'Kazandığım bütün parayı Kadir Topbaş yüzünden kaybettim'

'Kazandığım bütün parayı Kadir Topbaş yüzünden kaybettim'

Türk tiyatrosuna 55 yıldır hizmet veren Gülriz Sururi uzun süredir gözlerden uzaktı; merak ettik aradık. Sonra da bu röportaj için Gümüşsuyu’nda 50 yıllık eşi Engin Cezzar’la 1999’da taşındıkları evlerinde buluştuk. Meğer ikinci kez evlenmelerine o ev vesile olmuş. Gülriz Sururi, ‘Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’ ve ‘Bir An Gelir’ adlı anı kitaplarından sonra bugünlerde üçüncü anı kitabını çıkarmaya hazırlanıyormuş. “Bu üç kitabı okuyanlar hem Türk tiyatrosu, hem ülkemizdeki geçiş dönemleri hakkında fikir edinecek, hem de bir sanatçının bütün hayatını görecekler. Bu da zannediyorum ilk defa olacak” diyor. Gülriz Sururi ile hem bugünü hem de anılarını konuştuk. Yaşını söylemedi; ben de onun istediği şekilde yazıyorum: “Merak ediyorsanız Larousse’a bakın.”

Seral Cumalı

[email protected]

Bir süredir sizi göremiyoruz; bu bir emeklilik mi, yoksa ara mı verdiniz?

Hiçbiri değil. Tiyatro; hiçbir zaman bırakılmayan garip bir meslek. Ama ben sahneye çıkmaktan vazgeçtim. Tadında, zamanında bırakmak istedim.

Neden?

Tiyatrocuların ‘sahnede öleceğim’ diye bir istekleri yok mudur? Hayır; ben bu şekilde unutulmamayı tercih ettim. En ünlü oyuncular kariyerlerinde birkaç oyun ya da filmle anılırlar. Bir insan kariyerinde çok parlak işler yapıp bırakmalı, sonra tekrarlamamalı düşüncesindeyim. Bir yere gelince dedim ki; tiyatroda büyük bir değişim var, televizyon almış başını gidiyor, starlarımız artık dizi starları. O kadar yetenekli gençlerimiz tiyatroda şöhret olamıyorlar, dizi şöhretleri ön planda. Kültüre de sanata da 20-30 senedir hiç değer verilmediğini düşünüyorum. Tiyatroya hiç önem vermediler ya da tiyatroyu çok tehlikeli buldular. Ben de 1999’da ‘Söyleyeceklerim Var’ adlı oyunumla tamamen bıraktım.

Ne yapıyorsunuz?

Baktım ki tiyatroyu bırakmama imkan yok. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tiyatro bölümünü başlattım. Orada oyunculuk dersi veriyorum. Öğrencilerimin biri mimar, biri ressam, biri el sanatlarıyla ilgili. Benim etkimde kaldılar, çıldırdılar, hayatlarını değiştirmelere kalktılar. Onu yapmadık ama bir amatör topluluk kurduk. Adını ‘Konçinalar’ koydum. İskambil kağıdının işe yaramayanları ve Haldun Taner’in bir hikayesinin adı. Dünya kadar para kazandılar. Onun dışında oyun yazıp yönetmeye başladım. Suat Derviş Hanım hayattayken 1969’da ‘Fosforlu Cevriye’ eserini benim oynamamı istiyordu. Ama bu eseri tiyatro haline getirecek kimseyi bulamadık o zaman. Ben de; “O gün oynayamadım ama bugün müzikal olarak yazabilirim” dedim. Müzikleri de Atilla Özdemiroğlu yaptı. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 3 senedir kapalı gişe oynayan ‘Fosforlu Cevriye Müzikali’ni aynı zamanda yönetiyorum da.

Neden İstanbul’da değil?

AKM’yi kapattıkları için başka çare kalmadı. İstanbul’da da sahnelemek çok istiyorum ama büyük salon yok. Bu arada Kısmet isimli bir oyun yazdım onu da Adana Devlet Tiyatrosu’nda sahneye koydum. Yani boş durmuyorum, hem yazıyorum, hem yönetiyorum. Sadece sahnede değilim.

Sahneye çıkmamakta ısrarlı mısınız?

İstemiyorum; çünkü yılların benden neler götürdüğünü fark etmeden yaşıyorum ama sahneye çıkarsam neler götürdüğünü çok ciddi bir biçimde hissedeceğim. 

Pek değişmediniz ki!

Ana hatlarımla değişmedim. Belki değişik bir yüz yapım var; o değişmiyor. Bazı kadınlar fazla bakım endişesiyle yüzlerinin biçimlerini değiştiriyor, yıllarca görmediğim bir insanı görünce tanıyamıyorum. Bende o değişim olmadı.

Estetik yaptırdınız değil mi?

Yaptırdım tabii. Hande Bozatlı 15 yıldır doktorum. Onun ellerine bırakıyorum kendimi. 1.5 yıl önce Engin ciddi bir rahatsızlık geçirdi. Ben hiçbir şey yapmadım, 1.5 yıl Hande Hanım’a da gitmedim. Bakımlı Gülriz Sururi gitti. Hande Hanım yılbaşında telefon etti, çok garip ben de onu düşünüyordum o anda. “Merak ediyorum; kendinizden vazgeçmenizi istemiyorum” dedi. Ben de ona, “Artık hiçbir şey yapmak istemiyorum, saçımı da beyaz bırakmak istiyorum” dedim. Hande Hanım zorladı, yılbaşından bu yana iki seans gittim, toparlandım.

Ne yapılıyor bu seanslarda?

Minik minik iğnelerle hücre yenileme işlemi yapıyor. Yüzümün dinçleştiğini, canlandığını hissediyorum. O kadar yıl yaşamış insanların bütün çizgilerini yok ederek kendilerini çok genç göstermelerini doğru bulmuyorum. Yaşınızı hatlarınız, çizgileriniz göstermeli. Gülünç olmamak lazım.

 Hep aynı makyajı yaptınız, saçınızın modeli de hiç değişmedi. Neden hiç değiştirmek istemediniz kendinizi?

Her türlü saçı, makyajı denedim ama en çok benim yüzümün şekline bu yakıştı. Alnımı açtığım zaman yüzüm çok dramatik, hüzünlü oluyor. Doğrular bu şekilde bulunur, “Ben pop star değilim her sefer yeni çıkan saç modellerini kendimde deneyeyim” dedim ve gençlikte bu saça karar kıldım.

Kadınlar canları sıkılınca saçlarını değiştirirler, siz ne yaparsınız?

Eskiden daha uzundu saçım, tepede toplar ‘kukuriko’ yapardım. Yalnız onu sıkıldığım değil çok neşeli, mutlu olduğum zamanlar yapıyordum. Bir yıldır yapmıyorum. Bilmiyorum belki kendime yakıştırmıyorum artık.

Bizim için sadece Gülriz Sururi değil; Gülriz Sururi-Engin Cezzar vardı her zaman. Sanki tek bir isimdi...

Hayatımın hiçbir döneminde tiyatroda 10’uncu, 20’nci, 25’inci yılımı kutlamadım. Bunu sevmiyorum. Ödülleri, ödül törenlerinde kutlanmayı seviyorum. Ama Engin’le 50’nci yılımız bu sene. Kutlamak istiyorum ama nasıl kutlayacağız bunu bilmiyorum.

Evlenmeniz de olaylı olmuş galiba? Ailesi istememiş... Ondan büyüksünüz, aranızda 11 yaş fark var...

O nedenle değil; ailesi tiyatrocuyum diye istemedi. Ayrıca dulum. Engin, Amerika’da Yale Üniversitesi’nde okuyup dönmüş; Hamlet’i oynuyordu. O sırada tanıştık. Hem oğullarıyla, “Aman efendim ne biçim Hamlet oynuyor” diye iftihar ediyorlardı, hem de evleneceği kişinin tiyatrocu olmasını istemiyorlardı.

Ama siz üstelik iki kere evlendiniz?

Evet, boşanma hikayemiz çok komik. Engin’e dava açmak için 40 yıllık dostumuz avukat Yiğit Okur’a başvurdum. Uzun zaman sonra anlaşıldı ki; Engin, “Ben hallederim barışırız” demiş, o da dava açmamış. Ben de, bir miras davama bakan avukat rahmetli Kevork Acemoğlu’na gittim. Kevork Bey, mahkeme kağıdını kapıya getirtti, Engin uyku sersemi ne olduğunun farkına varmadan kağıdı imzaladı. Ben yatakta kahvaltı ediyorum. “Biz boşandık Engin” dedim. Bunu söylemeyi çok istemiştim ama bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim. Elim ayağım tutmuyor. Engin ne olduğunu anlayamadı, öğrenince tansiyonu düştü, ayakta duramadı. Ve bir imzayla her şey sonuçlandı.

Neden boşandınız?

1- Aldatılmaya daha fazla dayanamamıştım. 2- Artık beni sevmediğine inandım. 3- Yeni bir hayat kurmak istedim. 4- Sadece özgür olmak istedim. 5- Engin’in beni terk etmesinden korktum. 6- Ona acı vermek istedim. 7- Onu kaybetmek korkusuyla boşandım. 8- Başka bir yaşam düşünüyorsa diye onu özgür bırakmak istedim. 9- Onu tamamen kaybetmemek için boşandım.

Ne kadar ayrı kalabildiniz?

10 yıl boşanmış kaldık ama o süre içinde her gün telefonlaştık, ayrı kalmadık. İki sene sonra nikahlanmadan tekrar birlikte oturmaya başladık. Ama bu eve taşınırken, “Bari nikahlanalım da taşınalım, yeni bir dönem başlasın” dedim; 99’da tekrar evlendik. Toplam 50 senenin iki senesi ayrıydık ama dediğim gibi günde 5 kere telefonla konuştuk.

Ayrılık bile denmez...

Belki denmez ama Engin o sırada başkalarıyla beraberdi. Öyle bir hayat yaşıyordu. Biz ayrıldıktan sonra tekrar birlikte yaşamaya başladığımızda Engin de eski hayatını devam ettirebileceğini düşündü. Ben de tekrar “Ayrılalım” dedim. “Zaten nikahlı değiliz ki” dedi. Evleri yine ayırdım. Ama Engin peşimden koştu; beni takip etti. Erkekler işte; ne kadar klasik!

Nasıl takip etti?

Her şekilde, şoförle, adam takarak. Telefonla “Nereye gidiyorsun?” diye sormalar. Ne aklınıza gelirse.

Siz onu aldattınız mı?

Hayır.

En büyük aşkınız hep o muydu?

Kesinlikle. Ondan öncekine çocukluk aşkı diyebilirim. O yaşlarda ölesiye aşığım zannediyorsunuz, müthiş bir heyecan ama ona tam bir aşk diyemezsiniz. Daha hayatı bilmiyorsunuz.

Sizi Engin Bey’e bağlayan neydi?

Gayet basit; Engin çok gizemli, çözülmesi zor bir insandır. Benim her zaman merakımı ayakta tutmayı becerdi. Az konuşur; gerekmedikçe bir şey söylemezdi. Kendini methetmek gibi şeyleri olmayan biridir. Bir oyunda keman çalması gerekiyordu, “Keman çalacak birini bulmamız lazım” dedim, “Ben keman çalarım” dedi. 5 sene olmuş evleneli ve ben onun keman çaldığını ilk defa duyuyorum! “Nasıl olur? diyorum, “Yeri geldi söylüyorum” dedi. Çocukluğunda 10 sene klasik keman dersi almış meğerse.

Nasıl bir ilişkiniz var?

Ben de ölçülü, mesafeli olmayı seven bir insanım. Hala inanmazlar, 50 yıl içinde, boşanma, ayrılma, ihanet olmuş olabilir ama laubalilik hiç olmamıştır aramızda. Hep bir mesafe vardır. İnsanlar buna hep şaşar. Ama ben bunu bilerek yaptım.

Yani bu doğal karakteriniz değil mi?

Hayır, ben böyle olmayı istedim ve bu beni çok da mutlu etti. Genelde bütün ilişkilerimde böyleyim.

Çocuk yapmamanız bir seçim miydi?

Seçimdi... 4 kürtaj, bir dış gebelik yaşadım. Bilinçli olarak istemedim. Çünkü Engin’in ailesinde de intihar etmiş insan var, benim ailemde de var.

O genetiği taşıyabilir diye mi?

Her şey olabilir diye düşündüm...

Bodrum’a ilk yerleşen entelektüellerdensiniz; bugünkü hali rahatınızı kaçırıyor mu?

Çok kimse her şeyi terk ettik, oraya yerleştik zannediyor. Gittiğimizde 67-68 yıllarıydı. Attila İlhan, Mina Urgan gibi Bodrum’u bizden önce keşfedenler vardı. Bodrum’da Torba’da ev yaptırdık; 23 senedir ikinci evimiz oldu. Sabah kahveye indiğimizde 10-15 kişi selamlaşıp çayımızı, ıhlamurumuzu içiyorduk. Torba’da çok büyük değişim olmadı, yaşam yine gayet sakin. Ama Bodrum zaten saklı kalacak bir yer değildi. “Ne diye geldi bu insanlar?” diyemem. Ama herkes gelip görmek değil, buradaki ranttan yararlanmak amacında. Belediyelerden de cesaret alarak ağaç bırakmadılar, mahvettiler. Eski İstanbul’la bugünkü de aynı değil. Ben İstanbul’un da Bodrum’un da en güzel zamanlarını çok güzel yaşlarımda yaşadım diye kendimi mutlu hissediyorum. Yaşımdan dolayı her şeyi yaşadım. Baktım ki dünya gelmiş gidiyor; ben hala buradayım. Demek kıyameti de görebilirim bu gidişle; öyle gözüküyor...

“Beni bir dizide görürseniz bilin ki çok parasızım”

Yıllarca tiyatro yaptınız; çok para kazandınız mı?

Tiyatrodan çok para kazandım, tiyatroya çok para verdim. “Artık biraz da kendimizi düşünmek gerekiyor” dediğim yıllardı; ‘Kaldırım Serçesi’ ile kendime iki tane daire aldım. Anne ve babamın (Annesi ilk Türk primadonnası Suzan Lûtfullah Sururi, babası ise ilk operet kurucularımızdan Lûtfullah Sururi) birlikte oynadığı Muhlis Sabahattin Bey’in Ayşe Opereti’ni sahnelemek istiyordum. Ama o günlerde (2008) altın bileziğimiz olan mesleğimizle bu işleri artık yapamıyorduk. Sponsor gerekiyordu, bulamadım. İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş bana teklifte bulundu: Belediye’nin tahsis edeceği salonda oynanacaktı, kadro çok büyük olmalıydı, hatta starlar olmalıydı! En iyi kadroyu kurdum. Ama Kadir Topbaş bir kuruş dahi vermeksizin beni ortada bıraktı. “Siz verin ben size veririm” dediği gün benim durmam lazımmış, ama anlayamadım. Bütün masrafları yüklenmek zorunda kaldım, battım. Son kuruşuma kadar bütün paramı Kadir Bey elimden aldı diyebilirim rahatlıkla. Kendisi de bunu kabul etti zaten. Televizyonda bir programda, “Gülriz Hanım’ın zararı neyse ben onu ödemeye hazırım” dedi ama bir daha telefona çıkmadı.

Hayatınızı maddi olarak nasıl sürdürüyorsunuz?

Asıl mesleğim yaşlılığımı hiçbir zaman garantileyemezdi, o nedenle ben de A La Luna programını yaptı . A La Luna programında 5 senede aldığım para, bir dizide beş sene başrol oynayanlardan çok daha fazlaydı. O günün koşulları içinde aşçı başlığını başıma çok kolay takmadım yani. Paradan para kazanılan dönem de bitti. Bankalar bizim paramızı kullanarak faiz vermeden kar ediyorlar. Bunun için bu yaştan sonra girişimci olup hayatımı taviz vermeden idame ettirebilmek istiyorum.

Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bir sürü şey. “Bu kadar varlık içinde yokluk yaşamanın çözümünü nasıl bulabilirim” diye bir işadamı dostuma danıştım. O da benim için düşünüyor ama şu an en mantıklısı Şile yakınlarındaki çiftlik evimizi satmak gibi geliyor. 

Dizilerden çok para kazanılıyor. Neden bundan yararlanmıyorsunuz? Teklif mi yok?

Daha önce bir sürü teklif oldu. Ama son iki üç yıldır yok; herhalde kabul etmiyorum diye. Ama ben de bu saatten sonra ‘hanımağa’ türü şeyler olmayayım! Eğer beni bir dizide görürseniz bilin ki paraya çok ihtiyacım var!

Bu yazı 20 Şubat 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

4