Karanlıklar ülkesine seyahat

Üniversitede sosyalleşmek için katıldığı mağaracılık kulübü sayesinde o karanlık diyarlara aşık oldu Seda Erdural (28). Yurtiçi ve dışında spor amaçlı mağaracılık yapan Erdural tatillerinde bile 'acaba yeni bir mağara bulur muyum?' diye keşif gezileri yapıyor

Karanlıklar ülkesine seyahat

İşte mağaraların karanlığında saklanan muhteşem güzelliklerin peşinden giden bir kadın ve zifiri dehlizlerin, galerilerin hikayesi...

Röportaj: Ali R. Karadağ

[email protected]

Mağaraya girmek herkesi korkutur. Sen ise bunu tutkulu bir uğraş haline getirmişsin. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanınca Konya’dan İstanbul’a gelmiştim.

Sosyalleşmek için, oda arkadaşımın tavsiyesiyle BÜMAK’a (Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü) katıldım. Dönem ortasında kulübe katılanlar genelde devam etmezlermiş ama ben bırakmadım.

İlk antrenmanları kampustaki yangın merdivenlerinde yaptık. Malzemelere güvenip kendinizi aşağı bırakmak çok ürkütücüydü. Ama bir kez yapınca da çok keyifli gelmişti.

O senenin sonunda da ilk mağara deneyimimi memleketimde, Konya’da yaşadım. Konya’nın Gündoğmuş Yaylası’ndaki Bozkır Mağarası Kampı’na katıldım. Zaman içinde teknik ve ilkyardım eğitimleri aldım.

İTÜMAK (İTÜ Mağaracılık Kulübü) ve BÜMAK’ta eğitmenim. Yeni başlayanlara eğitim veriyorum. Ayrıca Romanya’daki Kadın Mağaracılar Okulu’ndan ‘İleri Teknik ve Hat Döşeme’ sertifikam var.

Mağaraya ilk girdiğinde ne hissettin? Ürkütücü olmalı...

Başlangıç için genelde yatay mağaralar tercih edilir. Ama Bozkır Mağarası, dikeydi. Bu tür mağaralarda aşağı doğru hareket etmeyi, bağlantı noktalarını geçmeyi bilmelisiniz.

Ayrıca teknik malzemelere aşina olmanız beklenir. Çevrenizi görmediğiniz karanlıklara girmek çok ilginç geldi bana. Serin bir karanlıkta ilerlemek etkileyiciydi. Siz ve kafa lambanızın ışığı dışında kimseyi görmüyorsunuz. Ama arkadaşlarınızın sizden ilerde ya da geride olduklarını biliyorsunuz.

Yeraltı gölleri, galeriler, yarasalar... 

Karanlık dışında neler var mağarada?

Girdiğiniz mağaraya göre değişir ama karşınıza birçok yapısal özellik çıkar: Galeriler, yarıklar, çukurlar, yeraltı gölleri ve nehirleri, sarkıtlar-dikitler...

Ve tabii yarasalar...

Kimbilir ne kadar ilginç şey yaşamışsındır o karanlıklarda.

Konya’daki Bozkır Mağarası’na bir oğlak girmiş. Günlerce çıkamamış oradan. Çobanlar biz yardım istedi, mağaraya girip kurtardık hayvanı. Köylüler de bize yemek ikram etti.

Başka bir dünyaya girdiğiniz için çok şaşırdığınız şeyler oluyor elbette. 2010’da, Kayseri’deki Çam Düdeni Mağarası’na keşif amaçlı gitmiştik. Yeni keşfedilen, bütünü tanımlanmamış dikey bir mağaraydı.

Dar bir bölümden 80 metre indikten sonra devasa bir karanlık boşlukta asılı kaldık. Derinliğini anlamak için aşağı taş attık, tuhaf bir kükreme sesi geldi. Müthiş ürkütücüydü. Çıkan seslerden çok derin bir mağara olduğunu anlamıştık.

Vay canına! Kükreyen bir mağara! İnmeye devam ettin mi?

Türkiye’nin en uzun mağaralarından biridir Çamdüden. O keşif gezisinde 150 metre indik. Sonsuz ve karanlık bir boşlukta sürekli iniyorsunuz... Gördüğünüz tek şey, çevrenizdeki karanlık.

“Boşluktaki hamakta iki gece uyudum” 

Derin bir mağarada ne kadar kalınabilir?

Planlamaya göre değişir. Bazen 1 hafta kalınabilir. Ben en uzun 2 gece kaldım. Mağaranın zemini ıslak ve çamurlu olduğu için çadırı duvara sabitlemiştik. Hamakta yatar gibi havada, yere değmeden, 2 gece uyumuştum.

Yeni mağaralar nasıl keşfediliyor?

Genellikle önce yüzey araştırmaları yapılır. Haritayı açar, hangi kulüp nereyi araştırıyor diye bakarız. Kendimize, araştırılmamış bir bölge seçeriz. Ayrıca muhtarlar, köylüler arar, mağara bulduklarını bize haber verirler.

Mağaranın içinde işler nasıl planlanır?

Gireceğimiz mağaranın özelliğine göre değişiyor. Ona göre malzeme alıyor, hareket planı yapıyoruz. Derin bir mağaraya giriliyorsa, orta noktada bir yaşam alanı oluşturuyoruz.

Mümkünse ayağımızın yere değdiği bir nokta olmalı. Malzemeler orta noktaya yığılıyor, karınca gibi çalışılıyor. Malzeme alınıp bırakılıyor, inilip çıkılıyor...

Kaybolmaya karşı balonlar ve diyafon

Mağara denilince akla kaybolma hikayeleri geliyor. Böyle bir şey yaşadın mı?

Genellikle yatay mağaralarda oluyor bu risk. Bol galerili ve birbirinden ayrılan yan yolların çok olduğu mağaralarda...

Reflektörler, balonlar koyarak kaybolmaların önüne geçmeye çalışırız. Dikey mağaralarda da diyafon benzeri bir telefon sistemi kurulur.

Kaybolma olaylarında neler yapıyorsunuz?

Ya ekipten deneyimli bir grup ya da irtibatta olduğumuz kurtarma ekipleri, olay yerine gelir. Zaten bir mağaraya girmeden önce jandarmaya haber verilmiştir. Ne zaman gireceğimizi, ne kadar süre sonra çıkmayı planladığımızı bildirmişizdir.

Başka ne tür sorunlar doğar?

‘Ampul olmak’ dediğimiz bir vaka var mesela. Mağarada iniş veya çıkış sırasında malzemelerin ve iplerin birbirine dolaşması...

Bazen ciddi sorunlara neden olur, acil müdahale gerektirir.

“Slovenya deneyimi zordu” 

Yurt dışı deneyimlerin oldu mu?

Yurt dışında 7-8 mağaraya girdim. Balkan kamplarına gittim, Romanya ve Slovenya’da kamplara katıldım.

Seni en çok zorlayan mağaralar hangileri?

Slovenya’da girdiğim mağara epey zorlu bir parkura sahipti. Çok dar ve spiral şekilli bir parkurdan aşağı doğru iniyorsunuz iki büklüm. Kendinizi iki kaya arasına sıkıştırıp inmelisiniz.

Sadece fiziki değil, psikolojik olarak da zorlayıcı bir mağaraydı. 60 metre bu şekilde indik. Toplamda indiğimiz mesafe 350 metreyi buldu. Bir arkadaşımız bir noktada takıldı, inemedi daha fazla.

Zaten 6 saattir uğraşıyorduk, rehberin tavsiyesiyle yukarı çıktık. Türkiye’deki zor parkurlar ise Çamdüden ve Keşdüden Mağaraları.

“Kadın dağcı sayısı daha fazla” 

Kaç mağaraya girdin şimdiye kadar? Favorilerin var mı?

50 civarında mağaraya girdim. Seçim yapmam zor ama Kahramanmaraş’taki Keşdüden, Kastamonu’daki Topmeydanı, aynı bölgedeki Dağlı Mağarası, Kırklareli’ndeki Dupnisa Mağarası, Konya’daki Bozkır Mağarası ilk aklıma gelenler.

Ülkemizde bu sporla uğraşan kaç kişi vardır?

Aktif olarak 300 kadar. Sanırım 40-50 kadarı ileri düzey, profesyonel mağaracı. Kadınların mağara sporuna ilgisi nasıl? İlginçtir, kadın mağaracı sayısı, erkeklerden fazla.

Kadınlar tehlikeden ve karanlıktan korkmuyor diyebiliriz. En keyifli mağara aktivitesi nedir senin için? Mağaradaki sularda botla ilerlemek çok keyiflidir. Kışın su seviyesi yükselince rafting de yapabiliyorsunuz. Bazen de ‘cadı kazanı’ denen oluşumlardan kayarak su göletlerine dalarsınız, çok keyif verir.

“ORADA ZAMAN DURUR”

Mağara senin için ne ifade ediyor?

Mağara; duran, kapalı bir ekosistem. Biz, zamanı oraya götürüyoruz. Bazen o mağarada ne kadar beklediğinizi bilemiyorsunuz. Orada sevdiğim en güzel şey; duran zaman. Orada çalacak telefon, işle ilgili kaygılar yok. Gece yatmak, sabah kalkmak diye bir şey yok. Tamamen kendi farkındalığına ve metabolizmana göre hareket ediyorsun.

Yeni başlayacak biri hangi malzemelere sahip olmalı?

Kişisel ekipmanları edinmeli: Yün çorap, yağmur çizmesi, uyku tulumu, kafa lambası, çakı...

Teknik ekipmanlar için kulüyler yardımcı olur.

(17.08.2013 tarihli Cumartesi Postası ekinden alınmıştır.)