüyorum, duymuyorum, konuşmuyorum... Peki hangi aklı evvel çıkıp da AKP ülkeyi iyi yönetiyor, ekonomiyi çok iyi götürüyor, diyor? Ekonomi insan için var. İnsanın mutlu olmadığı bir ekonomi olur mu? İşsizliğin sel gibi büyüdüğü bir ekonomi olur mu? Beyefendiler ekonomiyi çok iyi götürüyorlarmış. Alış veriş yapan yok. Orta sınıfı çökerttiniz" diye konuştu.

Asgari ücretin altında çalışmaya hazır milyonların olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Böyle bir yapı, böyle bir ekonomi olabilir mi?" diye sordu.
İşsizliğin kader olmadığını, Çukurova’da "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı romanlar yazıldığını anlatan Kılıçdaroğlu, bölgenin bereketiyle bilindiğini anımsattı.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Ben AKP bereketsiz bir parti diyorum. Kendilerinin bereketsiz olup olmadığını görmek istiyorlarsa gidip Adana’ya baksınlar. Kapanan fabrikaları görsünler ve dönüp aynaya baksınlar, bereketsiz olan kim, göreceklerdir. Beyefendi tesis açıyormuş. Git bir de Adana’da tesis aç bakalım. Kaç fabrika kapattın say bakalım" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, halkın işsizlik sorunundan bunalmış durumda olduğunu, bundan sonra işsizliği daha fazla dile getireceklerini belirtti.
Adana’nın tarlalarının da ekilmediğini, narenciye üreticisinin perişan durumda olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın derdinin narenciye üreticisi olmadığını öne sürdü. Kılıçdaroğlu, "Onun derdi, ben devleti nasıl ele geçiririm, kendi imparatorluğumu nasıl kurarım" dedi.
CHP Genel Başkanı, "ekonominin e’sini bilmeyen bir başbakanın ülkenin yönetimine talip olduğunu ve ülkeyi yönettiğini, 12 milyon 715 bin yoksul yarattığını" söyledi.

Kılıçdaroğlu, "10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan, diyorduk. Şimdi onlar, 8 yılda 12 milyon 715 bin işsiz yarattık diye övünsünler. İnsan dönüp kendisine bakar. Bu ülkenin insanları ile alıp veremediğiniz ne? Niye bu insanları perişan ettiniz?" şeklinde konuştu.
Adana’ya bir devlet üniversitesinin yetmediğini, 2, 3, 4. üniversitenin açılması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Halkın iktidarında 2’inci, 3’üncü üniversiteyi biz getireceğiz" diye konuştu.

-"AB DE SORUMLU"-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle ile İstanbul’da görüştüğünü anımsattı.
AB’nin anayasa değişikliklerine destek verdiğini, Danıştay ve Yargıtay tasarılarının da yasalaştığını, artık "yürütmenin emrinde bir yargının" olduğunu Füle’ye ilettiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Füle, ’Anayasa değişikliğinden sonra geniş bir uzlaşmayla uyum yasalarını çıkaracağız, diye bize söz verdiler’ dedi. Güldüm tabii. Zamanında bize de sözleri vardı. Uzlaşarak cumhurbaşkanını seçeceğiz, diye. Geldiler mi? Gelmediler. Size söz verildiyse, sorun bakalım sözlerinde niye durmuyorlar? Avrupa’nın etik değerleri önemlidir. Yalan söyleyeni affetmezler. Siz Türkiye’yi açıktan reddetmek istemiyorsunuz ama Türkiye’nin öyle şeyler yapmasını istiyorsunuz ki bir gün dönüp bakacaksınız ve ’şu Türkiye AB’ye giremez’ diyeceksiniz. Böylece vicdanınızı rahatlatacaksınız. Bu doğru değil. Eğer bu olaylar oluyorsa, insanlar sokağa çıkamaz haldeyse, telefonla konuşamıyorlarsa bunun sorumlularından biri de AB ve onun yetkilileridir.
Kendilerine, ’Anayasa’da yapılan değişiklikler iyidir’ diyordunuz, mademki bu kadar güzel, herhangi bir AB ülkesinde çıkıp bu değişikleri kendi parlamentonuza getirin, ben çıkıp meydanlarda Anayasa değişikliğine ’evet’ diyeceğim dedim. Çünkü, bu değişikliği tasarı olarak hiçbir AB ülkesi kendi parlamentosuna sunamaz. Derler ki siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Siz nasıl yargıyı yürütmenin emrine verirsiniz, derler. Yapmadılar, yapamazlar, ama bize öğütlüyorlar."

Füle’ye Danıştay ve Yargıtay ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmadığını, Adalet komisyonunda CHP’li milletvekillerinin konuşmalarının kısıtlandığını anlattığını kaydeden Kılıçdaroğlu, "Zulüm değil mi bu? Siz buna demokrasi mi diyorsunuz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Türkiye’nin bugün geldiği konumdan sorumlu olan organlardan birisi de AB’dir. Yapılan her düzenleme ile Türkiye AB’den uzaklaşıyor. Sorumluları da AB yetkilileridir" diye konuştu.

AB yetkililerine gömlek değiştiren canlıları hatırlatarak, "belli kişilerin gömlek değiştirdiklerinin farkında olup olmadıklarını" sorduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Çıkıp ’gömlek değiştirdik’ diyorlar. Onlar her zemine, her ortama, her söyleme göre gömlek değiştirirler ama hiçbir zaman kafalarının ardındaki düşünceden vazgeçmezler. O hedefe ulaşmak için gömlek değiştirmeyi de marifet olarak gayet güzel yaparlar" dedi.

"DEMOKRASİYİ DEMOKRASİ YAPAN SEÇİM DEĞİLDİR"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, demokrasiyi, demokrasi yapanın seçim değil, kurumları olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, Yargıtay ve Danıştaya yeni daireler kurulmasını öngören yasaya ilişkin sürecin sonunda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün "kimseyi dinlemeden imzaladığını" öne sürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Noter bile önüne gelen metne bir bakar, ’hata var mıdır, yok mudur’ diye. İnsaf denen bir şey var. Bir bakalım şu metne... Efendim, danışmanları iyi rapor vermiş... Ve Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülkede birliğin temsilcisi olacak, bütünlüğünü temsilcisi olacak; uzlaşma kültürünün yerleşmesine katkıda bulunacak. Sayın Cumhurbaşkanı, yürütmeyi, yasamayı, yargıyı temsil eden; devletin en tepesinde kişi olarak tarafları dinleyecek. Çağırıp Başbakanı ’niçin bu acele, nereden geliyor, nereden kaynaklanıyor bu acele; şu Danıştayı, şu Yargıtayı da dinleseydiniz ne olurdu? Gene bildiğinizi yapacaksınız. Birilerini dinlememek siyasette sana bir unvan kazandırmaz’ demesi gerekmez miydi? İmzaladı... Gerçi, ben Sayın Cumhurbaşkanı’na çağrı yaparken imzalayacağını biliyordum, herkes biliyordu zaten. Diyet borcunu ödeyenlerin zaten yapabilecekleri bir şey yoktur.

Demokrasiyi demokrasi yapan seçim değildir; demokrasiyi demokrasi yapan kurumlarıdır. Size örnek vereceğim. Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı herhalde en ileri demokrasilerden birisi Mısır olurdu. Yüzde 87 oyla geldi çünkü. Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı Hitler’in Almanyası olurdu. O da çok ağırlıklı bir oyla geldi... Ama bir ülkede kurumlar varsa, kurumlar sağlıklı çalışıyorsa, güçler dengesi ilkesi tam oturmuşsa ülkede demokrasi var demektir. Yasama, yargı, yürütme ve medya görevini yapıyor demektir.

Şimdi bizde görevini yapan bir kurum var, yürütme... Yasama yürütmenin emrinde, gündemi yürütme belirliyor. Başkan usulen başkan, kimsenin taktığı da yok. Çünkü kürsüde Başbakan konuşurken Meclis Başkanına diyor ki, ’sen mi susturacaksın, yoksa ben mi susturayım.’ Ne demek bu? ’İşini yap, yoksa seni oradan alırım’ demektir. Açıkça tehdittir. Bu tehdide bir şey söylediler mi Meclis Başkanları? Hayır, yuttular. Çünkü biliyorlar ki konuşurlarsa oradan olacaklar."

Kılıçdaroğlu, yargıyı "bağımsız ve tarafsız bildiklerini" ifade ederek, "Artık yargı bağımlı ve taraflı olacak. Hakim karar mı verecek? Benim istemediğim karar. Ben sana gösteririm. Emrinde zaten HSYK var. ’Değiştirin bunu, urun kellesini.’ Vuracaklar. Yerine yeni bir yargıç veya benim istediğim karar çıkacak. Bu mudur demokrasi" dedi.

-"KORKMAYACAĞIZ, GÜÇLÜ OLACAĞIZ"-

"Ve medya... Konuşamayan, yazamayan medya... Hangi demokrasiden söz ediyoruz biz" diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Baskılara direnemeyen bir medya, korkmadan ayağa kalkamayan bir medya... ’Korkmayın’ diyoruz, ’güçlü olun. Neden korkuyorsunuz siz? Ödün verilerek bir yere gidilmez.’ Alman rahibin dediği gibi; ’önce sırayla götürdüler, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde sesini çıkaracak adam bulamadım’ diyor. Aynen öyle... Türkiye’yi o kulvara sokuyorlar.

Hepimizin bilmesi gerekiyor, her yurttaşın bilmesi gerekiyor. Her yurttaşın dikkatli olması gerekiyor. Korkmayacağız, güçlü olacağız; beraber olacağız, birlik olacağız. Geçmişte hangi siyasal partiye oy verirse versin, bugün bütün vatanseverleri, ülkesini sevenleri görev başına çağırıyorum. CHP’nin çatısı altına çağırıyorum.

Bütün bunları yapıyorlar. Bir de buna ileri demokrasi diyorlar. Kanıma dokunan da bu... Neresi ileri demokrasiymiş bunun? Telefonla konuşuyorsun, korkuyorsun, kim dinleyecek beni diye. İleri demokrasiye bakın siz. Medyayı baskılamışsın, haber yazanı işinden atın diye telefon ediyorsun, işinden atıyorlar. Adı ileri demokrasi..."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "daha benzer pek çok olay olduğunu" ifade ederek, şunları söyledi:
"Bizim bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere de anlatmamız lazım. Bizim bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere gitmemiz lazım. Onlara aynı düşünceden olmasak bile her bireyin özgürlük hakkı olduğunu söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi daha sesli söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi daha sesli söylememiz lazım.

Bakınız, 12 Eylül sonrası doğan çocuklara anne ve babaları büyük ölçüde ’özgür’ adını verdiler. Baskının sembolleştiği isimdir özgür. Özgürlük, önümüzdeki dönemlerde, önümüzdeki aylarda en çok telaffuz edeceğimiz sözcük olacaktır. Nefes alacak hal bırakmamak üzere çaba harcayacaklardır. Toplumun nefes almasını engelleyeceklerdir. Her türlü baskıyı kurarak. Baskıyı yargı aracılığıyla uygulayacaklardır."

-"MERCİMEK TANESİ KADAR"-

Kılıçdaroğlu, hukukun herkes için olduğuna, hukukun rütbesi, makamının bulunmayacağına işaret ederek, "Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kafasında böyle bir algının değil, çok farklı bir hukuk kavramının olduğunu" öne sürdü. Kılıçdaroğlu, "Erdoğan’a göre, Başbakan’ın tartışılamayacağı, dava açılamayacağını, eleştirilemeyeceğini, sadece övüleceğini" ileri sürerek, "Öyle alışmış. Etrafındakiler de öyle alıştırmış, ’Sayın Başbakan, şurada hatan var’ deme yürekleri dahil yok" dedi.

Erdoğan’ın, 8 Ocak 2008’de, AK Parti Grubu’nda, "Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz dava açıldı" ifadesini kullandığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Bu hukuk anlayışına sahip bir kafada, çağdaş hukuk normlarının gelişmediği" görüşünü dile getirdi.
Erdoğan’ın, açılan bir davada "3 kuruşluk manevi tazminata mahkum olduğunu" söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Sen misin mahkumiyet kararı veren... Hakime cezalar. Bu anlayışta olan şimdi kalkmış, ileri demokrasiden bahsediyor. Demokrasi nerede sen neredesin, hukuk nerede sen neredesin, insan hakları nerede sen neredesin? Sen insan haklarına saygılı olsaydın, insan hakları kavramı kafanda mercimek tanesi kadar olsaydı, yasadışı telefon dinlemelerinden medet umup, bunları milletin önünde tekrarlamazdın. Başkaları senin konuşmalarını yayınlayınca, onları doğru Silivri’ye gönderiyorsun. Adalete, ileri demokrasiye bakın.

Bunu yapa yapa, bir darbe edebiyatı gidiyorlar. Sabah darbe, akşam darbe... 3 yıldır darbeyle gidiyoruz ama darbe olmadı. 500-600 kişi toplanıyormuş, darbe planları yapıyorlarmış. Bir adam darbe yapıyorsa adam gibi bulur çıkarırsın, yargılanır, mesele biter. Kimse suçluyu korumuyor, soruşturma açma demiyor. Ama sen aynı olay nedeniyle, hayatta yan yana gelmemiş kişileri, aynı potanın içine koyup, biz bunları nasıl bu potada eritir, baskı uygularız anlayışı olmaz."

-"SEVSİNLER SENİN İLERİ DEMOKRASİNİ"-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Balyoz Planı" davası kapsamındaki tutuklamalara da değindi.
"Dolmabahçe’de, son tutuklamalarla ilgili Sayın Genelkurmay Başkanı ile mahkemenin savcısı görüştüler. -Mahkemenin savcısı Sayın Erdoğan-" diyen Kılıçdaroğlu, "Siz bu görüşmeye, yargı bağımsızdır, tarafsızdır diyebilir misiniz" sorusunu yöneltti.

Başbakan Erdoğan’ın, bugün "Yargının işine müdahale etmeyelim" telkininde bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
"Eyvallah, doğru bir laf, yargının işine müdahale edilmez. Peki senin milletvekilin yargıya, ’Bu dosyayı inceledim, yolsuzluk yoktur, davayı açma’ diye yazı yazıyor. O milletvekiline bir şey yaptın mı? Senin bakanın, Erzurum, Erzincan’a telefon edip, ’Tutukladıklarınızı serbest bırakın’ dediğinde aklına, yargıya niye müdahale ediyorsunuz diye sormak gelmedi mi?

Onlar her türlü müdahaleyi yapar, hakları var, öyle görüyorlar, hukuk anlayışı o... Ama biz eleştirdik mi, ’Yargıya müdahale edilir mi’ diyorlar. Sen hukuksuz pek çok iş yapacaksın, altına imza atacaksın, biz bir şey yapmayacağız. Bu da ileri demokrasi olacak. Sevsinler senin ileri demokrasini. Biz bunun arkasını bırakmayacağız.

Sayın savcı ile görüşmeler oldu. Ne zaman çağırsalar herkes mahkemeye gidiyor, kaçan yok. Eğer delilleri karartacaklarsa, yok edeceklerse hay hay. Bunlar yokken, siz insanları hangi gerekçeyle tutukluyorsunuz? Birden bire yüz küsur kişiye tutuklama kararı verdiniz, tutuklunun avukatına söz verilmiyor. Tarafsız ve bağımsız yargıcımız ’kapıları derhal kapatın’ diyor, Afrika’daki esir kampındalar çünkü. Böyle bir anlayış, hukuk düzeni olabilir mi? Yarın bunlar beraat etti diyelim, olur ya, çünkü belgelerin büyük kısmının sahte olduğunu hepimiz biliyoruz. Hani o, bilgi yüklenen teğmen kardeşimiz vardı ya... ’Sehven yaptık biz bu işi’ diyorlar. Onu sehven yaptılar, peki asıl kimin için yapacaklardı? Demek ki başka birine niyetlendiniz. Bu olayın üzerine, halen cesaretle gitmediniz. Zamana yayıyorlar. Ama unutmayın ne kadar zamana yayarlarsa yaysınlar, bu olayların takipçisi olacağız."

ODA TV GÖZALTILARI

Kılıçdaroğlu, Odatv adlı internet sitesi yöneticisi, gazeteci Soner Yalçın’ın "Ergenekon" soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını da değerlendirdi.
Yalçın’ın, pazar günleri kaleme aldığı, tarihi güncelleştiren yazılarını büyük dikkatle okuduğunu, kitaplarını kaçırmamaya çalıştığını belirten Kılıçdaroğlu, Yalçın’ı, "çalışan, üreten, kalemini satmayan, besleme ve yandaş olmayan, yalçın, kaya gibi bir adam" diye niteledi. Kılıçdaroğlu, internet sitesinin de yazılamayanı yazdığını ifade etti.

Kılıçdaroğlu, Yalçın’ın, "Bir televizyon kanalı kuracaktık, kurdurtmamak için bu yapıldı" dediğini belirterek, "Hortumcu, yandaş olsaydı sırtı sıvazlanırdı. Onu, arama yaparak, baskı kurarak susturacağınızı sanıyorsanız yanlış yere çarptınız, çünkü soyadı Yalçın, kaya gibi duruyor. Her türlü desteğimiz onun arkasında olacak" diye konuştu.

-"KİMSİN SEN, DERS VERMEYE KALKIYORSUN?"-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Ergenekon terör örgütüne üye olmak... 3 yıldır devam ediyor, örgüt üyeliğine istediğiniz zaman gidip üye olabiliyorsunuz. Nerede bu örgüt, gideceğim üye olacağım. Bunlarda akıl mantık yok, bunlar için hukuk diye bir kavram yok ki... ’İstediğimi tutuklarım, istediğim yargıca düşürürüm, istediğim kararı vermezse yargıcı değiştiririm, değiştirdikten sonra istediğimi tutuklarım, gözaltına aldırırım. Hakimlerimi atarım, arkadaşlar dava geliyor, kararı nasıl vereceğinizi bilirsiniz.’ Bu mu hukuk? Kaygımız, buradan. Hukuk, bağımsız ve tarafsız olmalı, bu özelliklerini yitirirse hukuk olmaz.
Sayın Cumhurbaşkanı, hukuk konusunda çok duyarlı olduğunu söylüyor. ’İçeridekiler salıverilmesin, o nedenle derhal imzaladım’ diyor. Sayın Cumhurbaşkanı, mademki hukuk konusunda bu kadar duyarlısın, hülleyle Anayasa Mahkemesine yargıç tayin edilirken, elin nasıl vardı da o kalemi alıp, imzaladın? Anayasa Mahkemesine, hülleyle hakim tayin edeceksiniz, o Mahkeme Başkanı bile bunu içine sindirecek, sonra Yargıtay, Danıştaya ders vermeye kalkacak. Hadi canım sende kimsin sen ders vermeye kalkıyorsun?"

-"DOKUNULMAZLIĞIMIZI KALDIR ARKADAŞ"-

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, "Yargını, medyanı kurdun, iş dünyanı kendine göre oluşturdun, yasama organı zaten emrinde. Senden bir şey istiyorum, bizim dokunulmazlığımızı kaldır arkadaş, istemiyoruz dokunulmazlık" diye seslendi.
Demokrasinin, yargının bu kadar kirlendiği, tartışma konusu olduğu ortamda, hiçbir CHP milletvekilinin, dokunulmazlık zırhına bürünmek istemediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, sözlerini, "Senin savcıların, yargıçların, bize uydurma suç üretebilirler, tutuklayabilirler, hepsini göze alıyoruz. Senin dokunulmazlığın kalsın, sen dur orada. Bu ülkeye demokrasi, özgürlük getirmek için her türlü bedeli ödemeye kararlıyız. Kimse bunun önünde duramayacak" diye sürdürdü.

-"TABANCA ALDI MI?"-

Kılıçdaroğlu, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in avukatlığını yaptığının ortaya çıktığını, İyimaya’nın para almadığını söylediğini belirterek, "Demek ki gönül birliği var. Darbeciler ücret olarak ne verir, karşılığında tabanca aldı mı, almadı mı" diye sordu.
"Pislikleri temizliyoruz" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "O dönemde bakanlık yapanlar, şu anda kabinende değil mi? Temizliyorsan onların pisliklerini temizliyorsun. Temizlemediğin gibi yeni pislikler ilave ediyorsun, demokrasi, özgürlük ayıbını bu ülkeye getiriyorsun" dedi.

-"YÜKSEK PERDEDEN ATIYORSUN"-

Erdoğan’ın, "Tunus, Mısır, Irak, Filistin’in derdi de bizim derdimiz" dediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Madem senin derdin, Irak’ta, Müslüman kadınlara yapılan tecavüzler varken ne yaptın, niye dertlenmedin? Amerikalı askerler, Müslüman kadınlara tecavüz ederken sen çıkıp Amerikalı askerlere başarılar diledin. Neye göre başarıyı diliyorsun, yüzlerce cami bombalandı, insanlar, çocuklar öldürüldü, kime başarı diledin? Şimdi kalkıp, yüksek perdeden atıyorsun. Sanıyor ki bunları unutacağız. Seni, senin gölgenden daha yakın takip ediyoruz Sayın Başbakan, hiç merak etme.

’Kaynak, benim’ derken bilinçli söyledim. Bu ülkenin imkanlarını bilen insanlarız, devletin neyi var, neyi yok en iyi biz biliriz, Başbakan bilmez. Toplamayı da, çıkarmayı da en iyi biz yaparız. Kaynak niye biziz, çünkü hortumları keseceğiz, sen yandaşlarına bağladın. Hortumları kesecek olan ben olduğum için ’ben kaynağım’ diyorum, sen hortumları kesemezsin, hortumdan besleniyorsun. Millete verdiğim söz var, bunların maskesini indireceğim.
Dün Sevgililer Günü’ydü, bütün sevgililerin gününü kutluyorum. Dün, çağların önemli bir insanı Hz. Muhammed’in doğum günüydü. O da bizim bir sevgilimiz, o insanlığa bir güneş gibi doğdu. O güneş, bütün sıcaklığıyla, her zaman var olacak."

 

 


 

3