'Kadın gibi hissedin, elbise giyin'

'Kadın gibi hissedin, elbise giyin'

Diane von Furstenberg, İstanbul’da mağaza açan dünyaca ünlü modacılardan sonuncusu. Birçok dev marka gibi o da Demet Çetindoğan Sabancı’nın liderliğinde DEMSA tarafından Türkiye’ye getirildi. Bu markanın dünya çapındaki önemi dışında Türkler için ayrı bir önemi de var. Çünkü Diane von Furstenberg’in desen tasarımcılarından biri, 24 yaşındaki bir Türk, Nazlı Soylu. İki yıldır ünlü modacıyla çalışan Nazlı Soylu, genç yaşına rağmen markanın şal ve eşarp koleksiyonunun da başında... ABD’den Japonya’ya dünyadaki pek çok ülkede 38 mağazası bulunan Diane von Furstenberg’in Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’nde açılan mağazası; İstanbul sosyetesinin şık hanımlarının en gözde uğrak yerlerinden... Açılış için İstanbul’a gelen ve, “Ben de, markam da, Türk kadını da çok dişi. Kıyafetlerim bu yüzden Türk kadınına çok uygun; İstanbul’dan fazla uzak kalamazdım” diyen ünlü modacının hayat hikayesi giysilerinden daha ilginç... Diane von Furstenberg’i bütün dünya yarattığı elbiselerle tanıyor. Aslında müthiş bir hikayesi olan, olağanüstü bir hayat yaşamış, son derece ilginç bir kadın o... Annesi, Nazi kampından kurtulmuş bir Yahudi, bugün ayrılmış olsa bile hala soyadını taşıdığı eşi Egon von Fürstenberg ise prensti. Konsantrasyon kamplarından prensesliğe uzanan bu yaşam öyküsü Belçikalı bir Yahudi olan annesi Lily Nahmias’la başlıyor... Lily Nahmias, 1944’te Naziler tarafından yakalanıp kampa gönderildiğinde 19 yaşındaymış. Savaşın sonuna kadar birkaç farklı Nazi kampında büyük zulüm görmüş. Hayatta kalmayı başarmış ama kamptan kurtulduğunda 28 kiloymuş. Bir yıl sonra erkek arkadaşı Leon Halfin ile evlenmiş. Bir süre sonra hamile olduğu anlaşılmış ama zayıf vücudundan dolayı hep karnında taşıdığı bebeğin yaşamayacağını düşünmüş. Oysa yanılmış... Karnındaki kız bebek 31 Aralık 1946’da Brüksel’de dünyaya gelmiş ve adını Diane koymuşlar, Diane Halfin... Nazi kampından kurtulmayı başarmış bu annenin kendisi gibi dirençli kızı Diane’nın da kendi büyülü yaşam öyküsünde birçok kez küllerinden doğacak kadar güçlü olması elbette şans değil... Zaten kendisi de bu durumu şu sözleriyle özetliyor: Annem kamplarda kurban olmayı kesinlikle kabullenmedi. Bu nedenle ben bir Holokost (Nazilerin II. Dünya Savaşı’nda Yahudi’lere yaptığı soykırımın adı) kurbanının değil, Holokost kurtulanının kızıyım!

Prensle evlilik

Savaş sonrası Belçika’da yaşam çok zorlu ve sıkıcıydı. Üstelik Diane’nın çevresindeki herkes sarışındı. Bir tek bu küçük kız esmer tenli, kıvırcık siyah saçlıydı. Çocuk olmaktan nefret etti. Oralardan kaçmak, uzaklaşmak istiyordu. Bunu daha 13 yaşındayken yaptı da. İngiltere’de aslında yine sıkıcı bir okula gitti ama o yılların daha da sıkıcı olan Belçika’sına bir daha geri dönmedi. Diane von Furstenberg, okul hayatına Cenevre’de ekonomi eğitimi görerek devam etti. Bu sırada Alman prens Eduard Egon Von Fürstenberg’le tanıştı. Diane hamile kaldığını anladığında prense telgraf çekerek bu hamilelikten kurtulmanın yollarını araştırmasını istedi. Prens ise bu telgrafa yanıt olarak Diane’ya evlenme teklifinde bulundu. Prens Egon Von Fürstenberg’le evliliği ona ‘prenses’ ünvanı kazandırdı. Henüz yeni evliydi. 23 yaşında çizimler yaparak çalışmaya başladı, 25 yaşına geldiğinde bu alanda ün sahibi olmuştu. New York jet sosyetesinde kendine önemli bir yer edindi Diane von Furstenberg. Amerika’ya giderken yanında götürdüğü numuneler çok başarılı olunca önlenemez moda kariyeri de başlamış oldu. “Moda kaderimdi” diyen Diane’nın prensle evliliği uzun sürmedi. Ama Von Fürstenberg soyadını kullanmaya devam etti.

Küllerinden yeniden doğdu

Diane von Furstenberg ikinci evliliğini Amerikalı Barry Diller ile yaptı. Bu evlilikten peşpeşe iki çocuğu oldu. Anneliği sevdi ama bir süre sonra işine daha sıkı sarıldı. Ve 1976’da ünlü Amerikan dergisi Newsweek’in kapağındaydı. Ancak fazla büyüdüğü için kontrolü kaybetti ve işler kötüye gitti. Diane von Furstenberg uzun bir süre moda işine ara verdi. Bir gün, eskiden yaptığı elbiselerin genç kızlar tarafından çok beğenilip ikinci el mağazalardan yüksek fiyatlara alındığını görünce küllerinden yeniden doğdu ve moda dünyasına hızlı bir dönüş yaptı.

Kruvaze ve jarse elbiseleri yarattı

Ünlü modacı Diane von Furstenberg, kruvaze (ön parçaları birbiri üzerine gelen) elbisenin mucidi olarak da tanınıyor. Kruvaze elbise özellikle çalışan kadınların en sevdiği model olarak moda dünyasında çoktan bir klasik haline geldi. Fürstenberg’in 1972 yılında “Kadın gibi hissedin, elbise giyin,” sloganıyla piyasaya çıkardığı pamuklu jarse elbiseler, bugün modadaki en önemli kadın özgürlük hareketlerinden biri olarak tanımlanıyor. Elbiselerini ‘dişi’ olarak tarif eden Diane von Furstenberg’in sıkı takipçileri arasında Uma Thurman, Gwyneth Paltrow, Jennifer Lopez, Sienna Miller, Blake Lively, Beyonce ve Heidi Klum yer alıyor. Diane, tasarladığı kıyafetleri giyenleri; “DVF giyenler, kadınlıklarıyla gurur duyan kişiler. İster iş, ister aile yaşantısı olsun; kendini dünyasına adamış kadınlar. Cesur ve hareketli hayatı olan kadınlar” diye tanımlıyor. Bu sezon onlara hayvan desenli, grafik floral desenli elbiselerle bele oturan ceketler sunuyor. “Tavır her şeydir” diyor ve kadınsılığın formülünü veriyor o kadınlara. Bugün 64 yaşında olan bu çalışkan kadın için kendi deyimiyle “Otel hayatı ev hayatından daha tanıdık.” Çünkü işi için bütün dünyayı dolaşıyor. En büyük ilham kaynağı da seyahatleri. Diane von Furstenberg, modayı ise şöyle tanımlıyor: “Moda her zaman, içinde yaşadığımız zamanın bir yansıması ve toplumun aynası olmuştur. Buna rağmen gizemini koruyan bir şey bence. İçinde bulunduğunuz çağdaş dönemin ve zamanın ruhunun giyiminize yansımasıdır moda; insanların kendilerini karşılarındakilere sunma biçimidir...”