Yeni Yazısı > Kamuniak; bir Kenya efsanesi - 30.10.2010

Kamuniak; bir Kenya efsanesi
30 Ekim 2010

Belgesel kanallarını seyretmiyorsanız, hele ki çocuklarınıza seyrettirmiyorsanız, ailece çok şey kaybediyorsunuz! ‘Bir Dişi Aslanın Yüreği’ isimli belgeseli ilk yayınlandığında kaçırmışım. Tekrarına rastlayınca ayrılamadım ekrandan. Duygusal bir şekilde seyrettim bu olağanüstü çekimi, belgeseli, yakınlaşmayı... Dişi aslanın adı: ‘Kamuniak. ‘Kutsanmış olan’ anlamındaymış.

Kamuniak, 3 yaşında, yeni ergenliğe ulaşmış bir dişi aslan... Yavrusu ise yeni doğmuş bir antilop yavrusu! Kamuniak’dan korkan anne antilop, yavrusunu bırakıp gidince Kamuniak onu evlat ediniyor. Hatta annesinin bazen gelip emzirmesine ve yavru ile oynamasına da ses çıkarmıyor. Uzakta duruyor. Ne anneye ilişiyor, ne yavruya... Ama anne gelmediğinde Kamuniak yavruyu besleyemediği için küçük antilop besinsiz kalıyor.

Yavruyu bırakıp ava çıkmak istemediği için Kamuniak da güçten düşüyor. Yine de, yavru antilobu diğer yırtıcılardan korumak için elinden geleni yapıyor. Puma ile bile kavga ediyor ve onu yavrusunun yanına yanaştırmıyor. Ta ki Kamuniak yavruyu da alıp nehre, su içmeye gittiği güne dek... O gün Kamuniak yorgunluktan uyuyakalıyor. İşte o zaman bir erkek aslan, küçük antilopu bir çırpıda parçalayıp yok ediyor. Kamuniak uyanıp müdahalede çok geç kaldığını fark ettiğinde, ancak bir annenin duyabileceği bir yas yaşıyor.

Ağlayarak erkek aslanın çevresinde dolanıyor, sonra da ormanın derinliklerinde kayboluyor. Doğanın bir aslana verdiği annelik duygusunun büyüklüğüne şaşırmamak mümkün değil. Kamuniak’ın olağanüstü hikayesi bu kadarla da kalmıyor.

Belgeselciler, Kamuniak’ın o günden sonra en az 6 antilop yavrusunu daha evlat edindiğini ıspatlıyor. Kamuniak, Kenya’da son olarak 2004 yılında görülmüş... Sonra kendisinden haber alınamamış. O zamandan beri hikayesi bir Kenya efsanesi... Doğa mucizelerini kaçırmamak için belgeselleri çocuklarınızla beraber izleyin. İnsan yenileniyor, hafifliyor.

Ağır yüklü yürekler

Zordur ağırlığı taşımak... İnsan en kısa zamanda, refleks olarak sırtından indirmek ister ağırlığı.

Hamallığı meslek olarak yapanlar yüke mecburdur. Sırtları bükülene dek, taşır, taşır, taşırlar...

Yüreksel yük ise, taşınamaz bir ağırlıktır.

Sırtı bükmez ama canın ferini söndürür. Gözler önce fevri, sonra fersiz bakmaya başlar.

Akıl dolapbeygirine biner, donmuş kan akmaz damardan, surat bembeyaz kesilir.

Yemek içmek olmayınca yuvalarından fırlamış göz bebekleri yüreğin acısını haykırır.

Ruh, karanlığı konuk eder.

Yüreğin ağırlığı o kadar çekilmez olur ki, Van Gogh’a kulak kestirir, Guy de Maupassant’a ‘Ölüm Kadar Acı’yı yazdırır, kendinden kaçabilmek için enginlere yelken açtırır...

Kaçış bazen tekneyle, bazen trenle, bazen yaya olur. Ama hep bir sırt çantası ile...

O çantanın yükü artık göğüse sığmayan yürektir.

Atış temposu ‘’yaşam yaşam’’ diye değil, ‘’ölüm ölüm’’ çarpan yürek...

Akıl desen, yüreğin çaresizliğini düsünmekten sarhoş, kendi labirentinde kayıp!

Yüreğin ağırlığı yenmiş aklı...

Tek çıkar yol, ağır yükü indirmektir yürekten. Gevşetmektir akıl ile yürek arasındaki ipleri...

Düşünme artık ‘’Akıl’’, rahat bırak ‘’Yüreği’’!

Ağlatır ağır yürekler beni... ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ misali...

Tüm ağır yüreklerin hafiflemesi dileğiyle...

Okullara ‘renk’ gelsin!

Üçüncü sınıfa giden oğlum, haftayı Marc Chagall’ın tablolarını araştırarak geçirdi. Okulunda yeni başlayan bir uygulama kapsamında her ay bir ressamın eserlerini inceliyorlar, sanatçının hayatının önemli olaylarına değiniyorlar. Resim dersini ‘hayatın rengi ve genel kültürün öğesi’ olarak ele alan öğretmenleri sayesinde çocuklar hem öğreniyor, hem eğleniyor. Türk ve yabancı diğer ressamlar da sırada. Dileğim, bu uygulamanın tüm okullara yayılması...

Fırsat eşitliği

Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Anamur’a kadar tüm çocuklarımız en azından bir derste renklere doysun! Bu dilek elitist bir yaklaşım değildir, istersek yapılamayacak kadar zor da değildir. Ülkemizde sanatı sosyoekonomik şartlara bağlı olmaktan çıkararak, genel kültürün pek çok kapıyı açtığı bir dünyaya çocuklarımızı hazırlamamızı sağlayacak fırsat eşitliğidir.

(23.10.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)