Yandex.Metrica
İyi yönetilen bir kriz atlattık...
26 Haziran 2012

Geçen cuma, Kanal D Ana Haber’e az bir süre kala, Deniz Arman aradı. Zaten sabahtan beri, düşen uçak konusunda beni uyarıyor “Bu işin içinden garip işaretler çıkıyor” diyordu. Sonunda işin içinde gerçekten bir şeyler olduğu ortaya çıktı. İlk gelen haberler ve ilk resmi açıklamalar çok karışıktı. Bizim uçağımız Suriye karasularına girmişti, ancak ne kadar girdiği söylenmiyordu. Kaç uçak olduğu bilinmiyordu. Suriye ise verip veriştiriyor, buna karşılık bizim yetkililerimiz alttan alıyor ve “soğukkanlılık tavsiyesinde” bulunuyorlardı.

Kamuoyundaki izlenim, pek haklı olmadığımız için, alttan aldığımız şeklinde yaygınlaştı. Anlayacağınız, Cumartesi gününü bu karmaşa ile geçirdik. Ben de “Suriye topraklarında ne işimiz var? Oralara gidersek adamlar vurur tabii” diyenlerdendim. Pazar günü Davutoğlu’nun TRT’deki söyleşisiyle birlikte durum netleşti. Ben de resmi daha doğru görebildim. Kamuoyundaki kafa karışıklığı bitti. Özetle, ilk iki günlük süre hariç, Ankara krizi gayet iyi yönetti. Ne beklentileri arttırdı, ne savaş çığlıkları attı, ne de sonuç alamayacağı işlere kalkıştı.

[[HAFTAYA]]

Hele bundan önceki krizlere bakılacak olursa, soğukkanlı bir yaklaşım sergilendiği gibi, hemen uluslararası kamuoyunu kontrol etmeye yönelik haklı olduğumuzu gösterecek bir kampanyaya girişildi. Eğer aranızda hala savaş çıkmasından korkan varsa, vazgeçin. İşin sıcak yönü Davutoğlu’nun konuşmasıyla birlikte zaten Pazar günü bitmişti. Bundan sonrası artık laf kalabalığı olacak... Ancak bir noktayı da gözden kaçırmayalım: Bu olay, Suriye ile her an bir çatışma çıkabileceğini de gösterdi...

Muhalefet de ilk kez göz yaşarttı


Muhalefet de bu krizde örnek bir tutum sergiledi. Doğal olarak, kamuoyunun beklentisi muhalefet liderlerinin iktidar partisini yerden yere vurmasıydı. Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan’ı ülkeyi küçük düşürmekle suçlaması bekleniyordu. Hep buna alışmıştık. Ne olursa olsun, iktidarı eleştirme alışkanlığı bu defa işlemedi. Kılıçdaroğlu ilk adımı attı. Verdiği ilk demeçle birlikte son derece sağduyulu davrandı ve muhalefetin tonunu ayarlamış oldu. Ardından da Bahçeli ve Demirtaş geldi. Aslında olması gereken buydu, ancak yıllardır horoz dövüşüne öylesine alıştık ki, normalini gördüğümüz zaman şaşırıyoruz. Tabii muhalefetin bu tutumunda, hem Türkiye’nin haklı durumu, hem de iktidarın zaman geçirmeden bilgilendirme çabası da önemli rol oynadı.

Bu bir kaza kurşunu olamaz mı?


Suriye’nin silahsız bir Türk eğitim uçağını düşürmesi hakkında binlerce teori üretildi. Hepsinde belirli bir mantık yapısı var. Bir bölümü de komplo teorilerine bağlı. Ankara’nın elindeki veriler, uçağımızın kasten vurulduğunu gösteriyor. Kimine göre, Suriye, sırtını Rusya’ya dayayıp, Türkiye’ye meydan okudu. Bu olayın arkasında da, Türkiye’nin enerji açısından bağımlı olduğu, Rusya ve İran var. Suriye’yi bilen bir insanım. Bürokrasisinin nasıl çalıştığını, kararların nasıl alınduğını bilirim.

Ayrıca, Esad’ın bugün içeride karşı karşıya kaldığı muhalefeti de düşünürsek, bu olayın bir “Kaza” olabileceğini düşünenimiz çok az. Suriye neden Türkiye’yi kışkırtsın? Üstelik Esad, bu konularda ne kadar duyarlı olduğumuzu ve ona en büyük zararı bizim vereceğimizi çok iyi bilir. Türkiye ile girilecek bir savaşın, içerideki muhalefeti daha da ateşleyeceğini de gayet iyi hesap eder. Bu açıdan bakıldığında, bu olayın bir kaza kurşunu olabileceğini de hesaba katmakta yarar yok mu? Unutmayalım ki, Suriye ordusunun tarihi, bunun gibi sayısız yanlış emir, yanlış anlama ve kaza kurşunu sonucu içine düşülmüş olaylarla doludur. Tamam, haklıyız ve hakkımızı arayacağız. Ancak madalyonun bir diğer yanını da gözden kaçırmayalım.

Hafta sonu olunca medya pek çığlık atamadı

Yine aramızdan savaş çığlığı atanlar çıktı... Yine bildik bilmedik, abuk sabuk yorum yapanlar da oldu, uçağımızın vurulduğunu, hemen harekete geçmemiz ve “Bu heriflere haddini bildirmemiz” gerektiğini söyleyen “Savaşçılar” eksik olmadılar, ancak genelde medya bu defa nasıl olduysa daha bir sakindi (!) Belki de hafta sonu rehavetinden. Ya da Ankara’dan gelen sinyallerin yumuşaklığından kaynaklanmış olabilir. Ne olursa olsun, birkaçı dışında genel bir sağduyu durumu galip geldi. Hele geçmiş krizlerle karşılaştırdığımızda, bu defa göz yaşartıcı bir tutum sergilendi. Gazetelerin birinci sayfalarında benim en beğendiğim POSTA ve ilk günkü manşetiyle Milliyet oldu.

POSTA, son olaylardaki birinci sayfalarıyla herkese nal toplattı. Diğer, en zamanlı ve güzel yayın, Davutoğlu’nun TRT’deki söyleşisiydi. Dışişleri Bakanı gayet inandırıcı konuştu. Bence daha da önemlisi, söyleşiyi yapan TRT Haber Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Böken’di. Aslında, Davutoğlu o kadar hazırlıklıydı ki, Böken’in soru sormasına dahi gerek yoktu. Buna rağmen, gayet açıklatıcı ara sorularla durumun netleşmesine yardımcı oldu. Bu defa haber kanallarının refleksleri de çok iyiydi. Davutoğlu söyleşisi TRT’de başlar başlamaz, hepsi canlı bağlandılar ve ardından da uzman yayınlarına geçtiler. Kanallar arasında benim göz ağrım olduğu için CNN TÜRK’ü tercih ettim.