Yeni Yazısı > Kendim için bir şeyler - 10.10.2009

Kendim için bir şeyler
10 Ekim 2009

Geçen hafta iş için Antalya’ya gittim. Orada kaldığımız sürece her şey yolundaydı. Benim akıl sağlığım da dahil. Fakat sınırda bir durumda olduğumdan dönüş yolu dönemeyiş yoluna dönüşünce benim aklım tuhaf sinyaller vermeye başladı. Hava trafiği nedeniyle bir saat gecikmeli kalkan uçak bir buçuk saat da havada döndü durdu. Bende de fena halde uçak korkusu var, düşünün halimi.

Eve vardım, her yerim kaskatı. O gece sabahı sabah ettim. Aralarda 10’ar dakikalık kabus içerikli uykularımı bir kenara bırakırsak hiç uyumadım. Ertesi akşam uyuma saati yaklaştığında “Demek ki buraya kadarmış. Yok artık beceremeyeceksin, senin iyi bir psikiyatra gitmen gerek” konuşmaları yapıyordum kendi kendime.

Endişelenmeyin, ben bu tür konuşmaları üç ayda bir yapıyorum. Bu kez ama, kendime çok inandım. Neyse ki gece uyudum. Sabah gazetede Zerrin Özer’in inanılmaz zayıflamış halini gördüm. “Zerrin Özer bile bak nasıl kendine gelmiş, sen kendin için ne yapıyorsun?” diye söylenmeye başladım bu kez. Gerçekten Can doğduğundan beri kendim için hiç ama hiçbir şey yapmıyorum.

Allah vergisi zayıfım ama zerre kadar spor yapmadığımdan dört aylık hamile gibi dolaşıyorum. Giyinikken idare ediyorum ama mayoyla hiç de hoş değil. Derken birtakım ani kararlar aldım. (Tüm kararlarım anidir zaten.) Haftada bir gün pilates yapacağım, organize ettim.Ayda bir kez masaj yaptıracağım, ilk randevumu aldım. Veee belime kadar uzanan lepiska saçlarımı kestirdim, valla hiç fena olmadı. Oluyor işte. Bazen duyduğunuz ya da gördüğünüz alakasız bir şey yıllardır atılamayan adımı attırıyor. Hiç tahmin etmezdim, Zerrin Özer’miş meğerse benim de beklediğim. Hadi hayırlısı.

Not: Herkese oluyordur mutlaka ama bana da bazı haftalar “kal” geliyor. Ne yazacağımı, nasıl yazacağımı bilemiyorum. Bilemeyince de korkunç bir paniğe kapılıyorum. İşte o anlarda bir melek bana elini uzatıyor. Valla öyle oluyor. Bu kez de çok eski tanıdığım ve çok sevdiğim Peride Alemdar’ın çok sevgili kızı Nazlı Alemdar’ın beni müthiş gaza getiren mailiyle karşılaştım. Bu haftaki köşe onun sayesinde yazıldı yani. Nazlıcım tekrar çok teşekkürler.

 Can’lı Yayın

Ya meğer bu Bez Bebek ne başarılı bir diziymiş de benim haberim yokmuş. Bizim oğlan öyle bir sardı ki başka bir şey konuşmuyor. Öyle olunca ben de ister istemez olaya dahil oldum..

Oyuncuların gerçek adlarını ezberliyoruz mesela. Ezberlediğimiz yetmiyor gibi her gün onlardan imtihan oluyoruz. Oyuncu değişikliği olursa bu konuda günlerce tartışabiliyoruz sonra. Öyle ki ben bile bir sonraki bölümü merak eder oldum. Beynim eridi, eriyecek anlayacağınız.

Geçen gün berberde Nana’yı yani Evrim Akın’ı görmem mi... Madonna’yı görsem bu kadar heyecanlanmazdım valla. Koşup sarılacaktım, zor tuttum kendimi. Can’ın babasına “Ne yap ne et Can’ın doğum gününe kadar Şoker’le arkadaş ol” dedim.

“Gerekiyorsa Facebook aracılığı ile arkadaşlık teklif et.” Uzaylı gibi baktı yüzüme ama ben bu konuda ısrarlarımı sürdüreceğim. O doğum gününde kapıdan Şoker (Mehmet Usta) girerse Can hayat boyu o günü unutmaz çünkü.

Helin Avşar’a kocaman bir bravo

Helin Avşar’ın Habertürk’te röportaj yapacağını duyduğumda aklımdan şöyle düşünceler geçti: Hah bir bu kaldıydı. Bakalım bunu ne zaman bırakacak?

Ablası torpil yapmıştır. (Ki öyledir muhtemelen) Allah Allah Fatih Altaylı gibi işini çok önemseyen bir yayın yönetmeni nasıl kabul etti? Soruları biri hazırlar, o da sorar büyük ihtimalle. Bu konuda yazsam mı acaba, neyse boşver. İyi ki yazmamışım; rezil olacaktım ve de çok utanacaktım. Çünkü bence bu işi gayet güzel yapıyor.

Dersine çalışıyor ve soruları belli ki kendi hazırlıyor. Sorularda hiçbir şekilde entellektüel bir kaygı ya da herhangi bir kaygı yok. Öyle olunca da hem ilginç oluyor hem de okurken içimiz açılıyor.

Nazlı Ilıcak’la yaptığı röportaja bayıldım mesela. Önyargılı olmaya o kadar karşı olup bu konuda öyle davrandığım için kendime kocaman bir yuh, Helin’e de kocaman bir bravo.

Deniz Seki Hadisesi

Deniz Seki hakkında yazılanları çizilenleri okuyorum. Çoğu nasihat niteliğinde. Ve nasihatların tamamı Hüsnü Şenlendirici ile ilgili. Okurken bir şeyin beni rahatsız ettiğini hissettim. Yazıların tamamında Deniz Seki’yi uyuşturucu illetine alıştıranın Hüsnü Şenlendirici olduğu varsayılıyor. Bundan nasıl bu kadar eminiz? Deniz Seki böyle bir şey mi söyledi? Ya tam tersi olduysa?

Ya mesela, Deniz Seki onu uyuşturucuya alıştırdıysa? Bu ihtimal ihtimal gibi gözükmüyor nedense. Ama bu bizim değişmez özelliğimizdir. Biri tam suçlu, diğeri de tam suçsuzdur. Öylesi daha işimize gelir. Ha bu arada ben de Deniz Seki’nin Hüsnü Şenlendirici’den uzak kalmasını doğru buluyorum. Ama herkesin yazdığı nedenlerle değil.

Uyuşturucu kullanmak istemeyene kimse bir şey yapamaz, hele ki tüm bu yaşananlardan sonra. Uzak durmalı çünkü o adam ilişki anlamında sağlam pabuç değil. Bakınız hala karısından boşanmadı ve muhtemelen boşanmayacak. O adam aşkına sahip çıkacak ve seçim yapabilecek kadar yürekli biri değil. Ve hatta, gazeteye düşen telefon konuşmalarından anladığımız kadarıyla bence Deniz Seki’yi o kadar da sevmiyor.

Deniz Seki, böyle yarım yamalak bir ilişkinin içine girmemesi gerektiği için, ondan uzak durmalı. Ve bence aşkı meşki bir kenara bırakıp sadece ve sadece kariyerine odaklanmalı. Arınmış haliyle iyi bir fırsat var önünde, bunu çok dikkatli kullanmalı.