'Kanser beni değil ben kanseri yakaladım'

Yakalandığı ve yendiği kanser, ona ilk kitabını yazdırdı: 'Aşkolsun Kanser'. Meral Tamer, kitabın adından anlaşılacağı gibi hastalığı sevimli bir sitemle atlattı ve anlattı

'Kanser beni değil ben kanseri yakaladım'

Röportaj: Seral Cumalı

[email protected]

Kanser olduğu halde gülmeyi, yaşamayı, iyimser kalmayı, mücadele etmeyi, üzülen yakınlarına teselli vermeyi başaran birini tanıyor musunuz? Hatta “Bu yaşta ne gelecek başıma Allah aşkına? Kızamık olacak halim yok ya!” diye espri yapmayı sürdüren birini?..

Biz tanıyoruz: Milliyet Gazetesi ekonomi yazarı Meral Tamer. Yakalandığı ve yendiği kanser, ona ilk kitabını yazdırdı: ‘Aşkolsun Kanser’. Meral Tamer, kitabın adından anlaşılacağı gibi hastalığı sevimli bir sitemle atlattı ve anlattı.

Kanser üzerine olunca kasvetli bir kitap bekliyor insan ama okurken kanseri önemsemiyor, hatta moral buluyorsunuz. Her şeyi böyle mi karşılarsınız?

Evet. Başka türlü davransaydım hayatta kalamazdım herhalde. İster istemez “Daha ne yapmak isterdim?” diye düşündüm ama istediğim herşeyi yapmışım. “Gazete yazılarına aynı çerçevede başlamak zor geldi. İki ay başlayamadım. Hastalığım sırasında öyle aykırı davranıyordum ki Osman (Meral Tamer’in hayat arkadaşı gazeteci Osman Ulagay) hastalık konuşmayı hiç istemez ama herhalde bir kilit açmak istedi ve kanserle ilgili Milliyet’teki diziyi yazmamı önerdi.

Neydi davranışlarınızdaki aykırılıklar?

Bana “Geçmiş olsun” diyenleri, doktorları, Osman’ı ve kızım Doğa’yı şaşırtıyordum. Telefon açan, ziyaretime gelenler çok kederliydi. “Bu senin başına nasıl gelir? Hayata hep güzel bakarsın” diyorlardı. “Benim başıma vahim bir şey gelmedi, üzmeyin canınızı” diye teselli ediyordum. Doktorlarım da çok şaşırdı. Göğsümde kanseri bulan Cihangir Karaarslan sakinliğime şaşırdığını hep anlatır. Aslında huzurlu bir tip değilim. Ama işlemler arasında sıramı beklerken Sudoku oynuyordum.

 “Kanser benim başıma niye geldi?” diye hiç düşünmediniz mi?

Bu yaştan sonra ne gelecek başıma Allah aşkına? Kızamık olacak halim yok ya? Üstelik başıma usturuplu şekilde geldi; mamografide yakalandı, minicikti, kemoterapi olmam gerekmedi. Alındı, radyoterapi gördüm. 

“Kansere teşekkür borçluyum” diyorsanız, neden?

36 yıl gazetede köşe yazarlığı yapıp da kitabı olmayan benden başka kimse yoktur. Bu inadımı kırdığı için teşekkür ediyorum. İkincisi, hastalığım sırasında o kadar güzel sözler işittim ki, bunlar genellikle kişinin öldükten sonra arkasından söylenen şeylerdi. “Bundan böyle ekonomi yazmak istemiyorum”

Kitaba aktarmadığınız neler var?

Bana “Radyoterapi seansları çok moral bozucudur, onun için fazla insanla karşılaşmayacağın saatte randevu al” dediler. Aslında hiç öyle olmadı. Orada şunu gördüm: Kanser hastalarının hepsi, hangi aşamada olurlarsa olsunlar, hayatı çok seviyorlar. Hepsi hayata bağlı, iyimserdi. Hiç karamsar, “Öldüm, bittim” diyen birini görmedim.

Ne konuşuluyordu?

Hastalıktan değil, hayattan konuşuyorlar. Hastalıktan sonra hayatın anlamı artıyor. Yaşadığınız her dakikanın keyfine varmaya çalışıyorsunuz. Diyaloglar hep öyleydi.

 “Kanserden önce ve kanserden sonra” diye hayatınızda net bir ayrım oldu mu?

Kanserden sonra ekonomi yazmak istemiyorum, ekonomi toplantılarını izlemek istemiyorum.

Neden?

AK Parti iktidarından sonra yeni bir sermaye grubu oluştu, orada bir hareket var. Ama TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) eskiden iktidarlara karşı muhalefet bayrağını açmış, heyecanlı bir topluluktu, yaşlandı, heyecanı yok. Artık TÜSİAD’taki heyecansız toplantıları izlemeyeceğim. Müslüman- muhafazakar sermaye grubunun toplandığı MÜSİAD’ı da izleyemem, çünkü geçmişim aynı değil, aynı dili konuşmuyoruz.

Peki ne yapacaksınız?

Büyük toplumsal olaylara dikkat çekeceğim. Bundan sonra bayraktarlığını yapacağım şey, meme kanseri konusunda mücadele. Baş sloganım “Kansere yakalanmadan önce siz kanseri yakalayın”! Ben kendimi kanseri yakalamış sayıyorum. Böylece kanserin ürkütücü, korkutucu olmadığını öğrendim.

(Bu röportaj 23.10.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

3