Kılıçdaroğlu 'Amerika fobisi'ne yenildi
11 Şubat 2011

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Amerika Birleşik Devletleri’nden davet aldığını, ancak gidip gitmeme konusunda kararsız kaldığını ilk ben yazmıştım.

Yaklaşık 1 aylık düşünme süresinin ardından CHP bu konudaki tutumunu belirledi. Kılıçdaroğlu’nun “İcazet alıyorlar” gibi bir görüntü yaratmamak için Amerika ziyaretini gerçekleştirmeyeceği söylendi.

[[HAFTAYA]]

Peki, Amerika dediğimizde akla ne geliyor?

Dünyanın en büyük siyasi gücü

Dünyanın en büyük askeri gücü

Dünyanın en büyük ekonomik gücü

Dünyanın en büyük bilim gücü

Dünyanın en büyük iletişim gücü

***

Listeyi uzatmak mümkün. Geleceği şekillendirmek konusunda bu kadar etkisi olan bir ülke ile iletişim kurmak neden “icazet almak” diye değerlendirilsin ki? Dünyada ABD ile iletişim kurmayan ülke mi var? Kuzey Kore, İran ve Küba bile perde gerisinden de olsa Washington ile konuşuyor.

CHP, Türkiye’nin en köklü siyasi partisidir. Üstelik bu seçim CHP için çok daha kritik nitelikte. İki dönem üst üste gelen AK Parti iktidarına karşı ilk defa iddialı bir varlık ortaya koyabilme fırsatı var önlerinde.

Partinin genel başkanı bunu yapabilmek için içeride ve dışarıda bütün meşru yolları denemek, varını yoğunu ortaya koymak zorundadır.

CHP, radikal bir parti ya da marjinal bir siyasi hareket de değildir. Kendisini merkezin soluna konumlandırmış, hatta oylarını artırmak için merkeze yaklaşmış bir durumdadır. CHP, aynı anda Sosyalist Enternasyonal’de de Davos’ta da olabilmeli. Değişen dünyayı kavramak ve yeni çözümler üretmek için “Ben de varım” demek zorunda. Amerikalılar CHP’de Deniz Baykal sonrasında iş başına gelen yönetimin neler yapabileceğini çok merak ediyor. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın -Mısır krizi nedeniyle gerçekleşemeyen Türkiye ziyareti programına- Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeyi de koyması bunun bir işaretiydi. Kılıçdaroğlu, yanına Osman Korutürk, Umut Oran, Faik Öztrak ve Gülsün Bilgehan gibi kurmaylarını da alarak Amerika ziyaretini yapabilseydi, CHP’nin dünya vizyonunu anlatma imkânı bulabilirdi. Bu fırsat şimdilik kaçırılmış görünüyor.

Etnik nefreti körüklemek

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultayda kendi ekibini kurmasından sonra rahat bir nefes alacağını ve seçim kampanyasına yoğunlaşacağını bekliyorduk, olmadı. Kılıçdaroğlu neredeyse her gün partinin önde gelen bir isminin yaptığı gafları düzeltmekle uğraşıyor. Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Süheyl Batum askerlerle ilgili “kağıttan kaplanlar” değerlendirmesiyle kendisine “darbeci” etiketini yapıştıranlara güçlü bir koz vermiş oldu. Ben, Batum’un -hiçbir şekilde onaylamadığım ağır sözlerine rağmen- 301. maddeden yargılanmasına karşıyım. Bu konudaki tek yetkili kişi olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in de aynı yönde karar vereceğini umuyorum. Türkiye’de her kimle ilgili olursa olsun şu 301 defterinin artık kapanmasını istiyorum. Bir diğer Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hurşit Güneş’in sarf ettiği iddia edilen sözler ise aslında çok daha sıkıntı verici. Türkiye’yi yönetme iddiasındaki hiçbir partinin yöneticisi Kürtler için “Eninde sonunda kucağımıza oturacaklar” gibi bir ifade kullanamaz. Güneş “Ben bunları söylemedim” diyor; haberlerinin arkasında duran gazeteci ise Güneş hakkında dava açtı. Eğer gazeteci haklıysa, Güneş hiç beklemeden görevinden istifa etmelidir.