Kılıçdaroğlu: Ekonomi iyiye gitmiyor

Kılıçdaroğlu: Ekonomi iyiye gitmiyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, söylenildiği gibi ekonominin iyiye gitmediğini, Türkiye’nin tam bir borç tuzağı içinde olduğunu ileri sürdü ve "Rüşvet vermede, iş kazalarında bir numarayız. Artık bu tablo, bu yük çekilemez" dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, gazetelerin ekonomi sayfalarında "AKP’nin ekonomi alanında yarattığı mucizelerin" yer aldığını, bu haberlerde ne kadar borçlanıldığı, açlıktan ölenlerin yer almadığını, işsizlik ve ihracat artışı, Başbakan’ın açtığı tesislere yer verildiğini ifade etti.

"AKP ekonomiyi ne güzel yönetiyor" diye bir algının yaratılmaya çalışıldığını öne süren Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin dünyanın 20 büyük ekonomisi arasında 16. sırada yer aldığının belirtildiğini, ancak 1987 yılında Türkiye’nin 14. sırada olduğunun unutulduğunu söyledi.
80 yılda Türkiye’nin borçlandığı miktarın 242 milyar, 8 yılda ise borçlanma miktarının 217 milyar lira olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Yani tam bir borç tuzağı içindeyiz" dedi.

Kılıçdaroğlu, 80 yılda bütçeden 135 milyar, son 8 yılda ise 405 milyar lira faiz ödemesi yapıldığını belirterek, "Bu faizi kim ödüyor? Tüyü bitmemiş yetim dahil biz ödüyoruz. Faizciliği günah sayardı bunlar. Ne oldu da 8 yılda 405 milyar liralık faiz ödüyorsunuz" diye sordu.
Dış borç stokunun 2002 yılında 129 milyar dolar olduğunu, son 8 yılda bunun üzerine 137 milyar dolar daha ilave edildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 2002 yılında vatandaşların bankalara olan 6.5 milyar lira borç miktarının, 2010 yılı Aralık ayı itibarıyla 170 milyar liraya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Bunları gizliyorlar. Medya gizliyor. Her gittiğiniz yerde söyleyin, anlatın. Bunların dediği gibi ekonomi çok iyiye gitmiyor. Ekonomisi iyiye giden ülkede vatandaş memnun olur. Vatandaş dertli ise bir bildiği var ki dertli. Vatandaşın bankalara olan borcundaki artış miktarı bu iktidar döneminde yüzde 2502’dir. Tüketici kredisini ödemeyen vatandaş sayısı 2002’de 10 binden 2010’da 625 bine çıkmış. Vatandaş bankalara olan borcunu ödeyemiyor, borcun altında eziliyor. Protestolu senet tutarı 2002 yılında 498 bin, 2010 Ocak-Ekim itibarıyla ise 1 milyonu aşmış durumda. Kimse herhalde ’ben borcumu ödemeyim’ demez. Bir sorun var, ekonomide bir sorun var. Vatandaşın çektiği ciddi bir çile var.

1980-2002 döneminde dünyada ortalama büyüme hızlarına bakıyoruz, Türkiye 49. sırada. 2002-2009 döneminde ise 88. sıraya düşüyor. 39 ülke bizi geçmiş. Nasıl oluyor bu? Niçin gazetelerin ekonomi sayfaları bunları görmez? Neden halkın derdini gazetelerin ekonomi sayfaları dile getirmez? Halkın gözü kulağı olacaksa bu gazeteler bunu dile getirmeyecekse neyi dile getirecek? Ekonomide hangi mucizeyi yarattınız? Bunlar ekonomiyi iyi yönetiyor... İyi yönetiyorsa bu ne? İyi yönetilen bir ekonomide bunlar olur mu?"

-"AYAĞI YERE BASMIYOR"-

OSTİM’de kaçak mazot üretildiği için patlama meydana geldiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Acaba Sayın Başbakan kendisine sordu mu, bu insanlar niye böyle yasa dışı iş yapıyor, onları buna zorlayan nedir? Düşündüğünü hiç sanmıyorum. Düşünemez de zaten. Çünkü o farklı bir yerlerde. Ayakları yere basmıyor. Türkiye’nin gerçeklerinden kopmuş vaziyette" dedi.

Denizli’de toplu açılışlara katılanlara yağmurluk verileceği yönünde ilan verildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Siyasi rüşvetle adam toplayıp miting yapacağına milletin haline bak" diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, mevcut hükümet döneminde 4 kez mali af çıkarıldığını belirterek, "İyi yönetilen bir ekonomide sık sık mali af çıkar mı? Demek ki ekonomi kötü, demek ki iyi yönetemiyorsunuz. Ekonomiyi bu hale getirirseniz daha çok mali af çıkarırsınız" dedi.
Çok başlı bir ekonominin olduğunu, bir bakanın "Merkez Bankası sınıfta kaldı", başka bir bakanın "Merkez Bankası çok itibarlı" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Hangisine inanacağız" diye sordu.

Bir bakanın da "direkt vergi toplayamadığımız için dolaylı vergilere ağırlık verdik" dediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bakanın böylece "suçunu, beceriksizliğini itiraf ettiğini" öne sürdü. Kılıçdaroğlu, "Toplayamayınca ne olacak? Vatandaşın sırtına binecek. Telefonuna, suyuna, elektriğine, gazına, yiyeceğine, ekmeğine ha bire vergi koy" dedi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmasının yapıldığını, 35 milyar dolarlık da özelleştirme gerçekleştirildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bu vatandaşın hali ne? Bu paralar nereye gitti? Vatandaşlarımın sormasını istediğim soru budur" diye konuştu.
CHP lideri, "Halkın ümüğünü sıkmak için icra dairelerinin sayısının artırıldığını" ifade etti.

Malatya’dan bir esnafın büyük alışveriş merkezinin işlerini nasıl etkilediğine dair faks çektiğini bildiren Kılıçdaroğlu, iktidarlarında ilk yapacakları işlerden birisinin, alışveriş merkezlerine ilişkin yasa çıkarmak olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Esnafımızı koruyacağız" dedi.

-"DİRENME HAKKIMIZ VAR"-

Kılıçdaroğlu, baskıcı bir rejimin uygulandığını öne sürerek, "Baskıcı bir rejime hepimizin direnme hakkı var. Parlamentoda da direniyoruz. Onlar direnmeyi elimize kazma, tüfek alıp mahalleye çıkmak sanıyorlar. Çünkü, hukuktan, demokrasiden haberleri yok. Çünkü, demokrasi kültürü yok bunlarda. Vur dedin mi öldüren anlayış onlarınki" diye konuştu.

Uluslararası Şeffaflık örgütünün 86 ülkeyi kapsayan ve 91 bin 500 kişiye sorularak hazırlanan 2010 raporuna göre, son 3 yılda Türkiye’de yolsuzlukların azalıp azalmadığı sorusuna "arttı" diyenlerin yüzde 57, "azaldı" diyenlerin yüzde 26 olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, "Toplumun algısı, algının ötesinde gerçek, Türkiye’de yolsuzlukların arttığıdır. Yüzde 57 rakamı küçümsenecek bir rakam değildir. Bu ülkede yolsuzluklar arttı’ dedi.

Son bir yılda "rüşvet vererek işimi yaptırdım" diyenlerin oranının yüzde 33 olduğunu, Asya Pasifik ülkelerinde bu oranın yüzde 11, AB ülkelerinde yüzde 5 olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Rüşvet vermede, iş kazalarında bir numarayız. Kim yaratıyor bu tabloyu? Adalet ve Kalkınma Partisi. Sağa baktın rüşvet, sola baktın rüşvet, eşittir Adalet ve Kalkınma Partisi. Yani Adaletten Kaçanlar Partisi" diye konuştu.
Gerçeklerin halka anlatılmasını isteyen Kılıçdaroğlu, "Diyeceğiz ki, bu gerçekler senin kaderin değil. Bu gerçekleri halkın iktidarında değiştireceğiz. El alem kalkınıyor da biz niye kalkınmıyoruz? Tek nedeni var. Siyaset kurumunun Türkiye’de temiz olmaması, cebini dolduranların iktidar olup, halkı düşünenlerin muhalefette kalması. Artık bu tablo, bu yük çekilemez. Temiz siyasete, düzgün siyasete, yani CHP’ye gelin" dedi.

İŞ KAZALARI

Konuşmasına, Ostim, İvedik ve Antalya’da meydana gelen patlamalarda hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara da şifa dileğinde bulunarak başlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’de iş kazalarının yaşanma sıklığına dikkati çekti.

Kazaların ardından yetkililerin birbirlerine suçladıklarını ifade eden ve "Sorumlu kim" diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Gelinen noktada herkes birbirini suçluyor. Oysa hukuk devleti dediğimiz bir kavram var. Hukuk devletinde hukuk normlarının egemen olması lazım. Hukuk devletinde her yurttaşın sorumluluğu var. Ama her yurttaşın sorumluluğu kadar her siyasetçinin de sorumluluğu vardır. Hukuk devletinde siyasetçinin sorumluluğu daha ağırdır. Eğer Japonya’da iki saat sular akmıyor diye belediye başkanı istifa etme erdemini yakalayabiliyorsa o siyasetçinin sorumluluğunun ne kadar ağır olduğunu gösterir. Bizde siyasetçilere bakıyoruz. Hiç ilgisi yok. Hükümetten bir yetkili çıkmış şunu söylüyor, ’hiç mi onların kabahati yok. Kayıt dışı çalışıyorlar. Bize niye ihbar etmiyorlar?’ Senin görevin ne?"

Yetkililerin benzer açıklamalarda bulunduklarını ve sorumluluğu almaktan kaçındıklarını öne süren Kılıçdaroğlu, önlem almayanların sorumlu olduklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Önlem almıyorsanız siz sorumlusunuz. Almıyorsanız gereğini yapın, ayrılın o koltuklardan. Sanki mübarekler iktidarda değil de muhalefetteler. Hiç iktidarda olduklarının farkında değiller sanki. Amaç, milletin kafasını karıştırmak" diye konuştu.

Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, iş kazaları konusunda sendikaları da eleştirdi. İş kazalarını dile getirmenin sendikaların da görevi olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Onlar da iş kazalarına karşı önlem alınması gerektiğini söylemeli, koltuklarında oturmamalı. Neymiş, ölen işçiler için saygı duruşunda bulunacakmışız. Bulunalım da saygı duruşunda bulunmakla bu sorunlar çözülecekse ben de geleyim hep beraber, hatta 70 milyonu çağıralım, hep beraber saygı duruşunda bulunalım, bir daha bunlar olmasın. Ama bunlar böyle olmaz, hükümeti uyarmak gibi bir göreviniz var. İş kazaları, meslek hastalığı denilen bir alan var. Girin o alana, bir bakın; hangi önlemler alınmıyor ve niçin alınmıyor. Sizin bunları sorgulamanız lazım. Ama bunlar olmuyor. Yeteri kadar olmuyor. Ama her olmayanı halka ve işçilere şikayet edeceğiz."

-"BAŞBAKAN’IN SAMİMİYETİNİ TEST EDECEĞİZ"-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta Cumartesi Annelerini kabul ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun güzel bir girişim olduğunu belirterek, Başbakan Erdoğan’ı kutladığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, Cumartesi Annelerinin 306 haftadır yakınlarını aradıklarını, kendilerine sahip çıkılmasını, faili meçhullerin aydınlatılmasını istediğini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan’ın daha önce Cumartesi Anneleri için "Ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor" dediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, hak arama birileri tarafından kullanılmak anlamına geliyorsa bu hak arama modelinin AK Parti’ye özgü bir model olduğunu iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:

"Şimdi bizim önümüzde önemli bir şey var. Sayın Başbakan’ın samimiyetini test edeceğiz. Samimi mi, değil mi? Nasıl test edeceğiz? Orada Cumartesi Annelerinden biri demiş ki, ’faili meçhullerle ilgili mecliste bir araştırma komisyonu kurun.’ Sayın Başbakan’ın yanıtı çok daha ilginç. Diyor ki, ’O işi yapmak sadece bizim partinin değil, diğer partilerin de bize destek vermesi lazım.’ Şimdi merak ediyorum. Faili meçhullerle ilgili Sayın Başbakan bir önerge vermeye hazır mı? Hazırsa biz daha önce birkaç önerge verdik. Kim reddetti? AKP grubu. Şimdi diyor ki, sadece biz bunu beceremeyiz. Her şeyi beceriyorsun, faili meçhulü mü beceremiyorsun?

Sayın Başbakan’a açık çağrı yapıyorum; Cumartesi Annelerini kabul ettin, güzel. Ona saygı duyuyoruz, destekliyoruz, doğrudur diyoruz. Şimdi senin samimiyetini test ediyoruz. Sen eğer faili meçhullerin ortaya çıkmasını istiyorsan CHP’nin verdiği araştırma önergelerine ’evet’ de. ’Yok biz ona evet demeyiz. Biz onu kabul etmeyiz’ diyorsan önergeyi siz verin biz kabul edeceğiz. Biz ne kadar açık, saydam, yürekli, namuslu davranacağız. Sen de davran bakalım. Öyle çıkacaksın Cumartesi Annelerine bunu söyleyeceksin, arkası gelmeyecek. Siyasette samimiyet çok önemlidir. Bir şey söylüyorsan arkasında duracaksın. Ben biliyorum, 12 Eylül acılarını çekenlerin acılarını nasıl sömürdüyse Cumartesi Annelerinin dramını da öyle sömürmeye kalkıyor. Bunu sana sömürtmeyeceğiz."