Kadınlar siyaset yapsa ne olur?
05 Aralık 2009

İki gündür Ankara’daydım. Hatta perşembe günü de TBMM’deydim. 5 Aralık, 75 yıl önce “Kadına seçme ve seçilme hakkının veriliş” yıldönümüdür. Konuyla ilgili ilk toplantı, daha önce de yazmış olduğum gibi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Parlamento Muhabirleri Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen ve “Medyanın Siyaset yapan kadınlara bakış açısını” konu alan ve TBMM çatısı altında düzenlenen bir paneldi. Tüm gün süren ve tüm siyasi partilerden milletvekili kadınların, İspanya ve İsveç’den gelen yabancı konuşmacıların söz aldığı paneli TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ve Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da açsa, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyon Başkanı Güldal Akşit bütün gün izlese de medyada yer bulamayacağını söylemiştim. Öyle de oldu. Gündem o kadar dolu ki! Kadınların siyasete katılmasına sıra mı gelir? Zaten açış konuşmasında TBMM Başkanı Şahin ne diyor: “Siyasete giren kadınların sayısı artarsa sorunlar çözülecek mi, tartışın bakalım!” Hani münazara konusu gibi, çözülür diyenler mi daha iyi savunacak, yok canım, kadınlar neyi değiştirecek diyenler mi? Meclisin en tepesindeki yöneticinin görüşü bu olursa toplumun en altındaki insanın tavrı ne olur ki, kadınlar meclise girse ne olacak, girmese ne olacak? Bizi ilgilendirmiyor ama İsveç’i ilgilendiriyor ki toplantının finansmanını onlar yapmış, Birleşmiş Milletler organize etmiş, bir çok konuşmacı da başka işlerini bırakıp gelmişti. Ama DSP milletvekilinin söylediği de ilginçti, komisyon toplantısındaymış, arkadaşına aşağıda önemli bir toplantı var, kadınların siyasete katılımı, ben ona gideceğim, siz de gelin, demiş, beni ilgilendirmiyor yanıtını vermiş milletvekili arkadaşı! Toplumun yarısını oluşturan kadınların siyasete katılması kimseyi ilgilendirmiyor mu gerçekten? Hülya Avşar olsaydı o milletvekili kadınların yerinde, ya da Müjde Ar, ve o sivri laflarından birini söyleselerdi, kesin ilgilendirirdi, medyada da yer bulurdu! Hatta parlamentoya da Selma Kavaf ya da Güldal Akşit değil onlar girmeli ki millet şenlik görsün!

Askerin kıymetini ABD biliyor

İşine yarayacaksa gel, yaramayacaksa git vaziyetinde, askere bakış açısı. Şimdi asker yine kıymete bindi. ABD, Afganistan’da savaşmak için Türk askeri istiyor! ABD’nin Türkiye’den ilk asker isteği Kore içindi. O dönemin Menderes hükümeti, NATO’ya girme hevesi içinde, TBMM’den bile geçirmeden, “gönüllü” adı altında topladığı bir askeri birliği apar topar Güney Kore’ye yollamış, askerlerimiz denizde aylar süren yol yorgunluğunu atamadan kendilerini Kunuri Savaşı içinde bulmuş ve Çin’in bir gece ansızın dahil olduğu savaşta, bozguna uğrayan Amerikan askerlerinin geri çekilişini sağlamak için ağır kayıplar vermişlerdi. ABD, Türkiye’yi NATO’ya alarak ödüllendirdi bu “dostluğu”. Sonra da Marshall yardımıyla! Kuzey Irak’a askeri müdahaleye katılmayan Türk Ordusu’nu ise daha sonra cezalandırdı. PKK’yla savaşmasına izin vermeyerek, başına külah geçirerek ve hatta “başına çorap örerek”! Psikolojik savaşın niye ve nasıl sürdüğü malum. Gerçi yurt dışındaki en iyi markamız olan TSK, gerek Kosova’da, gerek Afganistan’da, gerek Somali açıklarında barış gücü olarak bulunuyor, ama “muharip” savaşan asker olmaya yanaşmıyor. Hükümetin de bu yönde bir kararı var. Ne ki ABD, Afganistan’da Taliban’a karşı bir ilerleme kaydedemediği için askerlerini geri çekmek bir yana, sayısını arttırmak ve bu macerada yalnız kalmamak için müttefik ülkelerin de kendisine katılmasını istiyor. Başbakanın ABD gezisinde bu isteğin Obama tarafından yineleneceği biliniyor. Ama kamoyunun tepki göstereceği bilinen konuda hükümet de soğuk. Daha şimdiden “muharip asker gönderilmeyecek” demeçleri veriliyor. Kore’de ölenlerin bile hesabı verilmemişken, başımıza bir de Afganistan çıkarmasınlar, hatta kendileri de çekilsinler, orası ikinci bir Vietnam olmadan! Taliban’ı kim yarattı, Afganistan’ı Rus etkisinden kurtaracağım derken köktendincilerle iş birliği yapan Amerika değil mi? Frankeştaynını yaratan, sonra da onunla mücadelede zorlanıyor, gelinen durum bu!